Kapat

Son Haberler

A+ A-

Sahici bir sanatın simyacısı

Türkiye'deki ilk Botero sergisine, Rudy Chiappini'nin kaleme aldığı bir katalog eşlik ediyor.
Yayınlanma tarihi: 10 Haziran 2010 Perşembe, 08:29

Yalnızca Kent ve Köpekler, Mayta'nın Öyküsü, And Dağları'nda Terör, Teke Şenliği gibi toplumsal/siyasal romanların değil, Üveyanneye Övgü ve Don Rigoberto'nun Not Defterleri gibi erotik yanı ağır basan yapıtların da yazarı Mario Vargas Llosa, sanat ve edebiyat üstüne denemelerini içeren Making Waves adlı kitabının bir bölümünü de Fernando Botero'ya ayırmıştır. Perulu yazar ile Kolombiyalı ressam ne de olsa hemşeri sayılırlar. Kuşkusuz, tüm Güney Amerika toplumlarının kendine özgü pek çok özelliği vardır; ama, belki Brezilya'yı bir yana bırakırsak, Latin Amerika pek çok özelliğiyle de tümden kendine özgü bir 'ülke' değil midir?

Güzel ve şişman

Vargas Llosa, Botero üstüne denemesine, güzellik kavramının göreliliğini örnekleyerek girer:

'Binbir Gece Masalları'ndaki öykülerden birinde, Harun Reşid'in haremindeki güzellerden en çekicisinin, etli butlu bir genç kadın olduğu anlatılır; kadın o kadar şişmandır ki, sürekli uzanıp yatması gerekmekte, ayağa kalktığı zaman dengesini yitirip yere yıkılmaktadır' Güzelliğin zayıflıkla özdeşleştirilmesi, Batılı ve modern bir yaklaşım, olasılıkla Anglosakson, ama kesinlikle Protestan bir önyargıdır. Zayıflık, antik toplumlarda, ilkel kültürlerde, Katolik dünyasının kırsal toplumlarında açlık ve hastalıkla ilintilendirildiği için tiksinti ve korku uyandırır. Grek-Roma geleneğince oluşturulan, insan formunun uyumuna dayalı güzellik ölçütleri, tombul figürleri dışlamıyordu; dahası, tombul form, tarihin pek çok döneminde ağır basmıştı. Bugün bile, kırsal İspanya'da, 'hermoso' (güzel) sözcüğü, insan için kullanıldığında, 'şişman' anlamına gelir''

Erotik mitoloji

Hiç kuşku yok ki, Vargas Llosa'nın, Botero denemesinin kapısını, 'şişmanlık/zayıflık' karşıtlığından açması boşuna değildir. Botero'yu Botero yapan figürlerin, karakterlerin izleyiciyi ilk bakışta çarpan özelliği, o tuhaf şişmanlıkları, tombullukları, irilikleri olduğuna göre'

Botero'nun çocukluk çağında, güzelliği tombullukla bir tutan gelenek Latin Amerika'da olanca canlılığıyla sürüyordu. Dergilerde yayımlanan resimlerde, meyhanelerde yapılan müstehcen şakalarda, modada, şarkılarda, popüler edebiyatta rastlanan 'erotik mitoloji'nin durmadan beslediği bir gelenekti bu. Bolerolar söyleyen, göğüsleri ve kalçalarını şeytanca bir kabasabalıkla ortaya çıkaran daracık giysiler içindeki kabarık saçlı artistlerin okkalı formları, ilkgençliğini yaşayan erkek çocukların ilk arzularını uyandırıyordu.

İlkgençlik arzuları

Vargas Llosa, tüm bunların, çocuk Botero'nun altbilincinin derinliklerine yerleşmiş olduğu kanısındadır: yıllar sonra kılı kırk yararcasına inceleyeceği 15. yüzyıl İtalya'sının Bakire Meryem'leri ve Madonna'larıyla tuhaf bir biçimde hemhal olarak, resimlerinde beliren 'devasa' figürlerin ilk kaynaklarını oluşturacaklardır. İşte, Vargas Llosa'ya bakılırsa, Botero'nun sanatında ne varsa bu simya işleminden gelir: 'İtalya'da derinliğine incelediği Batı'nın estetik geleneği, çocukluğunun taşralı, coşkun, canlı Latin Amerika'sıyla bir potada erir''

Geçen mayısın başlarında Pera Müzesi'nde açılan 'Botero' sergisi, çağımızın bu tümüyle kendine özgü sanatçısının, bugüne kadar kitaplarda, dergi sayfalarında görebildiğimiz o ünlü figürlerini capcanlı gözlerimizin önüne serdi. (Sergi 18 Temmuz'a kadar açık, hâlâ görülebilir.)

İncelikli ve ironik

Sergiye eşlik eden katalog ise, sanat tarihçisi Rudy Chiappini'nin 'İncelikli ve İronik Yeni Bir Klasisizm' başlıklı incelemesinin yanı sıra, sergiyi oluşturan Ölüdoğa, Uyarlamalar, Latin Amerika Yaşamı, Latin Amerika Halkı, Boğa Güreşi, Sirk gibi bölümlerde sunulan resimlere getirdiği açıklamalar ve yorumlarla, hem de Türkiye'deki ilk Botero sergisini daha içeriden okumamızı sağlıyor, hem de serginin ileride de yararlanabileceğimiz bir belgesini bırakıyor bize.

Chiappini de, her şeyden önce, Botero'nun sanatının, Latin Amerikalı kökleri ile Avrupa sanatının teknik bir ustalıkla iç içe geçtiği bir 'simya işlemi'nin ürünü olduğu kanısında:

'' Botero, kendi köklerine, bir kültürün geleneklerine ihanet etmemeyi ve yerel kişilerin yaşam ve tavırları ile biçime ilişkin geleneksel olmayan bir imgeyi birleştirmeyi başarır. (') Bununla birlikte, ülkesiyle vazgeçilmez ilişkisi (') Botero'yu etnik kimliği, folkloru temel alan bir sanatçı haline getirmez; bir geçişin, bir derin düşünmenin, yaratabilme ve Latin Amerika mizacına derinden bağlı, bağımsız ve sahici bir sanata can verebilme bilincine ulaşmanın zorunlu temelini oluşturur'


Hacmin vurgulanması

'Botero'nun sanatı, köklerine bağlıdır, ama aynı zamanda sanatçının başka duyarlıklara ve başka dillere ilişkin bilgisinden, onlarla karşılaşmasından beslenir; sanatçının 14. ve 15. yüzyıl İtalyan sanatı yapıtlarıyla -Giotto'yla, Masaccio'yla, özellikle de Piero della Francesca'nın freskleriyle- karşılaşmasının büyüleyici etkisini yansıtır. Bu yapıtlar, Botero'nun 'mekânı düzenleme, biçimsel duruluk ve renk uyumu gibi klasisizmin büyük bir dinginlik duygusu veren özünü' görmesini sağlar. Botero hem bu yapıtlar, hem Rönesans dönemi İtalyan resmi üzerine Bernard Berenson'un görüşlerinin aydınlatıcı etkisiyle, duyusal değerleri yapıta aktarmanın önemini kavrar ve bu, ondaki bir kanıyı pekiştirir: yapıtlarındaki kişi ve nesnelerin hacmini vurgulama...'

Yaşamın dönüştürülmesi

Vargas Llosa'nın başlangıçta değindiğimiz denemesine dönersek, Perulu yazar, Botero'nun sanatının giderek koca bir dünyaya dönüşecek bir oda olarak görür: görkemli, olağandışı, neşeli, sevecen, masum, tensel, nostaljiyle tetiklenen bilgi ve aklın, durmadan belleğin derinliklerine dalarak, yaşamı yeniden üretirmişçesine elden geçirdiği bir oda! Vargas Llosa'ya göre, Botero'nun yapıtlarında şişmanlık, yaşamın kendisinden çok, yaşamı dönüştürmenin bir yoludur, resimlerinde, baskılarında ve heykellerinde yeniden yaratılan gerçekliğe şişmanlığı aşan bazı kişisel ve benzersiz özellikleri dayatmanın bir yoludur.

Chiappini de, sergi kataloğundaki incelemesinde, 'şişmanlık'tan çok, 'deformasyon' ve 'hacim' kavramları üstünde duruyor ve Botero'nun şu sözlerini aktarıyor: 'Benim yapıtım, bütün yaşamım boyunca sürdürdüğüm bir girişimdir, çünkü hacim en başından beri içimde taşıdığım bir düşüncedir''

Chiappini'ye göre, Botero'daki deformasyon, olasılık dışı olana, tutarlılık ve mantığı aşmaya özgü deformasyondur: 'Kişiler ve nesneler, yapısal bir dönüşüme uğrarlar; aynı zamanda, görünürdeki apaçıklıkları içinde norm dışı durumların kahramanları haline gelirler. Dolayısıyla, sıra dışı ve beklenmedik olan şeylerin, Botero'nun yapıtlarının karakteristik öğesi ve ek değeri olduğu ortaya çıkar''

Sanat sergilerinin katalogları iş olsun diye yayımlanmaz. Sergideki yapıtlara düşünsel bir eşlik sağlarlar ve belirli tarihler arasında kurulup dağılan sergiyi geleceğe taşırlar. Botero'nun Türkiye'deki ilk sergisinin kitabı da, hem sanatçının yapıtlarını yüzeyde görünenin ötesindeki değerleriyle 'okumamızı' olanaklı kılıyor, hem de Botero kaynakçasına bir tuğla daha ekliyor.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler