Son Haberler

"Türkiye'de dualist bir yapı var"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye'de hukukta birlik değil, dualizm olduğunu belirterek, ''Sanki ülkeyi sivil ve asker birlikte yönetiyor. Artık bu ikili yapılanmanın Türkiye'de ortadan kalkması lazım. Tek bir Yargıtay, tek bir Danıştay. Anayasa Mahkemesi nasıl tekse, tekli bir yapıya dönüşmemiz lazım'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 27 Kasım 2010 Cumartesi, 15:44

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TV8'de katıldığı haber programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Generallerin açığa alınmasına ilişkin soru üzerine Arınç, Genelkurmayın 20-21 maddelik açıklamasıyla, yaşanan olayların kronolojik olarak anlatıldığını belirterek, bunun doğru kabul edileceğini, Hükümet kanadının da Genelkurmayın açıklamasının da bir olay yaşandığını gösterdiğini ifade etti.

Yüksek Askeri Şuranın (YAŞ) başkanının, Başbakan olduğunu belirten Arınç, şöyle konuştu:
''Bakmayın öyle iki kişinin yan yana oturduğuna. Askeri kanunlarımızda da Anayasa'da da YAŞ kanununda da Şuranın başkanının başbakan olduğu yazılı. Genelkurmay başkanı orada diğer üyelerle birlikte bir üye sıfatını taşıyor. Orada Sayın Başbakan ile Milli Savunma Bakanı da bu 3 generalin haklarındaki iddialar sebebiyle terfisinin söz konusu olamayacağını, söz konusu edilirse bile, kesinlikle terfi etmemeleri gerektiğini söylemiş, ama anlaşılıyor ki askeri kanat da bunların terfi edilebileceklerini düşünmüş. Daha sonraki gelişmeleri tek tek tartışmaya gerek yok. Şimdi bunlar hakkında açığa çıkarılma kararı uygulandı.''

Bu 3 generalin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurduğunu anımsatan Arınç, dünkü açıklamalarının ne bu generallerle ne bu müracaatla ilgili olduğunu söyledi.

İşin özünde bir çarpıklık bulunduğunu belirten Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''O da şudur, Türkiye'de dualist bir yapı var, yani ikili bir yapı var. Bu 60 ve 80 askeri darbesinden sonra da yapılan anayasalarda maalesef hep yer alıyor. Türkiye'de, hukukta birlik yok, dualizm var ve paralel bir yapılanma söz konusu. Sanki ülkeyi, sivil ve asker birlikte yönetiyor. Askeri Yargıtay var, sivil Yargıtay var. Sivil Danıştay var, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) var. O var, karşılığında bu var. Böyle bir şeyin olmaması lazım. Ne AB içindeki demokratik Avrupa ülkelerinde ne başka bir ülkede askeri bir yapılanmanın hukuk alanında da çift başlı olduğu bir yapı söz konusu. Dolayısıyla oradaki hakimlerle ilgili değil kanaatimiz. Onlar mutlaka hukuku çok iyi bilen, vicdan sahibi, yazılı hukuka bağlı insanlardır.''

Türkiye'de yaşanan bir örnek olduğunu, yıllarca görev yapan DGM'nin içindeki askeri hakimin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararı doğrultusunda çıkarıldığını, sonra da mahkemenin kaldırıldığını anlatan Bülent Arınç, şöyle konuştu:
''Şimdi 3 kişilik hakimlerin içinde bile bir tane askeri hakimin bulunmasını bağımsız ve adil yargılamaya uygun bulmayan AİHM, askerin müracaat ettiği bir mahkemenin tamamının askeri hakimlerden oluşmasını hiç uygun görmeyecektir. Bu hukuk yapısına da uygun değildir. Çok basit olarak söyledim. Bu davayı açanlar, itirazı bulunanlar kim? 3 tane general. Rütbeleri ne? Tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral. Peki askeri mahkemedeki hakimlerin rütbeleri ne? Binbaşı, yarbay, albay. Şimdi ast ve üst münasebetine dayalı bir hiyerarşide, bu hakimler karar verirken, acaba tam adil yargılama yapılabilir mi? Bağımsız karar verebilir mi? Yanıtını birileri versin. Bence çok zorlanırlar. Dolayısıyla sadece bu müracaat ile ilişkili değil ama artık bu ikili yapılanmanın Türkiye'de ortadan kalkması lazım. Tek bir Yargıtay, tek bir Danıştay. Anayasa Mahkemesi nasıl tekse, tekli bir yapıya dönüşmemiz lazım. Şimdi bunlar müracaat ettiği için biz AİYM'i konuşma fırsatı buluyoruz. Ama böyle bir olay olmasaydı bile bizim Anayasa değişikliklerimiz içerisinde düşüncelerimizden bir tanesi de tek yargı sistemine geçiştir. Sanıyorum bu olay bunu biraz daha hızlandıracaktır.''

Bülent Arınç, CHP'nin de bu ikili yapıyı tekli hale getirme düşüncesi olduğunu ifade ederek, tekli bir sisteme geçişin ancak anayasa değişikliğiyle olabileceğini vurguladı.

"Darbeyi yapanlar akıllı insanlarmış"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, ikili düzeni düşünenlerin ''kolayca değişmesin'' diye bunları Anayasa içine koyduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
''Çünkü anayasayı değiştirmek nitelikli çoğunluk istiyor. Kanunda böyle bir şeye gerek yok. İçeride 139 kişi 'evet' verirse, kanun değişir veya yeni bir kanun yapılır. Ama darbeyi yapanlar, çok akıllı insanlarmış. Günün birinde 'bu subapları ortadan kaldırmak isteyen, özgürlükçü yapıyı düşünenler' gelir diye Anayasa içine koymuşlar. Öyle bir sıkı bir noktaya getirelim ki bu, anayasayı değiştirmek kadar zor olsun diye düşünmüşlerdir. Biz de Anayasa'yı Mecliste değiştiremedik, millete gittik. Millet de 20 milyon oy verdi, Anayasa'yı değiştirdi. Herhalde yapılacak şey bu işin sonunda yine millete götürüp, 'Ey millet ikili bir yapı mı istiyorsunuz, tek yargı mı istiyorsunuz?' diye sormaktan ibarettir. Millet en güzel kararı verecektir.''

TBMM'deki devamsızlık sorunu

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, genel seçimin ardından hem TBMM Başkanlığı hem de parti gruplarının işi sıkı tutmasıyla Meclis çalışmalarına devamlılığın daha yüksek düzeye çıkarılabileceğini belirtti.

''TBMM'de devamsızlık ciddi bir sorun haline geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Meclise devam etmeyenleri seçimde aday listesine almayacağını söyledi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?'' sorusu üzerine Arınç, gazetelerde yazılanlara bakıldığını, Erdoğan'ın 'Devamsız olanları listeye almayacağım' şeklinde çok kesin bir ifadesi bulunmadığını, ama bundan üzüntü duyduğunun anlaşıldığını söyledi.

Grup Başkanvekilliği, Meclis Başkanlığı yaptığını anımsatan Arınç, devamsızlık konusunun baştan beri Mecliste bir sıkıntı oluşturduğunu bildiğini, bunu önlemek için bazı tedbirlerin de düşünüldüğünü anlattı.

Bu konuda bir İçtüzük değişikliği yapılabileceğini, yani Meclisin belli günlerde çalışma sürelerini uzatmak, ama diğer günlerde de milletvekilinin hem seçim bölgesine gitmesine hem de yurt dışı programlar yapmasına imkan sağlayacak bir düzenleme düşünüldüğünü ifade eden Arınç, bunların bir kısmının olduğunu, ama bir kısmının da henüz hayata geçirilemediğini kaydetti.

Milletvekilinin Meclise devamsızlığının birkaç sebepten olabileceğini ifade eden Arınç, ''Bazen yurtdışı, bazen yurtiçi seyahatler, komisyon ve parti çalışmaları, seçmenlerle ilişkiler... Bunların hepsi vardır. O kadar yoğundur ki milletvekili, o gün Meclise gelememiş olabilir. Bunun dışında da Meclise gelmeyi alışkanlık edinmeyen, kendi hayatını yaşayanlar da olabilir. Ama genelde bu saydığım sebeplerin devamsızlık konusunda etkisi vardır'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, partisinin 335 milletvekili olmasına rağmen devamsızlıklar nedeniyle toplantı yeter sayısının bulunmasında zorlanılmasına üzüldüğünü kaydeden Bülent Arınç, ''Bu gerçekten üzüntü vericidir. Yani en az 184, 200 kişinin bulunması gerekir. Muhalefet tek kişiyle bile olsa, karar ve toplantı yeter sayısı isteyebilir. Önümüz seçimdir. Seçimden sonra hem Meclis Başkanlığı hem de parti gruplarının işi sıkı tutmasıyla Meclis çalışmalarına devamlılığı daha yüksek düzeye çıkarabiliriz'' dedi.

Türban ve milletvekilliği

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Başbakan Erdoğan, 'Yeni dönemde başörtülü milletvekili olacak mı' sorusuna 'Siyasette her şey olabilir' yanıtını verdi. Siz ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine, şunları söyledi:
''Bu, gazetecilerle yapılan bir konuşmadır. Yeri geldiği için hatta 'Bunun önünü siz açacaksınız' şeklinde bir cümlesi var. Mecliste böyle acı yaşanmış bir tecrübe var. 1999 seçimlerinde Merve Kavakçı isimli bir hanımefendi İstanbul milletvekili oldu, mazbatası verildi, yemin etmek üzere başında örtüsüyle Genel Kurula girdi, ama kıyamet koptu. Yeminini yapmadı, yapamadı, yaptırılmadı. Daha sonra da başka bir sebeple milletvekilliği düşürülmüş oldu, Türk ve Amerikan vatandaşlığı gibi iddialarla. O zaman başörtülü bir bayanın milletvekili olarak yemin edip etmeyeceği tartışılmıştı. İtiraf etmek gerekirse, Yüksek Seçim Kurulu, eline mazbatasını verdiği andan itibaren, çünkü bunu engelleyen bir hüküm yok. Bu kişi milletvekili olur, ancak yemenini etmekle görevine başlar. Zorla ve ısrarla milletvekilimizin yeminini yapması engellenmişti.
Halbuki kıyafeti düzenleyen TBMM İçtüzüğü'nün ilgili maddesinde, başının kapalı ve açık olması şeklinde çok açık bir hüküm yok. Olabilir anlamı da çıkıyor, ancak bu tartışmalar bir laiklik, rejim tartışmasına yol açtı. Rahmetli Ecevit'in Mecliste yaptığı konuşmayı herkes hatırlar. Başı örtülü milletvekillinin parlamentoya giremeyeceği, yemin bile yapamayacağı şeklinde bir kanaat oluştu. Anayasa'da, kanunda, İçtüzük'te böyle bir hüküm yok. Bu konu, belki demokratikleşme kapsamı içinde, özgürlük alanı olarak düşünülmeli. Çünkü başı örtülü olarak Avrupa'nın pek çok ülkesinde milletvekili olunabiliyor. Türkiye'deki bu tartışmayı da özgürlük alanına çekmekte fayda var. Bu meselenin laiklik ve rejimle bir ilgisi yok.''


"80 model Anadol"

''CHP'nin, 3 generalin açığa alınmasını 'sivil darbe' olarak nitelediğinin'' belirtilmesi üzerine de Arınç, şunları söyledi:
''CHP'ye göre değil, sadece bir kişiye göre. CHP'ye göre dersek, CHP'yi silmek lazım. Çünkü çağdaş hiçbir siyasi parti, bu yapılana 'sivil darbe' diyemez. Bunu söyleyen Sayın Kemal Anadol'dur. Kemal Anadol için bir gazetenin başlığı çok güzel, '80 model Anadol'. Sivil hükümete kanunların verdiği yetkinin kullanılmasını darbe olarak nitelendiren anlayış aslında 80'lerin de öncesindeki anlayış. Eğer Kılıçdaroğlu da çıkar 'Ben de Anadol gibi düşünüyorum' derse, 'ört ki ölem'. O zaman CHP'yi hiç konuşmamak gerekir. Eminim ki Anadol'un bu sözlerinden CHP'nin çok büyük bir ekseriyeti de sıkıntı duymuştur.''

Bakan Arınç, ''MHP'nin 'askerin itibarsız hale getirildiği' yönünde söylemleri var, genel başkan Devlet Bahçeli de hesap sormaktan söz ediyor. Bu konuda görüşleriniz nelerdir?'' sorusunu da şöyle yanıtladı:
''Yanlış, yanlış. Kimden hesap sorulacakmış. Hergün soruyor, ama kendi grup salonunda soruyor. Anadolu'ya çıkıp bunu soramıyor, sorarsa, seçimde soracak. Seçimde de çok iyi biliyor ki Allah'ın izniyle AK Parti tekrar iktidar olacak, ama MHP'nin ne olacağı çok belli değil. Bizden hesabı milletin önünde soracak. Öyle, grup toplantısında kendi partisinin toplantısında bu sözlerin hiçbir hukuki değeri yok. Biz kanunların verdiği yetkiyi Hükümet olarak kullanıyoruz. Bu yetkimizi de kimseyle paylaşmak niyetinde değiliz. Halkıyla buluşmak, kucaklaşmak, halkına özgürlüğü ve bağımsızlığı getirmek isteyen hiçbir siyasi partinin, 3 general hakkında alınmış doğru veya yanlış bir kararı Hükümet açısından eleştirmemesi lazım. Çünkü kendileri de hükümet olduğu takdirde yapacakları iş bundan farklı değildir.''

Kürt sorunu

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kürt meselesinde çözümün seçim sonrasına ertelenmesi gerektiğini düşünüyor. Seçime kadar atılacak adım olabilir mi? Bir de PKK'nın eylemsizlik kararını Mart ayına çekmesi söz konusu? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?'' sorusu üzerine, söylenecek her şeyin söylendiğini, ''demokratik açılım'' denilen milli birlik ve kardeşlik projesinin hergün uygulandığını ve devam ettiğini söyledi.

''Bugün durduk, yarın biraz ilerledik, 3 ay ara verdik'' diye bir durum olmadığını, bazılarının böyle zannedebileceğini ifade eden Arınç, bu projenin her gün çok da başarılı bir şekilde yürüdüğünü kaydetti.

Bunun yanında terör örgütü ve eylemlerinin de olduğunu dile getiren Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bugün eylem olmayabilir, 3 gün sonra eylem olabilir, biz buna bitti gözüyle bakmayız. Dolayısıyla örgüt var olduğu müddetçe de devlet bütün imkanlarıyla terör eylemleriyle mücadeleye devam eder, şüphesiz terörle mücadelenin tek yolu da silahlı mücadele değildir. Silahlı mücadele mecbur kalındığı zaman devam ettiğine göre, onun dışında da siyasi, ekonomik, toplumsal her türlü tedbire ve çareye başvururuz. Bu Hükümet, 8 yıldan bu yana bu konuyu başarılı bir şekilde götürüyor. Mart ayına, referanduma, seçime kadar demişler, Öcalan böyle konuşmuş, Fırat Haber Ajansı böyle vermiş... O, istihbarat örgütlerinin, güvenlik örgütünün işidir. Bakarlar, dinlerler, planlarını, programlarını ona göre tekrar gözden geçirirler, alınacak tedbirleri de Hükümete tavsiye ederler. Hükümet de onlara da 'Şunu yapın' diye talimat verir. Dolayısıyla biz Hükümet olarak 'İmralı ne söyledi, Öcalan kime kızdı, kimin istifasını istedi, kimin ağzını yırtarım' dedi bunlarla uğraşacak halimiz yok. Bunlarla başkaları uğraşıyor.''

Milli birlik ve kardeşlik projesinde bugün için çok daha iyi bir noktada olunduğunu belirten Arınç, halkın güçlendiğini, halkın örgütle arasını açtığını, örgüte karşı infial duyduğunu, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderlerinin, örgüte sırtını döndüğünü, devletiyle, hükümetiyle, halkıyla barıştığını anlattı.

Bülent Arınç, ''Çok şükür her noktada ileriye doğru bir gidiş var, bu demokratikleşme noktasıdır. Kimlik noktasında da herkes, kendi kimliğini rahatlıkla ifade edebilecek imkanlara kavuşuyor. Radyosuyla, televizyonuyla, basınıyla, günlük konuşma dilleriyle, açılan üniversitelerdeki Yaşayan Diller Enstitüsüyle vesairesiyle, yani attığımız her adımın halkımız tarafından benimsendiğini görmek aslında teröre vurulacak en büyü darbelerden bir tanesidir'' diye konuştu.

"Parça başı iş yapıyoruz"

Bakan Arınç, ''Her şeyi yeni Anayasa'ya bırakmak doğru mu?'' sorusuna şu karşılığı verdi:
''Öyle bir şey yok. Ama mümkün olsa, her şeyiyle yepyeni bir Anayasa'ya Türkiye kavuşsa. Bizim dışımızda hiçbir parti, bize yardımcı olmuyor. Biz de Anayasa'nın 26 maddesini değiştirdik. Ondan önce başka maddelerini değiştirdik. Artık parça başı iş yapıyoruz. Eğer Meclisten çıkaramazsak da halka gidiyoruz. Bundan sonra halkın vereceği kararlara bütün siyasi partiler hazır olsun. Ama yeni, daha çağdaş, daha demokratik, daha az maddeli bir anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı var. Artık çağdaş Türkiye'nin darbe sonrası kabul edilmiş anayasalarla bir yere gidemeyeceği açıktır. Parlamentomuz artık kendisine demokrat, çağdaş anayasasını yapmalı. Buna 2011 seçimlerinden sonra kavuşabilir miyiz? Bir ihtimal var, onun için hazırlıklarımızı yapıyoruz. Zaten Anayasa'nın 70 maddesinden fazlası değişti. Yani yarısı hemen hemen birbirine yabancı hale geldi. Dolayısıyla bir gayret edersek, belki öbür yarısını bir gayret daha yaparsak, belki tamamını 2011'den sonra değiştirebiliriz.''

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ