Atatürk Dönemi Heyecanı...

04 Ekim 2008 Cumartesi, 14:39

Halkımız, bugün yaşamakta olduğu her alandaki çürümüşlüğü, yok oluşu ve tasfiyeyi hak etmemektedir. Bir an önce yapılanların ayırdına varılarak, toparlanıp kalkınma yoluna girilmeli, kurtuluş günlerinin heyecanına yeniden kavuşulmalıdır. 85 yıldır Cumhuriyetin yıkılması için dıştan ve içten yapılan her türlü saldırı, bugünkü sınır tanımaz düzeye ulaşmıştır. Sözde demokrasi denilen sermaye sınıfı ve feodal ağalık sisteminin başlangıcı,1946 yılı emperyalist sandık demokrasisi oyunuyla ülke gündemine dönemin aymazlığı altında girdi.

İktidarı ele geçiren egemen sınıf, diktatörlüğünü kurdu ve bırakması da beklenmezdi. 27 Mayıs İhtilali ile devrimci bir çıkış yapılmak, Atatürk Cumhuriyetine geri dönüş çabalarıyla feodal yapı kırılarak aydınlanma süreci devam ettirilmek istendi ve bunun için de dünyanın en iyi anayasası ortaya kondu Ancak NATOdan çıkılmadığı için ABD emperyalizminin ağına daha korkunç boyutlarda düşüldü. Ne kadar Kemalist, cumhuriyetçi, ilerici, devrimci ve solcu varsa, iki ABD darbesiyle tanklar altında bırakıldı. İçerden bulunan işbirlikçi hainler ve sahte, sözde Atatürkçüler tarafından bugünkü ılımlı İslam altyapısının döşenmesi sağlandı.

12 Eylül faşizmi, 12 Martla bitirilemeyen devrimci birikimi, anti-emperyalist yapıyı yerle bir etti. Türk Ordusu adına yapıldığı dayatılan bu temizlik hareketi, Atatürkün kurduğu ve dünyada bir eşi benzeri olmayan halk ordusunu yine halkına karşı ABD adına kullandı. Bugün ordunun yeniden kazanmaya çalıştığı Kemalist onur, anti-emperyalist çizgiye dönüş ve halk yakınlığı, bütün bu karanlık ortamı yırtıp atma savaşımından başka bir şey değildir. O nedenle Güneydoğuda emperyalist bölücü etnik teröre karşı halk desteğini bütün komuta kademesiyle birlikte aramakta ve almaktadırlar.

Ülkenin dört bir köşesinde millianlayışla kurulmuş fabrikaların, KİTlerin, bankaların, limanların, tersanelerin, savunma sanayisinin, Milli Eğitimin ve tarım gibi her alandaki heyecanın yeniden başlatılması, geciktirilemeyecek kadar ivedilik kazanmıştır.

Aksi takdirde Cumhuriyet ve Kemalist heyecanı santim santim tüketilen bir toplum yaratılmaya çalışılmakta, bu kuşatma dinci yönetimlerle adım adım gerçekleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş bir kararla laikliğe karşı odak duruma düşmüş bir iktidarla ülke daha fazla zorlanmamalıdır.

Bir de Deniz Feneri adı verilen uluslararası yolsuzluk ahtapotunun kolları Avrupaya, dünyaya uzanmakta; içerdeki kolların alttaki ve üstteki basamaklarına ise ulaşılmaya çalışılmakta iken, hâlâ iktidarı çıkış unsuru saymak büyük bir zaman ve emek kaybıdır. Bu, Kemalist ülkeye yakışmaz. Halkımıza ve ülkeye yazık olmaktadır. İşler bu anlayışla giderse, yıkılıp yok olacağız. Deniz Fenerinin kayalıklarına kafasını çarparak dağılması gerekenlerin ayakta kalmaması gerekir.

Bu fener, ampulün devre dışı kalmasına neden olacak kadar yıkıcı ve patlayıcıdır. Fenerin karanlığında yoğun bakımda yaşamlarını sürdürmeye çalışanların, ülkenin yazgısına daha fazla hükmetmelerine seyirci kalınmamalıdır. Cumhuriyet, etnik ve dinsel bölücülüğün kuşatması altında bugünkü kadar güç yitirmemiştir.

Darbe söylemleriyle ülkenin yazgısına sahip çıkan dinamik güçlerini, TSKyi saf dışına itmeye çalışmak ve emperyalizmin uyguladığı psikolojik savaşa destek olmak, ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Kurduğu Yugoslavya Sosyalist Federasyonunun emperyalizm tarafından parçalanacağını son günlerinde fark eden Josip Broz Tito, bu saldırıların yine Mustafa Kemalin ülkesinden geri püskürtüleceğini açıkça ifade etmekten mutluluk duymuştur. Cumhuriyeti yeniden Atatürk dönemindeki o görkemli, dünyaya örnek, önder olan konumuna ve tertemiz ellerine kavuşturmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.