'Bulunduğumuz durumun kıymetini bilmeliyiz'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Eğer Türkiye küresel krizden nispeten az etkilendiyse, Türkiye bir finans krizi yaşamadıysa, bu, zamanında alınan tedbirlerin, zamanında yapılan reformların bir soncudur'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 18 Kasım 2009 Çarşamba, 11:04

Ankara Sanayi Odası (ASO) meclis toplantısında konuşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ekonomide yaşanan gelişmelere ve küresel ekonomik krize ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bir işadamının, sanayicinin, ihracatçının hükümetten öncelikle istikrar, güven ve öngörülebilirlik beklediğini anlatan Babacan, 8-10 sene öncesine kadar bunun mümkün olmadığını, değil bir yıl, bir ay, bir hafta, hatta bir gün sonranın bile nelerin olacağının bilinmesinde güçlük çekildiğini ve bu nedenle iş hayatında uzun vadeli planların yapılamadığını söyledi.

34 yıl boyunca 2-3 haneli olarak devam eden enflasyonun ve çok yüksek reel faizlerin Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelini engellediğini ifade eden Babacan, ''Şöyle bir Güney Kore ile Türkiye'yi yan yana koyun. 1940'larda, 50'lerde neredeydik, bugün neredeyiz. Neden Güney Kore'nin kişi başına düşen milli geliri bugün Türkiye'nin iki katından fazla. Türkiye'nin tabi kaynakları daha az değil, insan kaynağı daha zayıf değil. Bunun sebebi çok basit; istikrarsızlık'' diye konuştu.

Babacan, 18 Kasım 2002'de iktidara geldiklerinden itibaren azimle çalıştıklarını ve yatırımın, üretimin, istihdamın, ihracatın önündeki engelleri teker teker kaldırmaya başladıklarını kaydetti. Bütün bunlarla birlikte ilk defa Türkiye ekonomisinin küresel ekonomik kriz ortamında normal bir ekonominin verdiği tepkileri vermeye başladığını kaydeden Babacan, ''Bir bakıma anormal şartların, olağanüstü dönemin de artık kalıcı olarak geride kaldığını da bu krizle hep beraber görmüş olduk'' dedi.

'Bu kriz alışık olduğumuz türlerden değil'

Yaşanan son ekonomik krizin Türkiye'nin alışık olduğu türlerden olmadığını ifade eden Babacan, şöyle konuştu: ''Türkiye'de pek çok kriz iç kaynaklı olmuştur, yani sebebi biz olmuşuzdur. Ancak bu kriz bizim hiçbir sorumluluğumuzun olmadığı, tam tersine Türkiye'nin onca reform yaptıktan sonra karşı karşıya kaldığı ve dışarıdan etkilendiği bir krizdir. Ancak şunu da rahatlıkla söylemek istiyorum ki; eğer biz zamanında gerekli tedbirleri almasaydık, 2004, 2005, 2006 yıllarında bütçe açığımızı düşürmeseydik, borç stokumuzu düşürmeseydik, bankacılık sistemimize çeki düzen vermeseydik, bankacılıkla ilgili reformlarımızı yapmasaydık bugün bu kriz Türkiye'yi çok daha derinden etkilerdi. Eğer Türkiye nispeten az etkilendiyse, Türkiye bir finans krizi yaşamadıysa bu zamanında alınan tedbirlerin, zamanında yapılan reformların bir sonucudur. Aksi halde 2 hafta önce İskoçya'daki G-20 toplantısında masa etrafındaki ülkelerden sadece Türkiye bankacılık sektörü sebebiyle zarara uğrayıp kamu kaynakları aktarmak zorunda kalmayan bir ülkeydi. Çok istisnai bir durumdur bu. Pek çok ülkenin o dev finans kuruluşları, dev bankaları çok ciddi zararları uğramıştır ve çok yüksek miktarlarda kamu kaynakları kurumlara aktarılmıştır. Bu kamu kaynakları o ülkelerin hem bütçe açığını, hem borç stoğunu çok ciddi oranlarda arttırmıştır. Bugün bütçe açığı açısından çift haneli rakamlar Avrupa genelinde ve ABD'de çok sıradanlaştı. Pek çok ülkenin milli geliri kadar ya da fazla artık kamu borç stoğu olacak. Türkiye'nin ise bu sene yüzde 6,6 kapatıyoruz bütçe açığını. Krizden çıkış döneminde içinde bulunduğumuz durumun kıymetini bilmemiz gerekiyor.''

Ekonomi yönetiminin sadece grafiklerden, tablolardan, rakamlardan ibaret olmadığını belirten Babacan, psikolojik ve sosyolojik faktörlerin de önemli olduğunu düşünerek çarşının, sokağın, esnafın, sanayicinin ve işadamının da nabzını tuttuklarını söyledi. ''Özellikle kayıt dışının böylesine büyük olduğu bir ekonomide hangi veriye nasıl bakmanız gerektiğini de bilmeniz gerekiyor. Dolayısıyla sorunları ilk elden dinlemek ve kararları ona göre şekillendirmeyi de biz son derece önemsiyoruz'' diye konuştu.

'Orta Vadeli Program geniş ölçekte kabul gördü'

Babacan, Ankara Sanayi Odası (ASO) Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, açıkladıkları Orta Vadeli Program'ın geniş ölçekte kabul gördüğünü söyledi. Bundan sonraki dönemde üç önemli çabaları olduğunu dile getiren Babacan, bunları, ''kamu mali yapısının göreceli olarak pek çok ülkeye göre daha sağlıklı olması, finans sisteminin pek çok ülkeye göre daha sağlıklı olması, çıkış stratejisini ve 3 yıllık programı açıklayan bir ülke olması'' şeklinde anlattı. Bunun için Türkiye'nin tüm Avrupa ülkeleri içinde ''2010'da en hızlı büyüyecek ülke'' olarak gösterildiğini ifade eden Babacan, ''Avrupa'daki ülkelerle, gelişmekte olan Avrupa ülkeleriyle Doğu Avrupa ile bile mukayese ettiğiniz zaman yüzde 3,5 oranı en yüksek oran'' dedi.

''Neden diğer gelişmekte olan ülkelere göre Türkiye'nin büyüme projeksiyonu 1-2 puan aşağıda?'' sorusunun cevabını ''Türkiye'nin dünyanın tüm bölgelerine göre en geride kalacak AB ile daha fazla entegre oluşu'' sözleriyle ifade eden Babacan, ''Hindistan'ın, Çin'in böyle bir problemi yok. Onların ekonomik hinterlandı farklı, yapıları farklı. Bir bakıma eğer Türkiye önümüzdeki birkaç sene yüzde 7-8 gibi büyüme rakamlarına ulaşmakta güçlük çekerse bunun en önemli sebebi Avrupa'yla olan yoğun ekonomik entegrasyonumuz'' diye konuştu. Ekonomik programın bir başka unsurunun mali kural olduğunu belirten Babacan, mali kuralla beraber Türkiye'nin bir bakıma özlemini çektiği uzun vadeli kredi pazarlarına, uzun vadeli mevduat yapısına ve uzun vadeli kamu borçlanma dönemine girebileceğini kaydetti.

'Uzun vadeli perspektif dönemi'

Babacan, bankaların, ''ağırlıklı mevduat 1 ay, 3 ay daha az, 1 yıllık mevduat hemen hemen hiç yok. Nasıl bu kısa mevduatla uzun vadeli kredi verelim'' dediğini, reel sektörün ise ''yatırım yapacağını, belki 7-8 yılda karşılığını alacağını, ancak 2-3 yıldan daha uzun vadeli kredi bulmakta zorlandığını'' söylediğini anlattı. Burada devlete önemli bir sorumluluk düştüğünü kaydeden Babacan, ''Önümüzdeki bahar aylarında bununla ilgili bir yasal düzenleme yapıp Türkiye'yi artık hak ettiği, özlediği, kısa, orta değil, uzun vadeli perspektif dönemine de getirmeyi istiyoruz. Bu yeni Orta Vadeli Programımızda yapacağımızı söylediğimiz en önemli reformlardan biri'' dedi.

Orta Vadeli Program'daki önemli bir unsurun kamu açıklarına nasıl baktıkları olduğunu belirten Babacan, son 1 yıldır bütçede ciddi açıklar verildiğini, bu yıl yaklaşık 63 milyar lira civarında bir açık oluştuğunu, bunun ağırlıklı sebebinin vergi gelirlerinin ekonomide yavaşlamaya paralel şekilde düşmesi olduğunu anlattı. ''Türkiye bu açığı kendi devlet kaynaklarından maden, doğalgaz, petrol üretip yurt dışına satıp o şekilde oluştursa, bir bakıma kamu harcamalarının kaynağı devletin öz kaynakları olsa kamu harcamalarını artırmak ekonomik aktiviteye yarar getirecekti'' diyen Babacan, ancak Türkiye'de kamu açıklarının artmasının eşittir borçlanma ihtiyacının artması olduğunu söyledi. Babacan, ''Devlet nereye 1 milyar lira daha fazla harcarsa gidiyor onu piyasadan borçlanıyor'' dedi.

'Mevcut kaynakların devlet tarafından kullanması...'

Son 1 yıllık döneme bakıldığında, bankaların kredi hacminin fazla büyümediğini ancak portföylerindeki Hazine kağıtlarının yükseldiğini belirten Babacan, ''Bu yıl Hazine'nin iç borç döndürme oranı yüzde 110-115 arasında seyretti. Yani 100 lira anapara faiz borç ödüyor yerine 110-115 lira anapara borçlanıyor'' dedi. Bunun 1 yıl yapılabileceğini, 2. yıl yavaşlatılması gerektiğini, ilelebet devamının mümkün olmadığını vurgulayan Babacan, ''Özellikle sanayicilerimizin, işadamlarımızın ve hatta tüketicilerin kredi konusunda ihtiyacı olduğu bir dönemde mevcut kaynakların devlet tarafından bir bakıma kullanılması ekonomik yapımıza zarar veriyor'' diye konuştu.

Ekonomik yapıya bakıldığında, milli gelirin yüzde 70'inin iç tüketim, yaklaşık yüzde 17-18'inin özel sektörün yatırımları, yüzde 3,5-4'ünün ise kamu yatırımları olduğunun görüldüğünü anlatan Babacan, yüzde 3,5-4'lük alan yüzde 50 artırılsa dahi büyük resim içindeki payı fazla olmadığı için buradan gelecek büyümenin sınırlı olacağını ifade etti. Bu yapının farkında olmak gerektiğini belirten Babacan, ''Türkiye'de büyüme olacaksa bu özel sektör eliyle olacaktır'' dedi.

Babacan, ekonomik reformların önemli olduğunu, ancak ancak siyasi reformların da demokratikleşme alanında asla yavaşlamaya izin vermeden hızlı şekilde devam etmesi gerektiğini vurguladı. Büyüme oranlarına değinen ve Türkiye'nin 2003-2006 yılları arasında yüzde 5'in üzerinde büyüme oranlarını yakaladığını, 2007'de yüzde 5'in altına düştüğünü belirten Babacan, bunun temel sebebini ''o dönemlerde yoğun bir şekilde yaşanan Türkiye'deki demokrasi tartışması'' olarak gördüklerini sözlerine ekledi.

'Demokratik ülke öngörülebilir ülkedir'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ülkelerin ekonomik güçlenmesinde, istikrar, güven ve öngörülebilirliğin önemine dikkat çekerek, siyasi istikrarın da güçlü bir demokrasi ve hukuk devleti ile sağlandığını ifade etti. Türkiye'nin, siyasi çalkantıların, belirsizliklerin olduğu dönemlerde daha düşük bir oranda büyüdüğünü belirten Babacan, bu dönemlerde, yatırımcıların da Türkiye'ye yatırım yapmaktan kaçındıklarını kaydetti.

Ali Babacan, e-muhtıra döneminde, uluslararası doğrudan yatırımların da olumsuz etkilendiğini söyledi. ''Demokratik ülke öngörülebilir ülkedir'' diyen Babacan, gerçek anlamda demokrasinin olmadığı ülkelerde belirsizliğin olduğunu, demokratik ülkelerde ise her şeyin net ve şeffaf olduğunu vurguladı. Ekonomik reformların yanısıra, siyasi reformlara da önem verdiklerinin altını çizen Babacan, Türkiye'de demokrasinin güçlenmesinin, ekonomik başarının da temeli olduğunu ifade etti.

Parti kapatma davası büyümeyi olumsuz etkiledi

2008 yılında Türkiye ekonomisinin büyümesinde siyasi olayların etkisinin olduğunu belirten Babacan, birinci çeyrekteki yüksek büyüme oranına rağmen, ikinci çeyrekte yüzde 1,9 oranında büyüyebildiğini, bunun da temelinde Mart 2008'deki AKP kapatma davasının etkili olduğunu söyledi. Babacan, Mart 2008'in, demokrasinin sorgulandığı bir dönem olduğunu söyledi. Babacan, siyasi sebepler nedeniyle, Türkiye'nin gerçek büyümesini gerçekleştiremediğini de ifade etti. Ali Babacan, gerçek bir hukuk devletinin, ekonominin en temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı.

Kredi Garanti Fonu konusu

Kredi Garanti Fonu ve bu fonun uygulamasındaki gecikmelere değinen Babacan, Hükümet olarak, bu fon ile ilgili üstlerine düşen her şeyi yaptıklarını, 1 milyar liralık kaynak ayırdıklarını ve bazı sorunları ara buluculuk yaparak çözdüklerini kaydetti. Kredi Garanti Fonunun uygulamasındaki gecikmenin, reel kesim ile finans kesimi arasındaki sorunlardan kaynaklandığını vurgulayan Babacan, her konuda hızlı davranan özel sektörün, bu kez kamunun gerisinde kaldığını söyledi.

Babacan, Kredi Garanti Fonu'nun uygulanmasındaki gecikme sorununun çözülmesi konusunda ise ''TOBB ile Bankalar Birliği artık anlaşarak sorunları çözmelidir'' ifadesini kullandı. Leasing'deki KDV sorununun teknik bir konu olduğunu belirten Babacan, teşvik belgesi alan yatırımcılara KDV'nin zaten alınmadığına da dikkat çekti.

İşsizlik sorunu

İşsizlik sorununa da değinen Başbakan Yardımcısı Babacan, Ağustos ayında açıklanan işsizlik rakamlarının mevsimsel etkilerden kaynaklandığını, ''her yıl, kış aylarına girerken işsizlik, mevsimsel nedenlerden dolayı zaten yüksek çıkar'' dedi. Türkiye'deki gerçek işsizlik oranının, mevsimsel etkilerden arındırılarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Babacan, toparlanmanın başladığı bu süreçte, hem ekonomik büyüme, hem de işsizlik açısından en kötünün sona erdiğini de vurguladı.

Babacan, ''işsizlik oranındaki toparlanma yavaş ta olsa başlamıştır'' şeklinde konuştu. Babacan, dünyanın kırılgan bir toparlanma dönemine girdiğini, istihdamın, toparlanmayı en geriden takip edeceğini ifade ederek, gerek ABD, gerek Japonya ve Avrupa'daki işsizliğin de rekor düzeyde yükseldiğini anlattı. Önümüzdeki yıllarda, ortalığın sakinleşmesinin ardından, Türkiye'nin hızlı büyüyerek, diğer ülkelerden çok daha iyi ekonomik göstergelere sahip olacağına dikkat çeken Babacan, ''bizim ekonomik temellerimiz, en az 100 ülkeden güçlüdür'' dedi. Ali Babacan, ''Cumhuriyetimizin 100. yılında, Türkiye ekonomisi dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde yer alacaktır'' şeklinde konuştu.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.