Trump mı, Erdoğan mı?

09 Ağustos 2020 Pazar

Okumak için Türkiye’den Amerika’ya gelen ya da burada kendine bir hayat kuran gençlerle konuşuyorum birkaç haftadır. COVID-19 sürecini New York’ta nasıl geçirdiklerini, artan işsizlikten ve BLM (Siyahların Hayatı Önemlidir) protestolarından nasıl etkilendiklerini anlatıyorlar.

Dünyanın diğer büyük kentlerinde olduğu gibi klostrofobik bir ortamın içinde bulmuşlar kendilerini. Gökdelenlerin arasında nefes almak iyice zorlaşırken, yalnızlaşma duygusu ağır basmış.

Evden çalışmaya başlayanlar en azından işsiz kalmadıkları için şükrederken, işsiz kalanlar için hayat zorlaşmış. Esnaf olanların bir kısmı işyerini kapayarak, devlet yardımıyla idare etmeye çalışırken çıkış yolu aramaya devam ediyor. Ama işsizliğin boyutlarının 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ndaki seviyeye ulaştığını düşününce umudunu koruyabilen pek kimse yok.

BLM protestolarını dışarıdan izleyenler de var, eylemlerin içinde yer alanlar da. “Irkçılık nerede olursa olsun, adalet isteyen herkesin mücadele etmesi gereken bir insanlık suçu” diyenler, “Burada henüz vatandaş değilim, başımın belaya girmesini istemiyorum” diyerek geri duranları eleştiriyor.

Barışçıl protesto herkesin hakkıysa başınız niye belaya girsin” diye sorunca, “Burası artık bildiğiniz Amerika değil; insanların plakası gizlenen FBI araçlarıyla toplanıp bilinmeyen yerlere götürülebildiği bir ülke. Üstelik Trump iktidarının göçmenlere ve Amerikalı olmayanlara karşı tutumu malum; bizi atmak için bahane olur, adli sicil kaydımız olursa iş bulmak da hayale dönüşür” diyorlar.

Amerika’ya “çalışan herkesin bir gün rüyalarını gerçekleştirebileceği fırsatlar ülkesi” diye umutla geldiklerini ama COVID-19’lu Trump Amerikası’nın fiyaskoya dönüştüğünü anlatıyorlar.

***

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna hiçbiri “evet” demiyor. Vatandaşlığı alanlar, ABD’de daha az parayla geçinebilecekleri ufak yerleşim bölgelerine taşınacaklarını ama Türkiye’ye dönmeyeceklerini söylüyor.

Diğerlerinin yeşil kart almak ya da vatandaş olabilmek için avukatlara bir ton para ödemesi gerekse de, Türkiye’de yaşananları gördükten sonra kimse dönüşe istekli görünmüyor. “Sokakta yürürken tecavüze uğramak ya da bir sapık tarafından öldürülmek için mi döneceğim!” diyor bir kadın.

Her biri kendi açısından Türkiye’de en temel haklarının olmadığından yakınıyor. Biri eşcinsel olduğunu söyleyip devam ediyor: “Her yıl Onur Yürüyüşü sırasında İstiklal Caddesi’nde coplanmak istemiyorum. Yeterince dayak yedim.”

***

Çarpıcı bir soru ile bitiyor konuşma: “Trump mı, Erdoğan mı?”

Bir sessizlik oluyor; sonra herkes kendince son noktayı koyuyor.

“Trump ve partisi ırkçı. Türkiye’de iktidar ise farklı mezhepten olanlara bile düşmanca tavırla yaklaşıyor. Cemevlerine hâlâ ibadethane statüsü verilmedi.”

“Amerika’da kapitalizm acımasızca yoksulları, işçileri ve göçmenleri eziyor. Türkiye’de farklı mı? Trump, sermayenin temsilcisi. Erdoğan farklı mı?”

“Amerika’da demokrasi yok, adalet sorunu var. Seçimi kim kazanır bilmiyoruz ama en azından henüz tüm yollar tıkalı değil. Türkiye’de durum daha kötü.”

“İkisi de tabanını sağlamlaştırmak için dini siyasette araç olarak kullanıyor. İkisi de toplumdaki kutuplaşmayı artırıyor. İkisi de siyaset dilini kabalaştırıyor.”

Çarpıcı soruya dönersek... Fark ediyorum ki kimse seçim yapmıyor; hepsi liderler arasında “fark yok” diyor.

***

Yurtdışında yaşayanları Türkiye’ye dönme fikrinden uzaklaştıran en önemli nedenler, işsizlik ve yaşam tarzlarının gericiliğin ablukası altına alınması.

Farklı bir kıtada kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışırken...

Her gün kadınların katledildiği,

Sürekli laik Cumhuriyet hedef alınırken muhalefet partilerinin bile dincilerden oy kapma umuduyla sustuğu,

Siyasetin din ekseninde şekillendiği,

Adalet mekanizmalarının tarikat ve cemaatlerin elinden kurtulamadığı,

Adam kayırmanın, yolsuzluğun tavan yaptığı Türkiye için kaygı duyuyorlar.

***

Bir yandan bireysel yaşam mücadelesi...

Diğer yandan toplumsal adalet talebi...

Orada ya da burada, amaç, onurlu bir yaşam.

Bunun için gereken hakça sistemin önünü tıkayanlar ise Trump, Erdoğan ve onların türevi neo-liberalizmin hizmetindeki siyasetçiler. Farktan çok ortak yanları var!

Not: Bugün New York’ta, İstanbul Sözleşmesi’ne destek olmak ve kadın cinayetlerine tepki göstermek için 12.00 - 14.00 arasında protesto gerçekleştirilecek. Buradan da duyurmuş olayım; ayrıntıları salı günkü yazımda anlatırım. Adres: 10 Columbus Circle.


Yazarın Son Yazıları

Gazeteci taraftır 15 Eylül 2020
Tarikatlar kapatılsın! 6 Eylül 2020
Mahalleler 30 Ağustos 2020
Bitmeyen cinayet sezonu 25 Ağustos 2020
Trump mı, Erdoğan mı? 9 Ağustos 2020