"Cumhuriyet’i susturma operasyonu dosyası”nı açıyoruz: Kumpas böyle başladı...

Yaklaşık 7 ay önce FETÖ sanığı bir savcı tarafından Cumhuriyet’i susturma operasyonunun düğmesine basıldı. Gazetemizin 13 yönetici ve yazarı, ‘kaçma şüphesi’, ‘delilleri karartma’ gibi gerekçelerle ve ‘kes yapıştır’ kararlarla cezaevinde tutuluyor. Aylar sonra ortaya çıkan iddianamede laiklik, demokrasi gibi Cumhuriyet değerlerini savunan gazetemiz ve arkadaşlarımız, dinci bir örgüte yardım etmekle suçlandı! Savcı, haberleri ve köşe yazılarını ‘delil’ olarak sundu.

20 Mayıs 2017 Cumartesi, 21:34
Abone Ol google-news

Savcı konuştu, yargıç mührü bastı, “Cumhuriyet’in yönetici ve yazarlarının evlerinde arama yapın, kendilerini de gözaltına alıp nezarethaneye tıkın” dedi.

31 Ekim 2016 sabahı savcı buyruğu, yargıç kararı uygulandı...

Savcı konuştu, “Cumhuriyet’in yazar ve yöneticilerini tutuklayın” dedi. Yargıç mührü bastı. Tutuklandılar.

156 gün geçti ve savcı nihayet ve bir kez daha konuştu, iddianamesini açıkladı.

Mahkeme iddianameyi kabul etti ve duruşma için tam üç ay sonraya gün verdi: 24 Temmuz 2017.

Savcı tutuklamaya, yargıç mühür basmaya doymadı. Şu anda 13 arkadaşımız Silivri’de tutuklu. Kimisi üç kişi, kimileri tek başlarına ve mutlak bir yalıtılmışlıkla Silivri’de tutuluyorlar.

93 yıllık Cumhuriyet’i kuşatma, susturma operasyonunda savcı konuştu, savcıya tanıklık edenler konuştu, AKP medyası konuştu...

Kapsamlı bir dosya ile başvurulan Anayasa Mahkemesi’nden (AYM) bugüne kadar ciddiye alınabilecek bir adım gelmedi. Yani savcı konuştu, tanıklar konuştu, AKP medyası konuştu. AYM ise konuşmadı.

İddianame ekleri başta olmak üzere dosyalar aylar sonra nihayet elimize geçti.

Şimdi söz sırası bizde, Cumhuriyet’te...

***

Bugünden itibaren “Cumhuriyet’i susturma operasyonu dosyası”nı açıyoruz.

Yani dizi boyunca Cumhuriyet’e, onun yönetici ve yazarlarına yöneltilen yalanlardan, iftiralardan, kanıtsız iddialardan, mesleğimizin yüz karası medya tetikçilerinin yazıp çizdiklerinden, MASAK yakıştırmalarından, By- Lock zırvalarından oluşan suçlamaları temelsizliğini açığa çıkaracak, bizi suçlayanlara hak ettikleri cevapları vereceğiz.

Kısaca söyleyelim: Bizi suçlayanları suçlayacağız. Suçlarını günışığına taşıyacağız.

Yani işimizi yapmaya ara vermeden, hız kesmeden devam edeceğiz.

İşimiz gazeteciliktir...

Kumpas böyle başladı

Gazetemizin yayın politikasını hedef alan soruşturma kapsamında 31 Ekim 2016 sabahı Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu, yazarlarımız Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Hakan Kara, Kitap Eki yönetmenimiz Turhan Günay, okur temsilcimiz Güray Öz, avukatımız Bülent Utku, muhasebe müdürümüz Günseli Özaltay ve eski çalışanımız Bülent Yener, evlerinden gözaltına alındı. Hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrenen çizerimiz Musa Kart, yazarımız Kadri Gürsel, avukatımız Mustafa Kemal Güngör ve yöneticimiz Önder Çelik de kendi istekleri ile Emniyet’e gitti.

5 günlük gözaltının ardından Murat Sabuncu, Turhan Günay, Bülent Utku, Güray Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Kadri Gürsel, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik, haber ve köşe yazılarımız gerekçe gösterilerek İstanbul 9. Sulh Ceza Yargıcı Mustafa Çakar tarafından ‘kaçma şüphesi olduğu gerekçesiyle’ tutuklandı. Hakkında yakalama kararı çıkarıldıktan sonra Türkiye’ye dönen İcra Kurulu Başkanımız Akın Atalay da 12 Kasım 2016’da yine aynı gerekçelerle, aynı yargıç tarafından kaçma şüphesi uyandırdığı iddiasıyla tutuklandı.

Yargıç Çakar, aralarında takipsizlikle sonuçlanan veya yargılaması süren haberler ve köşe yazılarını tutuklama kararına gerekçe yaptı. Gözaltı sürecinde soruşturmayı başlatan savcı Murat İnam’ın FETÖ davasında sanık olduğu ve bir ağırlaştırılmış müebbet, bir müebbet ve ek olarak 67 yıl 3 aya kadar hapsinin istendiği ortaya çıktı. Savcı Murat İnam, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet edildi ancak soruşturmadan alınmadı.

Biliyordu, kaçmadı

Ardından 29 Aralık 2016’da muhabirimiz Ahmet Şık, haberleri ve Twitter paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Soruşturmayı başlatan savcı Fahrettin Kemal Yerli, Şık’a Sabah muhabiri Nazif Karaman’ın kendisiyle ilgili yazdığı yalan haberi soru olarak yöneltti. İstanbul 8. Sulh Ceza Yargıcı Atila Öztürk, hükümetin sonradan Fethullah Gülen cemaatinin kumpası olduğunu kabul ettiği Oda TV davasında 1 yıl cezaevinde kalan Şık’ı “FETÖ/PDY ve PKK/KCK propagandası” yaptığı iddiasıyla tutukladı. Yargıç, tutuklanmadan önce verdiği röportajda “Beni tutuklayacaklar” diyerek kaçıp saklanmayan Şık’ın da kaçma şüphesi uyandırdığını öne sürdü.

Savcılık, operasyondan sonra 156 gün boyunca iddianame hazırlamadı. Bu nedenle 11 arkadaşımızın aylık tutukluluk incelemelerini yapan sulh ceza hâkimlikleri ya tutuklama kararını kopyaladı ya da “kaçma şüphesi, delillerin toplanmamış olması” gibi soyut yasa maddelerini sıraladı. Bunlara yapılan itirazlara ilişkin kararlar da yine birbirinin kopyasıydı.

İddianame 5 ay sonra

Savcı İnam’ın başlattığı soruşturma sonucunda aylardır beklenen iddianame 4 Nisan’da tamamlandı. Başsavcı İrfan Fidan’ın çalışma talimatıyla görevini değiştirmesi nedeniyle iddianame İnam’ın değil, Basın Suçları Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve savcı Yasemin Baba’nın imzasıyla çıktı. Tutuklamaların 5 ay sonrasında hazırlanan iddianamenin neredeyse tamamını haberler ve Twitter paylaşımları oluşturdu. Soruşturma aşamasında avukatlara verilmeyerek yandaş kurumlara verilen dosya evrakları gibi iddianame de ilk önce Sabah gazetesine servis edildi. Bu metin üzerinde pek çok haber ve yorum çıktıktan sonra savcılar İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne üzerinde düzeltme ve değişiklikler yaptıkları başka bir iddianame metni gönderdi.

İddianamede, yazar ve yöneticilerimizin, “silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” iddialarıyla cezalandırılmaları istendi. Gazetenin yayın politikasının, son üç yıllık dönemde, özellikle de 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında, 90 yıllık geçmişinin ve kuruluş felsefesinin tam aksi yönde değişime uğradığı öne sürüldü. Gazetenin, yıkıcı ve bölücü manipülasyonlara yönelik haberlere imza attığı, terör örgütleri liderlerinin ve yöneticilerinin şiddet çağrısı yapan açıklamalarına yer verdiği, terör örgütlerini “sevimli ve meşru” gösterdiği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni uluslararası terör örgütleri ile irtibatlandırdığı, adeta terör örgütleri tarafından “ele geçirildiği” yönünde okur şikâyetleri olduğu iddia edildi.

Gazetecilik suçu!

İddianamede, yönetici ve yazarlarımızın, ByLock programını kullanan şüphelilerle çok sayıda bağlantı kurdukları da öne sürüldü. Savcılar, gazetecilerin, gazetecilik mesleği gereği kurdukları ilişkileri suç bağlantısı olarak göstermeye çalıştığı gibi, görüşmelerin hayatın olağan akışına uygun olmadığı gerekçesine sığındı. FETÖ ve PKK propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanan Ahmet Şık’a ise iddianamede DHKP-C ve PKK suçlaması yöneltildi. Böylece tutuklama gerekçesi yapılan FETÖ propagandası suçlamasına gerçekte savcıların bile inanmadığı ortaya çıktı.

KAZA HABERİNİN TWEET’İNDEN TUTUKLAMA

Gazetemizin internet sitesi, trafik kazası geçirerek yaşamını yitiren Başsavcı Mustafa Alper’in ölümüne ilişkin haberi, “İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper’i kamyon biçti” tweeti’yle duyurmuştu. 55 saniye içinde silinerek düzeltilen bu tweet’i Sabah gazetesi ve ATV hedef tahtasına oturttu.

Bu hedef göstermelerin ardından Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından olan aynı zamanda 12 tutuklu Cumhuriyetçi ile ilgili soruşturmayı yürüten Yasemin Baba, cumhuriyet.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven hakkında soruşturma başlattı.

Savcı Baba’nın bu aşamadan sonra soruşturmayı devrettiği aynı büro savcılarından Celal Sarıdere 4 günlük gözaltının ardından 15 Mayıs’ta ifadesini aldığı Güven’i örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklamaya sevk etti.

Sosyal medyadaki rekabet ve hız faktörü nedeniyle bu şekilde paylaşımda bulunulduğunu ve 55 saniye sonra düzeltildiğini söyleyen Güven, İstanbul 2. Sulh Ceza Yargıcı Akın Gürlek’in kararıyla tutuklandı. Gürlek kararında, “Söz konusu tweet ile FETÖ soruşturması dosyalarında görev yapan savcıların akıbetinin bu olacağının gösterildiğini” iddia etti.

Oğuz Güven’in tutuklanmasıyla birlikte cezaevindeki Cumhuriyetçilerin sayısı 13’e yükseldi.

Savcıya gidecekken evi basıldı tutuklandı

İddianamenin hazırlanmasının ardından gazetemize yönelik tutuklamalar sürdü. İddianameyi hazırlayan savcılardan Yasemin Baba’nın talimatıyla 5 Nisan’da gazetemizin ulaştırma çalışanı Yavuz Yakışkan, 6 Nisan’da da muhasebe servisi çalışanımız Emre İper gözaltına alındı.

Savcı Baba, 2016’da başlatılan bir soruşturma kapsamında gözaltına alınana dek ifadeye çağırmadığı İper’in ByLock kullanıcısı olduğunu iddia ederek tutuklanmasını talep etti.

ByLock iddiası

İper, ByLock iddiasıyla ilgili, “Cumhuriyet gazetesi iddianamesini okuduğum sırada ismimin baş harflerinin kısaltılarak cep telefonu numaramın bir kısmının belirtildiğini görünce arkadaşım olan avukat Tora Pekin’e giderek durumu anlattım. Cep telefonumun imajı alındı. Ertesi gün avukata vekâlet verip savcılığa başvuracak iken o gece evime baskın yapıldı” sözlerine rağmen kaçma şüphesiyle tutuklandı.

Tutuklamaya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın (KOM) 3 satırlık bilgi notu dayanak yapıldı. İper’in tutuklanmadan önce alınan cep telefonunun yedeklemesi soruşturma dosyasında olmasına ve İper ısrarla talep etmesine karşın savcılık, cep telefonu ile ilgili bugüne kadar rapor aldırmadı.

Gerekçe yok

Bunun üzerine gazetemizin avukatları tarafından yeminli adli bilirkişiden uzman mütalaası alındı. İper’in telefonunda ByLock programının hiçbir zaman kurulmadığı ve buna ilişkin hiçbir iz bulunmadığının vurgulandığı raporla tutukluluğa itiraz edildi, ancak itiraz İstanbul 13. Sulh Ceza Yargıcı Utku Ercan tarafından gerekçesiz bir biçimde reddedildi.

FIKRA GİBİ

Telefona 14 gün bakılmadı

Ulaştırma servisi çalışanımız Yavuz Yakışkan, 14 gün gözaltında kaldı. 14 günün sonunda gerçekleşen Emniyet ifadesi sırasında Yakışkan’a FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan M.Y. isimli İçişleri Bakanlığı hukuk müşaviri ile kendisinin, oğlunun ve eşinin 777 kez telefonla görüştüğü suçlaması yöneltildi.

Söz konusu kişi ile aile fertlerinin de bu kadar çok sayıda irtibat kurmuş olması karşısında avukatlarımız bu kişinin tanıdık biri olma ihtimalini göz önünde bulundurarak, Yakışkan’ın oğluna M.Y.’ye ait olduğu belirtilen telefon numarasını sordu.

Belirtilen telefon numarası Yakışkan’ın oğlunun telefonunda arkadaşının numarası olarak kayıtlıydı. Emniyetin araştırma gereği duymadığı durum gerçekte şöyleydi: Telefon numarası oğlunun arkadaşına aitti. Ancak suçladığı şekilde değil, İstanbul’da esnaf olan ve farklı bir M.Y.’ye aitti. Polis telefon numaralarını karşılaştırma gereği duymadan Yakışkan’ı 14 gün gözaltında tuttu. Bu gerçeğin savcılığa bildirilmesi nedeniyle Yakışkan serbest bırakıldı. Ancak yine de yurtdışına çıkışı yasaklandı.

 

YARIN: ERBABINDAN FETÖ SORUŞTURMASI