Yaşam Dergisi

Cumhuriyet Gazetesi tarafından yayımlanan "Sürdürülebilir Yaşam" Dergisi'nde Türkiye'de kentleşme olgusu, tarihi ve kültürel miras, Kaz Dağı'ndaki kültürün bekçileri, Aşıklı Höyük ve çeşitli şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri ele alındı. Dergideki yazıları bu bölümde bulabilirsiniz.
Yayınlanma tarihi: 24 Kasım 2008 Pazartesi, 16:46

2 yıl önce Şanlıurfa’nın 15 kilometre kuzeydoğusunda Göbeklitepe'de sürdürülen arkeolojik kazılarda, “yerleşik bilgileri alt üst edecek buluntulara” rastlanılmıştı.
11 bin 500 yıllık bir tarihi mirast barındırıyor yaşadığımız topraklar...Öyle kolay kolay her ülkeye nasip olacak bir değer değil bu...İnançlar, dinler, diller, ırklar, kültürler cümbüşü... Korunması, özenle dünyanın gelecek nesillerine aktarılması gereken bir miras... Göçlerin, ticaret yollarının, savaşların, sanatın tarihini barındırıyor içinde. Belleği yüklü topraklarımızın. Hepsinin ayrı bir efsanesi var. Ahdamar Kilisesi'nden Kaz Dağları'na Efes'den Harran'a, eski Safranbolu Evleri’nden Nemrut Dağı'nın zirvesine, sular altında Hasankeyf'den üç büyük imparatorluğa başkent olmuş İstanbul'a kadar...
Yalnız mekanlar mı? Ya doğa, denizler, göller, flora?.. Ya değişik kültürlerde biçimlenen gelenekler, farklı lezzette farklı mutfaklar?

Peki bu tarihi ve kültürel zenginliğe, bu eşsiz mirasa sahip çıkmada ne kadar özenliyiz? Bu sorunun yanıtını biz değil, önce UNESCO verdi.

Bugün Türkiye’den 9 kültürel varlık UNESCO'nun "Dünya Mirası" listesinde. Ancak listede yer alan eserlere yönelik yeterli korumanın sağlanması da şart. Ve Türkiye bir türlü başarılı olamıyor. 9 tarihi yerden 5'inde notumuz kırık. Üstelik UNESCO İstanbul’un tarihî alanlarını korumak için acilen harekete geçilmezse eserleri ‘Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne alacağı uyarısında bulundu.

Bu işin bir yönü...

Plansız sanayileşme, imar rantına dayalı "kentsel dönüşüm” adına yapılanlar, doğanın bilinçsizce yok edilmesi ise diğer cephe...

Aslında Türkiye tarihi ve kültürel varlıkların korunması yönünde uluslararası anlaşmalara da taraf olan bir ülke. Belli ki sorun imza atmakta değil, uygulamada.

Bu konuda ise toplumun her kesimine görev ve sorumluluk düşüyor. Özel sektörün artık toplumsal sosyal sorumluluk projeleri kapsamında tarihi ve külterel mirasa sahip çıkmayı da ele aldığını görüyoruz. Kimileri arkeolojik kazılara sponsor oluyor, kimi tarihi bir binanın yaşatılmasına... Kimi kültür elçileri yetiştiriyor, kimileri doğanın korunmasına yönelik projelerin içinde... Güzel şeyler bunlar, sayılarının da artması gerek. Üstelik sürdürülebilir kalkınma için olmazsa olmaz kriterler.

Öte yandan ise talan ve tahribat düzeni sistematik bir biçimde hala sürüyor. Rant tatlı, cari açık devasa boyutlarda, imara dayalı ekonomik büyüme ise işin en kolayı? Bu mantık değişmedikce ve bu mantığı değiştirecek toplumsal baskı oluşmadıkça düzen bir şekilde sürüp gidecek. Tabii doğanın izin verdiği yere kadar....

Kimbilir belki de ünlü şair Ahmet Muhip Dranas’ın dediği gibi: Körelen belki de biziz... Kalbimiz...

DERGİDEN:

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.