Son Haberler

Babacan'dan vergi affı açıklaması

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, vergisini düzenli ödeyenlere indirim yapılmasının istenmesiyle ilgili olarak "Vergisini düzenli ödeyene indirim yapamayız" dedi.
Yayınlanma tarihi: 24 Kasım 2010 Çarşamba, 10:52

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası'nın (İNTES) Ankara'da düzenlediği ''Ekonomik Kalkınma ve İnşaat Sektörü'' konulu toplantıya katıldı. Buradaki konuşmasında, küresel kriz sürecinde Türkiye'nin pek çok ülkeden farklı bir tutum izlediğine işaret eden Babacan, bu çerçevede geçen yıl Eylül ayında birçok ülkeden çok erken bir tarihte mali sıkılaştırmaya başladıklarını söyledi.
Babacan, ''tedbir'' adı altında vergileri düşürmekten, harcamaları artırmaktan kolay bir şey olmadığını, hükümet olarak şimdi ''Kurumlar Vergisi'ni yüzde 15'e düşürdük ya da yatırım bütçemizi 22 milyar liradan 40'a çıkardık'' deseler kimsenin buna itiraz etmeyeceğini, ancak bunları yapan ülkelerin bugün bocaladıklarını ifade etti.

Ülkenin genel dengelerinin, kamu dengelerinin son derece önemli olduğuna işaret eden Babacan, öncelikli amacın gemiyi sağlam tutmak, herkesin içinde bulunduğu geminin rotasında hedefine doğru sapasağlam yol almasına yardımcı etmek'' olması gerektiğini belirten Babacan, gemide olacak sarsıntıların herkesi etkileyeceğini dile getirdi. Bu noktada İrlanda'yı örnek veren Babacan, bugün İrlanda'da yaşayıp da ''ben çok rahatım'' diyen tek bir iş adamının olamayacağını söyledi.

Politikalarda mutlaka orta uzun vadeyi de dikkat almak gerektiğini kendilerinin de geçen yıl Eylül ayında açıkladıkları Orta Vadeli Program ile 3 yıllık bir perspektifi ortaya koymalarının altında bunun yattığını anlatan Babacan, kısa süre önce Seul'de yapılan G-20 toplantısında ''artık gelişmiş ülkeler Orta Vadeli Programlarını hazırlamaya başlasınlar'' diye karar alındığına dikkat çekti. Babacan, ''Maalesef seçimle işbaşına gelen her hükümetin bir oy kaygısı oluyor hele seçim yakınsa oy kaygısı günü kurtarma politikalarına yönlendirebiliyor hükümetleri. (Önümde seçim var 3-5 ay yapacağımı yapayım sonra bakalım ne olursa olur tekrar gelirsem o zaman çaresine bakarım, başkası gelirse bu onun problemi olur) diye düşünülüyor. Bunlar yaşandı maalesef çok büyük ekonomilerde bile yaşandı ve yaşanıyor. Japonya'da 3 yılda 5 kere Başbakan değişti'' diye konuştu.

Hükümet olarak popülizmden hep uzak durduklarını ve uzun vadeye baktıklarını belirten Babacan, şöyle devam etti: ''Geçen sene açıkladığımız program 1 yılı aştı, büyük bir titizlikle disiplinle uyguluyoruz. Hatta Ekim ayında 1 yıl daha uzattık, revize ettik programımızı ve yeni bir Orta Vadeli Programı tekrar ortaya koyduk. 2013'ün sonuna kadar ne yapacağımızı açıkladık. Öngörülebilirlik çok önemli. Eğer devlet ne yapacağını ortaya koymuyorsa sektörlerin neye göre, nasıl karar vereceği herkesin kendi iç planını nasıl yapacağı çok zor bir konu. Biz açıkça diyoruz ki (bizim yapacağımız budur) herkes ona göre kendi hesabını kitabını yapsın. Bu öngörülebilirlik Türkiye'yi çok ayrıştırdı. Birden bire Türkiye pek çok Avrupa ülkesinden çok farklı bir noktaya geldi. Şu anda AB'ye üye olan 27 ülkeden 10 ülkenin risk göstergeleri Türkiye'den kötü bir durumda. Kamu maliyesi kısmı, yani bütçe dengeleri mali disiplin birinci derecede önemli. Biz bunu yaptık bizi ayrıştıran en önemli konulardan birisi bu.''

Türkiye'nin diğer ülkelerden ayrışmasını sağlayan ikinci önemli hususun da finans sektörü olduğunu dile getiren Babacan, geçen yıl birçok ülkede finans sektörüne yönelik olarak alınan tedbirlerin ''günü kurtarma operasyonları'' olduğunu, yapısal olarak bankaların mali bünyesini düzeltici adımların daha yeni yeni uygulanmaya başladığını, Basel 3'ün daha yeni oluştuğunu ve uygulama takviminin de 2015 olduğuna dikkat çekti.

'Halının altındaki pislikler'

Türkiye'nin ise bankacılıkla ilgili 2004-2005 ve 2006 yıllarında çok köklü tedbirler aldığını ifade eden Babacan, 2001 krizinden sonra halının altına ''bir sürü pisliğin'' süpürüldüğünü, o halının kaldırılarak ''altında bu pislikler var'' diye ilan edildiğini söyledi. ''(Bankacılık sektörüne 2001 krizinden sonra çeki düzen verildi) denilir bu doğru değil'' diyen Babacan, bankacılık sektörüyle ilgili reformları kendilerinin yaptığını, 2004-2005 ve 2006'da çok önemli yasalar çıkardıklarını ifade etti. Babacan, ''Halı kaldırıldı. (İşte bu kadar batık bankamız varmış) diye ilan edilmiş oldu. Yapısal tedbirlerin hepsini biz aldık'' dedi. Bankacılık yasasını, kredi kartı ve mortgage yasasını hükümetlerinin çıkardığını hatırlatan Babacan, birçok ülkede Mortgage Yasası'nda yüzde 25 peşin ödeme hükmü olduğunu, ancak kendilerinin bu hükmü yasaya dahil etmediklerini anlattı.

O dönemde ''ABD'ye bakın en büyük pazar orada. Onların yüzde 25 gibi bir derdi yok. Biz onlardan daha mı iyi biliyoruz ki bankacılığı böyle bizi yüzde 25 ile kısıtlıyorsunuz'' şeklinde eleştirildiklerini belirten Babacan, yasaya yine pek çok ülkede uygulamada bulunan vergi teşviği düzenlemesini de koymadıklarını kaydetti. Bu tür düzenlemelerle insanlara ''sen 100 liralık ev al sana 110 lira kredi, vergi teşviği de geleceği için senin maaşın da artacak'' denildiğini ve bu şekilde ödeme gücü olmayan insanlara büyük bir borç yüklendiğini belirten Babacan, herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerektiğini, geçici olarak ''halk memnun olsun, bankalar para kazansın, ekonomide 1-2 yıl büyüme olsun sonra da seçim geliyor. Nasıl olsa ben gideceğim benden sonra gelen de ne yaparsa yapar'' denilemeyeceğini, ekonomide kısa vade ile uzun vadenin dengesini mutlaka kurulmasına ihtiyaç olduğunu bildirdi.

Bankaların sermaye yeterlilik oranlarını, likidite rasyolarını yükselttiklerini, Basel 3'ün ilan edildiğini dile getiren Babacan, şu anda Türkiye'deki bütün bankaların Basel 3 ile uyumlu olduğunu söyledi. Avrupa'da bankalara yönelik stres testleri henüz yapılırken kendilerinin çok daha önce bunları yaptıklarını belirten Babacan, ''Merkez Bankası'ndan, BDDK'dan arkadaşlarımıza söyledik. Bu zor bir iş değil, bilgisayarlara bankaların bilançosunu koyun, sanal ortamda şoklar verin, bu şoklara karşı bankanın hali ne olacak dedik. Bunları test etmek sorun değil'' dedi. Bu testler neticesinde problemli bankaların çıktığını ve bunları ''tek tek sessizce'' düzelttirdiklerini kaydeden Babacan, ''Türkiye'deki bazı banka birleşme ve satın alma operasyonları o sessiz yürüyen operasyonların sonucunda olan işlemlerdir'' dedi.

Yeniden yapılandırma

Babacan, yeniden yapılandırmanın iyi bir şekilde anlaşılması ve neden yapıldığının ortaya konulması gerektiğini ifade etti. ''Şuradan ilave biraz para alalım, bütçe açığını kapatalım'' şeklinde bir niyetin asla söz konusu olmadığını belirten Babacan, 2011 bütçesini de, 2012 ve 2013 orta vadeli mali planını da buradan herhangi bir gelir öngörerek yapmadıklarını ifade etti. Babacan, ''(şuradan 3 milyar, 5 milyar para gelir, onu da buraya harcarız) diye bir hesabımız hiç olmadı'' diye konuştu. Babacan, şu andaki bütçede bunlarla ilgili ilave gelirin sıfır olarak öngörüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Niye? Önce bir para gelsin görelim. Ne kadar gelecek ondan sonra ne yapacağımıza bakarız. Bunu borç ödemede mi kullanırız, yoksa bir kısmını yatırıma mı yönlendiririz. Önce paranın nakit kasaya girmesi gerekiyor ki önümüzü görelim, karar verelim. Bunun asıl amacı, 2009'da sıkıntıya giren çok vatandaşımız oldu. Esnafımız, KOBİ'lerimiz ve hatta büyük işletmelerimizden de mali sıkıntılar yaşayanlar oldu. İyi niyetli olduğu halde devlete olan yükümlülüklerini zamanında yerine getiremeyen, borcunu ödeyemeyenler oldu. Bu onlar için açılan bir kapıdır. Diyeceksiniz ki, aralarında kötü niyetli olanlar varsa onu biz ölçemeyiz ki. Elimizde bir niyet ölçer yok. Kriz döneminde sıkıntı yaşayan vatandaşlarımız olduğu bir gerçek. Zaten bu kadar sivil toplum kuruluşundan, bu kadar olumlu tepki gelmesi... Demek ki gerçekten toplumda buna ihtiyaç varmış, böyle bir talep varmış. Dolayısıyla durup dururken yapılmış bir, iş atılmış bir adım değil.''

Babacan, vergi borcunu günü gününe ödeyenler için bir indirimin söz konusu olup olmayacağına iliş kin şunları söyledi: ''2007 seçim beyannamesinde sosyal güvenlik primleri açısından indirimi yazdık ve 2008'de uygulamaya başladık. 5 puan indirdik, yüzde 5 değil. 20 puanı, 15 puana indirdik. 2011 bütçemizde şu anda bununla ilgili bir öngörü yok. 2012 bütçesi yapılırken bunlar dikkate alınabilir, üzerinde çalışılabilir. Aynı sosyal güvenlik priminde olduğu gibi, günü gününe vergisini ödeyenler için kurumlar vergisinde ve gelir vergisinde de büyük kolaylık sağlanabilir 2012 için, ama 2011 için bizden bunu talep etmeyin. Bakın en baştan söyledim, İstikrar hepimizin en çok korumak için üzerine titremesi gereken bir kavram. Burada bir fırsat doğdu, biraz para gelecek onu erken ödeyenlere.... yapamayız. Duruma bakarız. 2012 bütçesi hazırlanırken orada bir şeyler yapılabilir. Aksi halde 2011 bütçesini Meclis'ten geçireceksiniz, arkasından da getireceğiniz ilk yasa tasarısında da bütçe gelirlerini ciddi oranda azaltacak bir madde koyacaksınız. (Şu kadar puan vergi indirimi tam ödeyenlere) buna toleransımız yok. Çok sağlam, çok dikkatli gitmemiz lazım. Günü gününe ödeyenlere bir taltif, bir güzellik, bir kolaylık olmalı mı? Belki vicdan muhasebesine koyduğunuzda olabilir gibi görünüyor, ama bir vicdan muhasebesi var, bir de paranın muhasebesi var. Paranın muhasebesinde hata yaparsak o zaman işler sıkıntıya girebilir. Çok daha riskler, problemler olabilir. Kaynağı bulunmayan, dengesi kurulmayan hiç bir yeni unsuru 2011 bütçemizle alakalı gündeme getiremeyiz. Mutlaka kendi dengesi içinde gitmesi gerekiyor bu işin.''

Küresel ekonomik kriz

Babacan, küresel ekonomik krize değindi. Dünyada yaşananların endişe verecek boyutta olduğunu, bir ikinci dipten bahsedildiğini ifade eden Babacan, ''(Bu ikinci dibe kimisi yüzde 1 ihtimal, kimisi yüzde 60-70 ihtimal) diyor'' dedi. Böyle bir ihtimali yok sayamayacaklarını, devlet olarak, ''dünyada her şey güzel bir daha birşey olmaz ona göre gidelim'' diyemeyeceklerini belirten Babacan, ''Burada kumar oynamıyoruz, şans oyunu da oynamıyoruz. Dünyanın 16. büyük ekonomisini yönetiyoruz. Bunun sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyoruz. Olabilecek her türlü gelişmeye karşı şimdiden hazırlıklı olmalıyız. Sonradan 'bu nereden çıktı, biz bunu hesaba katmamıştık' diyemeyiz'' diye konuştu.

Babacan, orta vadeli programda yüzde 5'lik mütevazi bir büyüme oranını öngördüklerini anımsatarak, bunun büyümeyi yüzde 5 tutulacağı anlamına gelmediğini, ihtiyatlı bir senaryoya göre hesaplarını yaptıklarını kaydetti. Babacan, ''Bu sene biz sadece yüzde 3,5 büyümeye göre hesabımızı, bütçemizi yaptık. Ona göre tedbirimizi aldık. Ona göre öyle bir güven oluşturduk ki o güvenin getirdiği ivme yani bugün yüzde 6,5, yüzde 8 arası tahminler var'' dedi.

Yeniden yapılandırma

Babacan, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması konusuna da değinerek, bununla ödemeyenlere çok büyük kolaylıklar, çok özel şeyler yapmadıklarını ifade etti. Babacan, şöyle devam etti: ''Ödemediği rakam neyse onu reel değeriyle tahsil ediyoruz. Eğer taksit yaparsak yüzde 5'ten yüzde 15'e kadar katsayıları var, o ekleniyor üzerine. Dolayısıyla burada ödemeyenlerin son derece karlı çıktığı, onlara birdenbire büyük bir kaynak aktarıldığı gibi bir tabloda yok. Buna da dikkat ettik. Başka dönemlerde bunlar yapılmamış mı? Yapılmış. Yani ana paralardan da indirimler yapılmış. Biz bunu yapmadık. Hatta dediler ki, 'sadece ana parayı tahsil edin.' Birisi 2004'te, diğeri 2009'da ödememiş. Sadece ana parayı alınca oluyor mu? 2009'un para değeriyle, 2004'ün para değeri aynı mı? Enflasyonu da bugüne getirerek bir bakıma orada da adaleti sağlamış oluyoruz. Burada benim tekrar çağrım öncelik istikrar, istikrar, istikrar. Yani istikrara zarar verici talepleri aman dikkatli şekilde dillendirelim. Öncelikle hesabımızı, kitabımızı sağlam tutalım. Bakın hemen yanı başımızda bu kadar olumsuz örnek varken, bu kadar ülke bocalarken, 'biz sağlamız, bize bir şey olmaz.' Öyle yok. En ufak bir hata yapalım, temel politikalarda en ufak bir gel git, en ufak bir, 'acaba Türkiye buraya doğru gidiyordu şimdi şöyle yön mü değiştirdi?' izlenimi oluşturacak adım atalım gelir bu bizi de vurur, hem de çok kötü vurur. Şakası yok bu işin. Bugün her şey sağlam gidiyorsa ana politikalarda dimdik yerimizde durduğumuz için sağlam gidiyor. Bütçe disiplini, Merkez Bankamızın uyguladığı bağımsız para politikaları, serbest kur. Bunlar bizim ana politikalarımız. Bunlarla ilgili hani yalpalama, yön değiştirme bir gün Türkiye'de görürseniz ileri ki bir tarihte bilin ki yön değişmiş ve uçuruma doğru giden bir yola girmiş Türkiye. Dolayısıyla hep beraber çok çok dikkat etmemiz, istikrara hep beraber sahip çıkmamız gerekiyor. İstikrar ile ilgili bir sıkıntının gelip hepimize büyük bedeller ödeteceğinizi unutmamamız gerekiyor.''

İnşaat sektörü

Babacan, Türkiye'nin inşaat sektörü konusunda nispeten iyi bir noktaya geldiğini, ancak sektör ilk 6 aya bakıldığında toplam ekonominin yüzde 5,7'sini teşkil ettiğini ifade ederek, ''Sektörde hala önümüz çok çok açık. Sektör, Türkiye ekonomisinde makro ekonomik istikrar sağlandıktan sonra Türkiye ekonomisinin büyümesinden çok daha hızlı büyüyecek'' dedi. Türk inşaat sektörünün yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde dünya ikincisi olduğunu ama bunun iş hacmi açısından değil, firma sayısı açısından olduğunu belirten Babacan, şunları söyledi: ''Bir yandan güzel ama bunun rehavetine de kapılmayalım. Dünyada inşaat sektörü çok büyük bir sektör ve içinden bizim aldığımız pay hala çok küçük pay. Yani kendi kendimizi de, '2. olduk, çok başarılıyız' diye de pek görmeyelim. Hem içeride hem dışarıda daha yapacak çok iş var. Özellikle biz dışarıda işlerinizin kolaylaşması için biz hükümet olarak çok çaba gösteriyoruz. Bizler o işlerin pazarlaması için çalışmak zorundayız. Daha çok firmanın yurt dışından daha çok iş alması Türkiye'nin başarısıdır. Firma ismi önemli değil, yeter ki Türk firmaları daha çok iş yapsınlar, daha çok proje alsınlar, daha çok katma değer ödesinler ve arzu ederiz ki daha çok Türk işçisi oralarda çalışsın.''

Babacan, İNTES ile geçen sene yaptıkları toplantıda yurt dışında çalışanları belli bir teşvik çerçevesi içinde düşünebileceklerini, bunun için çalıştıklarını ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın bu konuda bir taslak hazırlığı içinde olduğunu söyledi. Kayıt dışılığın Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade eden Babacan, kayıt dışılıkla mücadele çerçevesinde yapılan çalışmaları anlattı. Vergi oranlarını çok düşürdüklerini belirten Babacan, ''Artık bu oranlarda sınırlara geldik. Yani, 'şu oranlar biraz daha düşsün, ben ondan sonra kayıt içine geçeyim' artık daha fazla beklemenin anlamı yok'' dedi.

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ