Kapat

Son Haberler

A+ A-

Şemdinli'nin anatomisi

Hakkari’nin terörle mücadelede il bazında kritik konumu ne ise ilçe bazında Şemdinli’nin konumu da ona denk düşüyor. Doğusunda İran, güneyinde Irak’la çevrili, ulaşım olarak yalnızca batıya yolu bulunan, kimilerince bir ‘torba’ya benzetilen Şemdinli PKK açısından kaybı göze alınamayacak bir bölge niteliğinde.
Yayınlanma tarihi: 14 Ekim 2008 Salı, 13:53

Hakkâri ilimizin üç ilçesinden biri olan Şemdinli, 9 Kasım 2005te eski PKK’lı Seferi Yılmaz’a ait kitapevinde patlayan bir el bombası sonrasında hazırlanan iddianame ile kamuoyunu hafızasında yer etmişti; Şemdinli İddianamesi. Anımsanacağı üzere patlamada bir kişi hayatını kaybetmiş, bombayı attığı öne sürülen bir kişinin sığındığı otomobil bazı kişiler tarafından durdurulmuş ve içindeki üç kişi (PKK itirafçısı Veysel Ateş ile astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz) tartaklanarak polise teslim edilmişti. Olay yerinde yaşanan karmaşada güvenlik güçlerine saldırıda bulunulmuş ve bir kişi de burada hayatını kaybetmişti. Ardından yapılan hazırlık soruşturması sonrası düzenlenen iddianame ile olay medya günlüğüne taşınmış, emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt da soruşturmaya dahil edilmişti. Adalet Bakanlığının soruşturma savcısı hakkında işlem başlatması, bunun sonucu savcının ihraç edilmesi ve dosyanın askeri savcılığa intikali ile olaylar durulmuş ancak konu üzerindeki tartışmalar

hala bitmemiştir. Son aylarda artan terör olayları, 9 Mayıs’ta yaşanan Aktütün baskını, ardından Ortaklar’da konvoya pusu, Alan köyü girişinde yola mayın döşenmesi, Şemdinli Komando Taburuna iki kez üst üste yapılan saldırılar ve nihayetinde geçtiğimiz hafta Beyyurdu bölgesindeki çatışma sonucu verilen altı şehit haberi Şemdinli’yi yeniden gündeme taşıdı. Şemdinli’yi Şemdinli yapan nedir, hiç düşündünüz mü?

Neden Şemdinli

Şemdinli Türkiye’nin en hassas bölgelerinden biridir. Bu hassasiyetin temel nedeni, coğrafi olarak Şemdinli üçlü sınır yani Türkiye-İran-Irak sınırlarının birleştiği noktada yerleşik olmasıdır. Üçlü sınırın özelliği nedir? PKK terör örgütünün uzun yıllardır ana kampı olma sıfatını hiç bırakmamış olan Hakurk alanı üçlü sınırda başlar, Şemdinli’ye bir bakış kadar yakındır, hemen güneyindedir. Hakurk’la irtibatlı olarak kuzeye uzanan Jerma alanı Şemdinli’nin doğusundaki İran topraklarında, Basyan alanı ise hemen batısındaki Irak topraklarında yer alır. Jerma terör kampı Van bölgesine, Basyan ise Avaşin ve Zap üzerinden Çukurca, Hakkari ve Şırnak bölgelerine açılım sağlar. 8 Eylül günü teslim olan bir terörist alınan ifadesinde; Zagros terör kampının halen kullanılmakta olduğunu, kamp güvenliği için füzelerin yerleştirildiğini ve örgütün sınır boyunca yapılan kaçakçılıktan büyük çapta gelir elde ettiğini açıklamıştır. Hatırlatalım ki Zagros, üçlü sınırın birleştiği Mezargediği noktasından güneye doğru ta Kandil’e kadar uzanan sıra dağların Türkiye ucu olup Hakurk alanını kontrol eden hakim bir bölgedir. Terör kamplarının bu yerleşim düzeni esas alınarak kuş bakışı ile Şemdinli üçgenine bakıldığında, güney, doğu ve batı istikametlerinde teröristler tarafından kuşatılmış olduğu hemen fark edilir. Dolayısıyla Şemdinli, teröristlerin Türkiye’ye açıldığı ve eylem sonrası dönüş yaptığı en önemli giriş-çıkış kapısı durumundadır. Bölgenin teröristlere sağladığı avantajlar sayılamayacak kadar çoktur; dağlıktır, gizlenme, barınma ve yer değiştirme imkânı verir. Yollar vadi ve dere tabanlarına bağlı olduğu için pusu, mayın ve baskın gibi terör eylemlerine uygun ortam oluşturur. İran-Irak-Türkiye üçgeninde dolaşma, kuvvet kaydırma, kaçma imkânı sağlar. Buna karşın güvenlik güçlerinin işleri de o denli zordur; alan kontrolü için çok sayıda birlik ve yerleşim yerinden uzak karakolların güvenliğini için kuvvet tasarrufu gerektirir, teröristi arayıp bulmak ve etkisiz hale getirmek de o denli zor olur. Üstelik operasyon alanları İran ve Irak’a uzanamadığından askeri harekât istenen sonuçları vermez. Bu olayın terör yönüdür, bir de kaçakçılık yönü vardır. Uyuşturucu madde kaçakçılığında adı dillerden düşmeyen Yüksekova ve Başkale ilçeleri Şemdinli’nin hemen kuzeyinde sıralanır. Uyuşturucu maddelerin giriş yolu olarak Yüksekova birinci sıraya yerleşirken, ardından gelen Başkale ile Şemdinli stratejik önemini gözler önüne serer. Dolayısıyla sağladığı avantajlar yönünden bu coğrafya teröristlerin asla vazgeçemeyeceği bir alan olarak karşımıza çıkar. İşte bu nedenlerle Şemdinli, kamuoyunun tanıdığı Şemdinli’dir, yoksa ceviz ve balı ünlü olduğundan değil.

Şemdinli'de terör

Şemdinli’nin önemini daha da açığa vurabilmek için geçmişe dönülmeli ve yaşanan olayların ders çıkarılacak kapsamda bir değerlendirilmesi yapılmalıdır. Güneyde yer alan Hakurk alanı, İmralı’da yatan bölücü başı ile Barzani arasında 80’li yıllarda yapılan anlaşma gereği, PKK terör örgütüne tahsis edilmiş ilk terör kampıdır. 1984 Şemdinli baskınına katılan teröristler Hakurk alanındaki Lolan kampında eğitim görmüş, burada hazırlıklarını tamamlamış ve ilk Şemdinli eylemini buradan gerçekleştirmiştir. Bu bilgiler İmralı’da yatan bölücü başının Ankara DGM’ne verdiği ifadelerde açıkça yer almıştır. 91 Körfez savaşındaki Türkiye’nin yanlış politikası yüzünden teröristler alan genişletme olanağı bulmuş ve Hakurk kuzeyindeki Jerma ve Kelereş ile batısındaki Basyan, Avaşin ve Zap alanlarında yerleşik düzene geçmiştir. Saddam’dan arta kalan silahlar bu bölgelerde Barzani peşmergeleri ile paylaşılmış ve örgüt yeni katılımlarla inanılmadık bir güce erişmiştir. Bundan cesaret alan bölücü başı Şemdinli’yi “bir parça özgür vatan” sloganıyla efsaneleştirmiş ve sözde Botan-Behdinan savaş hükümet merkezi olarak seçmiştir. Bu değerlendirmeler ekseninde teröristler ilk olarak 30 Ağustos 1992’de Şemdinli Alan karakoluna imha amaçlı saldırı düzenlemiş ve bunu 12 Eylül’de Aktütün, 29 Eylül’de Derecik baskınları izlemiştir. Bu saldırıda 74 vatan evladı hayatını kaybetmiş, ancak teröristler de dönemin en ağır darbesini alarak Irak güneyine çekilmiştir. Şemdinli’de böylesi hassas sonuçlar doğuran olaylar yaşanırken ülkemizi yönetenler bu hassasiyetleri hep göz ardı etmiş, bu güzel ilçemizin ne şekilde terör ve kaçağa kurban edilmek istendiğini hep görmezden gelmiştir. Yönetici zihniyetin bu aldırmazlığına ek olarak, olayların hep arkasından giden politik tavırlar ile Irak ve İran’la karşılıklı ulusal çıkarlar temelinde geliştirilemeyen ilişkiler sonucunda Şemdinli’de devlet teröre bir ölçüde teslim olmuş ve ilçede yaşayan halkımız da teröristlerin etki alanı içine girmiştir. 95 Ortaklar karakolu baskını, ardından gelen Yeşilova saldırısı, Ketina pususu, ilçenin hemen hemen her köyünde her yolunda her dağında önlenemeyen terör olayları bizi bugünlere taşımış ve nihayetinde 7 Eylül 2008’de Beyyurdu bölgesinde çıkan çatışmada 6 askerimiz daha şehit listesine dahil edilmiştir. Bu bir trajedidir. Bilinen tehdidi görmezden gelen bugünkü politik tavrın neden olduğu trajik bir sonuçtur.

Görmezden gelinen tehdit

Başbakan Tayip Erdoğan’ın ABD ile yaptığı anlaşma sonucu olarak anlık istihbarat paylaşımı neticesinde 1 Aralık 2007’de başlayan hava harekâtıyla en fazla vurulan yer Hakurk, Basyan ve Avaşin’dir. Bombalanan hedefler terörist varlığının burada olduğunu açıkça göstermektedir yani Şemdinli’nin hemen güneyi ile hemen batısı teröristler tarafından çevrilmiştir. Sürdürülen hava harekâtı ile kesin sonuç alınabilmiş midir? Hayır, alınmış olsaydı üç gün öncesi ağır bombardımana tutulan Basyan kampından çıkan teröristlerin Aktütün karakoluna baskın düzenleyebilmeleri mümkün olabilir miydi? Bugünkü durumu daha iyi analiz edebilmek için son birkaç ay içerisinde Şemdinli’de yaşanılan olaylara yakın planda bakmak gerekir; İran sınırında ve Alan karakolunun yanı başındaki Alan köyü yoluna teröristler tarafından mayın döşendi ve üç vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu eylem; Hakurk ana kampındaki terörist grupların Mezargediği üzerinden Jerma kampı ile bağlantısını sürdürmekte olduğunu ve de İran sınırı boyunca eylem yapma gücünü koruduğunu ifade eder. Sonrasında ise önce Şemdinli girişi Şapatan Gediğine patlayıcı madde yerleştirilmesi ve ardından şehir merkezine yakın yerdeki Gomane Tepeden komando taburuna iki kez üst üste saldırı yapılması, sınır-kamp-terörist üçlüsü arasındaki bağın işlediğini açıkça gösterir. Eyleme konu olan yerler bize, Hakurk- Mezargediği- Jerma ve Beyaz Dağ bölgelerindeki durdurulamayan terörist hareketlerini ve bu hareketli unsurların ilçe merkezi dahil bölgede eylem yapma gücünü koruduklarını anlatmaktadır. Bunu takiben Ortaklar bölgesinde askeri konvoya pusu kurulması, bir korucunun şehit olması ve iki askerimizin yaralanması ise, Hakurk-Jerma- Basyan terör kamplarının işletildiğinin göstergeleri olarak değerlendirilmelidir. 8 Eylül günü Beyyurdu bölgesinde 6 şehit verdiğimiz eylem ve Aktütün Karakolu’na yapılan saldırı ise, Şemdinli’nin yıllar öncesinde olduğu gibi bugün de teröristler tarafından kuşatılmış olduğunu ifade etmektedir. “Terörist Şemdinli’den ne istiyor?” şeklinde bir soru akla gelebilir. Yaşadığımız olaylardan ders çıkararak bu soruya, “terörist Türkiye’yi yönetenlerden Şemdinli’yi istiyor, Şemdinli’de otorite olmak istiyor, devlet olmak istiyor” diye cevap vermek gerçeğin samimi bir ifadesi olur. Yapılan eylemlerin amacı budur; güvenlik güçlerini savunmaya zorlayıp kırsal alanda hareket inisiyatifini elde etmek, bu inisiyatifi halk üzerinde otoriteye dönüştürüp Yüksekova ve Başkale’deki kaçakçılığa uzanmak, Ekim ayı itibariyle Hakurk’a çekilecek teröristlerin intikal emniyetini sağlamak ve bu şekilde varlığını gösterip yeni katılımlara yol açmaktır. Görmezden gelinen bu tehdit var olduğu sürece Şemdinli’den gelecek yeni şehit haberlerini duymak an meselesidir. Bir çaresi yok mudur bu trajedinin? Elbette vardır ancak bunu açıklayabilmek için önce yaşanılan güne bakmak gerekir.

Mücadelede güncel durum

Dağdaki mücadele otuz yıldır sürmektedir ama sonuca bir türlü ulaşamamıştır, mücadelenin bu şekliyle sonuca ulaşması da olası değildir. Çünkü askeri operasyonlar siyasi destekten yoksundur ve sürdürülen hava harekâtı ile kesin sonuca ulaşmak taktik anlamda mümkün değildir. Kaldı ki Türkiye’nin terörle mücadelesinin boyutu dağdaki silahlı teröristin yok edilmesi konusu ile sınırlı değildir, olmamalıdır. Terörle mücadele bir bütündür, çok boyutludur, ulusal niteliklidir, devamlılık ve kararlılık ister. Askeri operasyonlar bu mücadelenin küçük bir parçasıdır. Türkiye’de bir trajediye dönüşen terörle mücadelenin resmine dikkatlice bakıldığında, terörün zemin bulduğu kırılamayan bir feodal yapı, durdurulmayan bir dağa çıkış süreci, göz ardı edilen Avrupa siyasi cephesi, girilemeyen Irak kuzeyindeki kamplar ve örgütün etkisiz hale getirilmeyen siyasi kol ve kanatlarıyla ortaya çıkan bütünsellik hemen görülecektir. Bu çok boyutlu ortam içerisinde kendine yaşam bulan teröristin “siyasi hedefe ulaşma” umudunun kırılmayışı ise yeni katılımlara kapı aralamaktadır. Demokratik hak ve özgürlükleri Anayasanın öngördüğü sınırlar içerisinde kullanmayan ve bunu terör örgütünün propagandasına dönüştüren DTP’nin faaliyetleri de bu kapıyı ardına kadar yeni terörist adaylarına açmaktadır. Teröristlerin Irak ve Avrupa’da elde ettiği hareket serbestisi ile bu ülkelerde yaşam alanı bulabilmesi sorunu iyiden iyiye çıkmaza sürüklemektedir. Bununla birlikte devlet kasasından para çalanların izini Uzakdoğu adalarına kadar sürebilen bir MASAK’ın PKK terör örgütünün kara para trafiğini bugüne kadar çözememiş olması oldukça düşündürücüdür. Ortadoğu ve Kafkaslarda uluslararası siyasi arabuluculuğa soyunmak güç ve kudretini kendisinde görebilen bir siyasi zihniyetin, Avrupa ve Irak’ta gerek siyasi mülteci gerek damat gerekse terörist olarak cirit atanları dış politik gücüyle alıp getirememesi ve Türk adaletine teslim edememesi de olayın bir başka dikkat çekici yönüdür. Hava harekâtından kaçıp Barzani’ye sığınan teröristlere ise ne işlem yapılmış olduğu kamuoyu tarafından hala bilinmemektedir. Bu açıklamaların ışığında şu gerçeği açıkça dile getirmekten kimse korkmamalıdır; Türkiye’deki siyasi irade, askeri operasyonlar hariç, bilinçli olarak terörle mücadele etmeği için bu mücadele bir trajediye dönüşmüştür.

Şemdinli vatan toprağıdır

PKK terör örgütünün genel hatlarıyla bir bilinmeyeni artık yoktur, her boyutuyla örgüt deşifre edilmiştir. İstihbarat kuruluşları bu örgütün can damarlarını kesebilmek için gerekli olan yeterli bilgiye sahiptir. PKK terör örgütüne artık bazı dış ülkeler değil Irak, ABD, İsrail ve AB ülkeleri destek vermektedir. Bu örgüt bazı yollardan değil, başta uyuşturucu olmak üzere her türlü kaçaktan, Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimizden aldığı haraçtan, yasal görünümlü sayısız şirketlerinden elde ettiği kara paralarla örgütü finanse etmektedir. Yine bu örgüt eleman kaynağını hainler arasından değil, ülkemizin doğu bölgesinde uzun yıllardır hüküm süren feodal yapı, işsizlik, yoksulluk, aşırı nüfus, göçler, cehalet ve eğitimsizliğin neden olduğu sorunlar yüzünden bunalıma düşmüş gençlerimiz arasından temin etmektedir. Örgüte katılımlar bilinçli değil çaresizliktendir; “devletin çözemediği sorunları dağdaki sorunsuz özgürlük çözebilir” düşüncesiyle yola çıkan gençler dağa çıkışı kişisel ve toplumsal sorunlarının çözümü için bir çare olarak görmektedir. Bu sürecin durdurulması için bir adım ileri atılmadığından dolayı da dağa çıkmadan önce “bu vatanın evladı olan gençler”, dağa çıktıktan sonra “vatan hainine” dönüştürülmektedir. Bu durumda Türkiye’nin karşısında çıkış yolu; ulusal özellikte, devamlılık arz eden, terörü yok etmek amacını güden, burada sayılan her etkeni her boyutuyla ele alan bir stratejik planı öncelikle hazırlamak ve sonrasında da kararlı bir seferberlik anlayışıyla uygulamaya koymaktan geçmektedir. Askeri operasyonları “tek çözüm” olarak görmek Türkiye’yi arzu ettiği sonuca ulaştıramayacaktır. Yalnız ekonomik tedbir ya da yatırımlar veya yasal düzenlemeler de kök salmış bu soruna çare olamayacaktır. Siyasi zihniyet bu soruna bir bütün olarak ve de ulus devlet anlayışıyla bakmadığı sürece çözümün nerede ve nasıl olacağını da asla göremeyecektir. Terörün hedefindeki Şemdinli bu sorunun önemli bir parçasıdır. Türk milletinin hak ettiği huzur ve güvenliği sağlamak için bir adım atılacaksa eğer, bu adım Şemdinli’de atılmalıdır; devletin var olduğu, Şemdinli’nin vatan toprağı olduğu, Şemdinli’de yaşayan vatandaşlarımızın Türk milletinin bir evladı olduğu artık kanıtlanmalıdır.

(Erdal SARIZEYBEK, TUSAM İç Güvenlik ve Terör Danışmanı)

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler