Kapat

Son Haberler

A+ A-

Jan Nahum: Otomobil üretimini çaldırmayalım!

Otomobil sektörünün önde gelen isimlerinden Jan Nahum, İstanbul Sanayi Odası'nın aylık düzenlediği, 'İSO Vizyon Toplantıları'nda yaptığı konuşmada, "Eğer yenilikçi ve katma değer yaratıcı yeni bir döneme giremez ve benzin dışı enerjiler için büyük çaplı araştırmalara yönelemezsek, bizim Avrupa'dan çaldığımız Otomobil Sanayi üretimini, başkaları da bizden çalar" dedi... Nahum'un konuşmasının ana noktalarını özetliyoruz...
Yayınlanma tarihi: 17 Ekim 2008 Cuma, 09:10

* 1990’lı yıllarda Türk sanayinde bir kalite devrimi oldu, büyük ve orta boy sanayilerde Gümrük Birliği’ne giriş bu kalite devrimini tetikledi ve herkesi kaliteye önem vermeye yöneltti. Bu, otomobil sanayinde bir kırılma noktasıydı ve bu meydan okuma sınavını başarıyla geçti. Türk sanayi bu devrimde önceliği aldı, devletin ve halkın burada desteği söz konusu değildi, bunu kendi başardı...

* Aşılması gereken sınırlar olduğu zaman kırılma noktaları ortaya çıkıyor, kalite devrimi aşılması gereken böyle bir sınırdı.

* Şimdi ekonomi büyüdükçe ithalat artıyor ve cari açık büyüyor, nedeni Türk sanayinin katma değer yaratamaması. Otomobil sektöründe Avrupa’dan üretimi çaldık, ülkemize getirdik, belki bir iki büyük şirket daha gelebilir, 1, 2 milyon oto üretiyoruz, bunu 2 milyona çıkarsak bile, sancılı bir dönemde olduğumuzu bilmemiz gerekir. Bu sancılı dönem, yeni bir kırılma noktasıdır, eğer bunu aşamazsak, üretimi bizden çalan ülkeler oraya çıkacaktır. Böyle bir tehlike var. Katma değeri arttırmak veya var olanı sürdürebilmek için inovatif- yenilikçi etkinliklerde bulunmak, üretimin bütün değer yaratan zincirinde yenilikçi davranmak zorundayız.

* Örneğin Doblo bizim yarattığımız bir konseptti. Burada tamamen yenilikçi davrandık. Doblo için 222 milyon dolarlık yatırım ve günde 240 araç üretimi planlanmıştı. Biz Doblo üretim süreclerinin tümünü elden geçirdik, iyileştirmeler ve yenilikler yaptık, sonuçta yatırım maliyetini 170 milyon indirirken, günlük üretimi de 400 olarak gerçekleştirdik. Avrupa Kalite Ödülü’ne başvuru kararı aldık, altyapımız hazır olmadığı halde! Ama bu karar bize bir sıçrama yaptırdı. Bu kararları tepe yönetimi olarak aldık, ama tabandan da benimsenmesi ve sürece katkı yapması için bu fikirleri tabanda tartıştık. Burada iş ortamının tamamen yeniden tasarlanması da var. Kendini yeniden tasarlayan örgütlenme biçimi çok önemli. Türk sanayiinde böyle bir yetenek var.

* İnovasyon her şeyde yapılabilir. İnovasyon tamamen düşünce temelli bir olaydır. Mesela Starbucks, bildiğimiz kahveyi, günün yaşam tarzıyla birleştirerek büyük başarı sağladı. İnsanların ev-iş arasındaki temposuna bir nefes aldırdı, kahvede buluşup, internete bağlanıp, iş veya başka şeyler konuşulabileceğini gösterdi.

* Renault yeni bir segment ile piyasaya girdi ve bir değer yarattı. İnsanlar zenginleştikçe onların hafta sonu- aile arabası ihtiyacının geliştiğini saptadı. Renault, örneğin İsrail’de bir bölgeyi hedef alarak, oradaki insanların sadece elektrikli otomobil kullanmalarını sağlayacak bir konsept geliştirdi... Dacia, 5 bin dolarlık bir araba üretimine kilitlendi. Ucuz arabanın nasıl oluşturulacağı bir fikirdir, hedeftir ve herşeyi bu arabanın üretimi için seferber eder ve koşulları yaratırsınız. Değer zincirinin yer noktasında, tasarımda, yedek parçada, üretimde, pazarlamada, yeni segmentler yaratmada bulunmalıyız. Ve dünya ne yapıyor iyi izlemeliyiz.

Değişimin ardındaki gerçek

* İş hayatında, yaratıcılıkta sıçrama yaptıran her şeyin ardında, genellikle zorlayıcı bir neden vardır. Değişimin zorlayıcı varlığını algılayabilmek çok önemli. Seiko’yu yaratan İsviçre’dir. Dünya saat sanayini elinde tutan İsviçreliler quartz saati de bulmuşlar, ancak bunu uygulamaya koymak yerine bir sergide göstermişlerdi. Bunun saatte bir devrim yaratacağını görmemişler, bir “paradigma körlüğü”ne düşmüşlerdi. Japonlar bu buluşu hızla saatte seri üretime geçirdi. Üstelik baktılar ki İsviçreliler quartz buluşunu patentlememişler bile.. hemen patentini de aldılar ve dünya saat piyasasını quartz saatlerle ele geçirdi, İsviçre’nin üstünlüğüne son verdi. Quartz, saatte yeni bir paradigma değişikliğini gerçekleştirecek buluştu... Bu Japonlar için bir fırsat oldu. Ancak şimdi İsviçre, Swatch saatlerle, büyük bir pazarlama ve yenilikçi üstünlüğü ile pazarlarını geriye kazandı!

* İnsan değişimi kolay kabul edemez, ama değişim zincirinde bu tür sıçramalar yapmadıkça önde kalamazsınız ve elinizdekileri de kaybedersiniz, sıçramaları yapan sizi geçer...

* Mesela Marmara’nın kirlenebileceğini, balığın tükeneceğini, denize bile girilemeyecek duruma geleceğini görmedik, buna inanmadık. 1970’lerde Büyükada Heybeli arasında gider gelirken 10 metre derinliğe kadar görüş alanına sahiptim, bugün ise bir metre aşağısını göremiyorsunuz. Denizin bu duruma gelebileceğine hiç inanmak istemedik, değişim bu çok kısa sürede, 1980’lerden itaberen, 10 yıl içinde gerçekleşti.

* Dinozorların yok oluşuna dünyamıza çarpan bir göktaşının neden olduğunu da kabul edemiyoruz, ama bu gösterildi!.. Dünyamıza gelecekte de bir göktaşının çarpabileceğini ve yeryüzünde iklimi ve hayatı tamamen değiştirebileceğini de kabul edemiyoruz. Ne zaman ki bilim adamları göktaşının Jüpitere çarptığını gözlediler ve bunu kanıtladılar, o tarihten sonra NASA dünyayı yakın seyreden göktaşlarını katologlaştırmaya girişti...

Mastır planlarımız olmalı

* Biz petrolün de pahalanacağını görmek istemedik, ama petrol pahalandı. Eğer bunu daha önce görebilseydik, petrolsüz çalışacak arabalar üretmeye yönelirdik. Aslında gören oldu, ama ucuz petrolü kullanmak varken, buna yatırım yapılmadı. Gerçi ülkemizde Otosan, tübitak başarılı çalışmalar yapıyor; hibrit, elektrikli arabalar konusunda. Ama bunlar ne kadar yeterli?

* Otomobil sanayi olarak şimdi bir kırılma noktasındayız. Kendini buna hazırlayan fırsat yaratır, hazırlamayan için bu kırılma noktası bir tehdittir. Araba üretimimiz 1,2 milyon, İtalya’dan fazla araba üretiyoruz. Peki nerede bizim yaptığımız inovasyon? Yok. Bekliyoruz ki başkası yapsın biz alalım. Ama ürünün katma değerini de başkaları alıyor. Ekonomide bir çıkış yaratamıyoruz, çok daha iddialı çok daha fazla değişimi kabul etmeliyiz. Burada kendi modelimizi üretme cesaretini de geliştirmeliyiz.

* İnsan beyninin 50 bin sözcük kapasitesine sahip olduğu söyleniyor. Dünyada 1 ile 5 milyon arası marka var. Markalaşmak zor. Markalar arasında hatırlanmak zor. Hangisi hatırlanacak? Bunun yollarını bulmalıyız.

* Ankaranın teşvik sistemleri hep genel karakterli. Herkese veriliyor. Özel bir teşvik yok! Böylece çok özel bir alanda gelişme, derinleşme ve sivrilme gerçekleşemiyor. Oysa değer yaratma zincirinin her bir noktasında inovasyon yapma imkânı var. İnovasyon uzun dönemli bir iş, kısa dönemde de inovasyon yaratmalıyız. Üretimin yüzde 20’sini ana sanayi, ama yüzde 80’ini de yan sanayi yapıyor. Bu nedenle esas inovasyonu yan sanayi yaratacaktır. Son AR-GE teşvik yasasında 50 kişilik araştırma personeline sahip olma limitini çok uğraştık kaldırtamadık. Türkiye’de inovasyonun olmamasının bir nedeni kültüreldir. Politik olarak da, başkası yapsın biz alalım düşüncesinin egemenliği sürer.

* Türkiye, mesela petrol dışı enerjilerle çalışacak araba geliştirilmesi için büyük bir teşvik desteği, güç yığımı yapabilir, bir meydan okumadır bu ve çalışma ülkemizi dünyanın sayılı merkezlerinden biri haline getirebilir...

* Ulusal vizyonlar gerekli, irili ufaklı; başka türlü gerçekleşemez. Mastır plan yok bu konuda, bu mastır plana otomobilciler ve devlet el ele sahip olmalı. Çin otomobilde inanılmaz kararlılıkta mastır planlara ve kararlılıklara sahip. (CBT)

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler