Son Haberler

A+ A-

Başaramayacaklar...

Yayınlanma tarihi: 02 Kasım 2008 Pazar, 08:31

Emperyalizm işbirlikçileri, ulus devlet karşıtları, şeriatçılar ve numaracı cumhuriyetçiler yıllardır elbirliğiyle Atatürk’ü aşağılamaya, devrimlerini yıkmaya çalışıyorlar.

On beş yıl gibi çok uzun bir zamana yayılan Can Dündarın hazırladığı Mustafa adlı film, bilinç altında farklı bir Atatürk portresi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu şekilde yapılan Atatürkle ilgili filmleri hazırlayıp yayımlamak, gerçekten büyük sorumsuzluk sayılmalıdır. Tarihe karşı, Türk ulusuna karşı ve tüm insanlığın övünç kaynağı olan büyük bir öndere ve lidere karşı yapılan bir sorumsuzluktur...

Filmin adından başlayalım: Can Dündarın en iyi yaptığı şey, aşırmadır. Sarı Zeybek adının da ilk olarak kendi aklına geldiğini söylemişti zamanında.Mustafaadı için Benim aklıma geldidedi ama 1909 ile 1995 yılları arasında yaşayan yazar Mehmet Rakım Çalapalanın, 1944 yılında yazdığı Mustafa: Atatürkün Romanıadlı eserini kendisi gibi herkesin unuttuğunu sandı.

Filmde tarihi ve siyasi konulara girildiğinde birçok soru işaretiyle karşılaşıyorsunuz. Dikkat çekici bölümlere göz atmakta yarar var. Film Atatürkün karga kovalamasıyla başlıyor. Atatürkün üç yaşında ölen abisi Ahmetin cesedi Selanikteki mezarında çakallar tarafından yeniyor. Can Dündarın yorumuna göre bu olay Atatürkün kader anlayışını derinden etkiliyor.

Atatürk küçükken hocası Kaymak Hafızdan dayak yiyor ve hemen okuldan ayrılıyor. Ancak bu dayağı hiç unutmuyor. Can Dündara göre yıllar sonra Atatürkün medreseleri kapatması, Kaymak Hafızdan rövanşın alınması anlamına geliyor. Babası Ali Rıza Efendinin ölümünden sonra annesi Zübeyde Hanımın tekrar evlenmesine tepki olarak Atatürk, askeri liseye yazılarak evden uzaklaşıyor. Manastır askeri okulunda Atatürkü canlandıran şahsın seçimi de ince hesapların sonucunda olsa gerek...

Çanakkalede Deniz Savaşlarında Atatürk yok ama cepheden Madam Corinne yazdığı mektuplar var. Atatürk İstanbulda şatafatlı bir hayat sürerken bütün parasını tefecilere kaptırmış. Bunun üzerine Anadoluya geçmeye karar vermiş. Atatürk, Samsuna gitmeden önce sarayda Vahdettinle bir görüşme yapar. Bu görüşmede Vahdettin, Atatürke; Paşa, bu devleti siz kurtarabilirsiniz ve kahraman olarak kitaplarda anılırsınızdiyor. Yani Vahdettin vatan haini değil ama nedense biz anlamamışız... Bu konuşmadan iki ay sonra Atatürk için çıkarılan idam fermanını hangi Vahdettin imzalamıştı acaba? İngilizlerin Malaya zırhlısıyla ülkeden kaçan Vahdettin değil miydi?

 

Verilmek istenen imaj

Filmde, Atatürkün İzmitte bazı gazetecilerle yaptığı görüşmede, Kürtlere özerklik verilmesi fikrinde olduğu ortaya konuyor. Bu konunun arkası gelmiyor, Atatürkün bu konuyla ilgili düşüncelerine hiç değinilmiyor.

Atatürkün, cahillerin seviyesine inmem diyerek sanki halkı küçük gördüğü imajı veriliyor. Atatürk 1930 yılında halkın arasına karıştığında herkesin mutsuz ve karnını doyuramaz durumda olduğunu görüyor. Can Dündarın yorumu şöyle: Çevresindeki dalkavuklar halkın ıstıraplarını Atatürkten gizleyip iyi göstermeye çalıştılar. Atatürk gerçekle yüzleşince çok üzüldü ve sabaha kadar uyuyamadı.”

Atatürkün manevi oğlu için gerçek oğluydu havası verilerek gayri meşru ilişkilerinden çocuğu olduğu imalarına yer veriliyor. En yakın arkadaşlarını bile gözünü kırpmadan ölüme gönderen ve kendi heykellerini diktiren bir diktatör olduğu imajı yaratılıyor.

Anlamsız bir şekilde, Atatürkün arkasında uzun boylu adamların olduğu bir fotoğraf gösterildikten sonra, bir Fransız gazetesinde ne kadar kısa boylu olduğu vurgulanıyor.

TBMMyi cuma günü namazdan sonra, dua okutarak açtığı halde, son bölümde dinsiz olduğu vurgulanmaya çalışılıyor. Kendisi hakkında şeyhülislam tarafından verilen dinsizfetvasını yıkmak için, 22 Nisan olarak karar verilen TBMM açılış gününü cuma gününe denk gelen 23 Nisana alıyor.

Can Dündarın yorumuna göre, Atatürk ileride gerçekleştireceği amaçlarına ulaşmak için şimdilik böyle hareket ediyor.

Atatürk için çevresinde kimse kalmamıştı ve yalnız öldü denilerek kişiliğiyle ilgili kuşkular gündeme getiriliyor. Atatürk için günde bir büyük rakı, üç paket sigara ve on beş kahve içiyordu denilerek, içki düşkünü ayyaş bir portre çizilmiş.

Devletle ilgili tüm önemli kararların o meşhur içki masalarında alındığı ifade edilerek ciddiyetten uzak bir tablo çiziliyor. Zaten Atatürk son yıllarını işsiz güçsüz, can sıkıntısında balolar, davetler ve içki masalarında geçirmiş. Üstelik son sahnelerde çalgıcıya kadeh kaldıran içki düşkünü yalnız bir adamın mizanseni yaratılmış.

Daha bunun gibi akılda kalmayan nice sahneler var. Böylesine gerçekle ilgisi olmayan mesajların ustalıkla yerleştirildiği filmin, Cumhuriyetimizin 85. yıldönümünde gösterilmesi de farklı bir anlam taşımaktadır.

Sayın Prof. Dr. Özer Ozankaya, öğrencisi olan Can Dündara, Sarı Zeybek ve Gölgedekiler filmleri için de buna benzer eleştirileri bizzat yüzüne karşı söylediği zaman, Aaa, hocam, bunlar hiç aklıma gelmemiştiyanıtını almıştı. Sayın Ozankayaya göreMustafafilmiyle ilgili benzer eleştiriyi yöneltmenin artık yararı yoktur. Çünkü Can Dündarın söz konusu davranışları bilerek sürdürdüğü çok açıktır.

 

Devrimlerini yıkmaya çalışıyorlar

Can Dündar bu filmi yapmadan önce Nutukgibi, Tek Adamgibi kitapları okusaydı, belki tarihi değiştirerek bazılarına şirin gözükmekten kaçınırdı. Ama belki de bu film özellikle yaptırılarak Atatürkü sevenlerin bilinçlerini değiştirmek, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçmek görevi üstlenilmiş olabilir.

Emperyalizm işbirlikçileri, ulus devlet karşıtları, şeriatçılar ve numaracı cumhuriyetçiler yıllardır elbirliğiyle Atatürkü aşağılamaya, devrimlerini yıkmaya çalışıyorlar. Armstrongun Bozkurt kitabında, Vamık Volkanın Ölümsüz Atatürkkitabında, İpek Çalışların Latifekitabında, Tolga Örnekin Gelibolufilminde ve şimdi de Can Dündarın Mustafafilminde olduğu gibi... Ama hepsinin ve daha nicelerinin ortak bir noktası var: Yanılıyorlar ve başaramayacaklar...

Suay KARAMAN Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreteri

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer