Bu yılbaşı da bizim bir yanımız eksik

Bir aile düşünün, iki çocuğu öğrenci olsun, ikisi de hapiste olsun. Yılmaz ailesi böyle bir aile. Bayram Yılmaz, Kandıra Cezaevi’nde tutuklu, kardeşiyse açlık grevi eylemleri sırasında tutuklanmış, Bayburt’ta hapis yatıyor. Ablaları Sevgi Şit, yaşadıklarını anlatırken boğazı düğümleniyor.
Yayınlanma tarihi: 30 Aralık 2012 Pazar, 10:25

- Bayram Yılmaz hapse gireli ne kadar oldu?

- 2011 Şubat ayından beri tutuklu. KCK’den suçlanıyordu. Kardeşimin hiçbir suçu yok. “Ben hiçbir şey yapmadım” diyor. Okulda matematik okuyordu. Eğitimi de yarım kaldı. Annem ve babam Ardahan’da oturuyor. Babamın sağlık problemleri var. Gelme şansları yok. Benim de kaynanam hasta, onunla ilgileniyorum, arabamız da yok.

- Kendisini en son ne zaman gördünüz?

- İki hafta önce mahkemede uzaktan gördük. Görüştürmüyorlar. Haftada sadece bir telefon hakkı var. Onda da babamları arıyor.

- Geleceğe yönelik umudunuz var mı peki? Mahkemenin olumlu sonuçlanacağını düşünüyor musunuz?

- Aslında bu duruşmada çok umutluyduk çıkar diye ama olmadı. Bir sonraki duruşma 13 Mart’ta inşallah onda bırakırlar. Bir diğer kardeşim de Bayburt’ta tutuklu. Açlık grevi protestolarında tutuklanmış. O da bir aydır içerde. Ondan hiç haberim yok. Ayın 21’inde mazeret sınavları vardı. Okulu bitirecekti, onlara giremedi. Babam da daha görmemiş onu.

- Peki sağlık durumları hakkında bilginiz var mı?

- Bayram’ın kalp kapakcığında daralma var. Ayda bir düzenli iğne olması gerekiyor. Onu yapıyorlar mı bilmiyoruz.

Bitmeyen yasımızın en acı günü

Yeni yıl için saatlerin sayıldığı şu günlerde Uludere’de insanlar ağıtlarıyla yaşıyor. Bundan tam bir yıl iki gün önce yüreklerinden çalınmış parçanın acısı bir nebze bile dinmemiş, hâlâ içlerini dağlıyor. Çünkü “insansız” hava uçakları Uludere’de 19’u çocuk 34 canla adaleti de katletti... Katledilen o çocuklardan biri 17 yaşındaki Serhat Encü’ydü. Dokuz çocuklu bir aileye gözlerini açtı Serhat Encü, ailenin üçüncü erkeği olarak. Babaları bir kaza sonucunda “iş yapamaz” duruma düşünce lise birdeydi. Okulu bırakıp aileyi sırtlandı. Üniversitede okuyan ağabeylerine de, annesine de, kız kardeşlerine de bir gün bile kötü söz söylemeden o baktı.

“Bu kadar fedakârlık yapan bir insanı nasıl tanımlamak gerekiyor, size nasıl anlatayım ki” diyor ağabeyi Ferhat Encü (sağda), “Çalışkan, hayatı seven, hayatla mücadeleyi seven biriydi. 'Hayatı uğruna ölecek kadar seven' lafı en çok ona yakışıyor. Yaşamak ve bizi yaşatmak için gitti o gün ama öldürdüler.”

- Bu bir yıl nasıl geçti sizin için?

- Çok zor, çok yoğun geçti. Bir yandan adalet mücadelesi veriyoruz, bir yandan devletin bize karşı göstermiş olduğu o katliamcı zihniyetiyle, gerek hâkimlerin, bizzat başbakan, içişleri bakanının gerek askeriyenin söylemleriyle karşılaştık. Biz toplumdaki o algıyı değiştirmeye çabalarken medya bu katliamı sayısal verilere dökerek, çözümü, algıları değiştirmeye çalıştı. Yıl bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe bir son verilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun için mücadele vererek geçti. Bunu yaparken zaman zaman ölüm tehditleriyle, gözaltılarla karşılaştım. Hâlâ da karşılaşıyorum.

- Yeni yıla nasıl girmeyi düşünüyorsunuz?

- Bizim için yeni yıl diye bir şey yok. Biz o katliam gününü, o gün yaşadıklarımızı tekrar yaşayacağız yeni yıla girerken çünkü herhangi bir adım atılmadı adalet için. Onlar kendi aileleriyle, çocuklarıyla eğlensinler! Biz de Uludere’de kendi acımızı, adalet mücadelemizi düşünüp bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı aynı şeyleri tekrar tekrar söyleyeceğiz. l

Yılbaşında Galatasaray Meydanı’ndayız

Hasan Ocak 20 Mart 1995’te kaybolduğundan beri Ocak ailesi için ne bayramlar bayram, ne de yılbaşıları yılbaşı gibi. Kardeşi Maside Ocak o günden beri zamanının büyük kısmını kardeşinin anılarını canlı tutmak ve diğer kayıp yakınlarını ayakta tutmak için harcıyor.

- Hasan Ocak’ı kaybettiğinizden beri böylesi günleriniz nasıl geçiyor?

- Bayramlarımız bayram gibi, kutlamamız kutlama gibi değil. Çünkü çok büyük bir yanımız eksik. Bitmeyen bir yasa mahkûm edildik. Yılbaşını herkes sevdikleriyle karşılayacak. Bizim sevdiklerimizse fotoğraflarda kaldı.

- Yılbaşında ne yapacaksınız?

- 31 Aralık’ta akşam altıda her zaman toplandığımız yerde, Galatasaray Meydanı’nın olacağız. Yanımızda götürdüğümüz ağaca kaybettiğimiz yakınlarımızın isimlerini asacağız.

- İnsanların kitlesel olarak coşku içinde olduğu günler sizin açınızdan daha zor oluyordur.

- Bizim için önemli olan, tüm özel günlerde birlikte olmak. Biz sadece kayıp öykülerimizi değil, mücadele yoldaşlığını da paylaşıyoruz. Sadece kader birliği değil. Aynı zamanda bir karşı duruş. O gün orada olmak bizim çok anlamlı olacak.

- Sizi hayata bağlayan bu mücadele mi?

- Tüm kayıp yakınlarını hayata bağlayan bu. Her birimiz büyük badireler yaşadık, yan yana olmanın gücüyle dayandık. O gün orada olmak, bizim için çok anlamlı. Işıklı caddeden geçen kalabalığa “bakın biz de varız” diyeceğiz. Belki sonrasında eğlenmeye devam edecekler ama yüreklerinin bir yanında bizim acımız da olacak. l

Balbay’ın resmini öpeceğiz

Gazetemiz yazarı, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın ın eşi Gülşah Balbay ile kızı Yağmur ve oğlu Deniz bir yılbaşına daha hüzünle, özlemle giriyor. Bu, ailece kutlayamadıkları 4. yılbaşı olacak. Gülşah Balbay, 2013’e nasıl gireceklerini ve beklentilerini şöyle anlattı:

“Bu yılbaşı daha önce geçirdiğimiz yılbaşılardan çok daha acı. Zaman geçtikçe acımız artıyor, özlemimiz artıyor. 4. kez bağrımız yanıyor, onsuz yılbaşı geçiriyoruz çocuklar ve ben. Hasretimiz, özlemimiz daha da ağırlaştı. Ancak umudumuzdan hiçbir şey yitirmedik. 2013’ün bize adalet, özgürlük getireceğini, her şeye rağmen ümit ederek yeni yıla gireceğiz. Eşim sanki bizimle beraber gibi, yanımızdaymış, bizimleymiş gibi saat 24.00 yaklaşırken, geri sayım yaparken onunla beraber çığlıklarımızı atacağız, çocuklar ve ben birbirimize sarılacağız ve onun resmini öperek yeni yıla gireceğiz. Geçen yıllarda da yılbaşı gecesini aynı şekilde geçirdik. O zaman Deniz daha küçüktü, şimdi daha farkında her şeyin. Yağmur giderek daha da hüzünlü, acısı gün geçtikçe artıyor, artık çocukların da tahammülü kalmadı. Babalarını istiyorlar.

Her zaman yeni yıl yeni umut demektir, yeni güzellikler, demektir. Biz yaşama sevincimizden hiçbir şey yitirmedik. Bu ülkeyi çok seviyoruz, daha özgür, daha aydınlık, daha çağdaş bir Türkiye için ne bedel ödenecekse ödemeye devam edeceğiz. Silivri’deki aydınlar için, Silivri’de yatanlar için 2013’ün adalet getirmesini diliyorum. Yaşanabilir, güzel, huzur içinde bir Türkiye istiyoruz. Bu yılbaşına daha coşkuyla , umutla giriyoruz. Çünkü içimizde 29 Ekim’in, 10 Kasım’ın ve 13 Aralık’ın verdiği büyük enerji ve coşku var, o yüzden bu yılbaşı daha umutluyuz.”


Huzurla uykuya dalmayı özledim

Nazlıcan Özkan, Tuncay Özkan’ın kızı. Neredeyse beş yıldır babasına hasret. Silivri yollarında büyüdü. Yalnızca babası eve döndüğü zaman huzurlu bir uykuya dalacağını düşünüyor, o günü bekliyor.

- Tam beş yıl geçti, babanız Tuncay Özkan hâlâ içerde. Şimdi yeni yıla giriyoruz. Nasıl bir ruh haliniz var?

- Halimiz memleketin hali gibi. Çok iç açıcı değil ama her güne nasıl umutla uyanıyorsak yeni yıla da umutla gireceğiz.

- Silivri yollarında erken büyüdüğünüzü düşünüyor musunuz?

- Cezaevi yolunda büyümek elbette kolay değil ama bu topraklarda çocuklar hep acı çekmiş ve zor büyümüşler. Yaşadığımız yeri ve olanları düşününce kendi yaşadıklarıma ağır demeye utanıyorum!

- Babanızla ilişkiniz nasıl gelişti bu süreçte?

- Babamla her zaman dosttuk. Ama son beş yıldaki dostluğumuz hiçbir şeye benzemez. Her baba kızın kopamaz bir bağı vardır. Biz ona birkaç düğüm daha attık.

- Babanız çıkınca ilk ne yapmak istiyorsunuz, hayalleriniz neler?

- Onunla yapmak istediğim çok şey var. Zamanla yaparız diye umuyorum. Belki küçük bir hayal ama geldiğinde huzurla uykuya dalmamı sağlamış olacak. O özgürlüğüne kavuştuğunda, benim yüzüme çarpan rüzgâr ona da çarptığında, göğe baktığımda gördüğüm yıldızlar onun da gözüne değdiğinde huzurla uyuyacağımı düşünüyorum. Bunu çok özledim. l

Yeni yıldan annemi istiyorum!

“Ben sadece annemi istiyorum. O kötü yerde kalmasın annem”.

Telefonun ucunda dört yaşındaki Solin’in sözleri kulağımda çınlıyor. Ben yılbaşını soruyorum, o annesini istiyor! Susuyorum... Sessizliği Ayşe Yural bozuyor, “Yok kızım yeni yıl filan bize”.

Yeniden bir çocuk sesi beliriyor telefonda, Solin’in ağabeyi, yedi yaşındaki Mirhat bu. “Nasılsınız”, diyor. “İyiyim” demeye dilim varmıyor. “Ben” diyor, “anneme buradan bir şarkı söylesem, onu da yazar mısınız?”

Yarı Türkçe, yarı Kürtçe tutturduğu şarkıyı çınlayan kulaklarımın anlayabildiği kadarıyla yazıyorum:

“Yalan her şey yalan, / bir sen varsın, canım anam. / Senden sonrası yalan... / Yoruldum artık dayanamıyorum. / Eriyorum rabbim, bizi gör. / Ne yapacağım artık bilemiyorum... / Ağlıyor bu gözlerim, ne yapayım be ana, / Bağladılar ellerini, zindana attılar. / Bir ben kaldım burada. / Sabah akşam vuruyorlar, kan damlıyor”.

Onlar, Cizre Belediye Başkan Yardımcısı’yken KCK operasyonları kapsamında tutuklanıp cezaevine konan Hanım Onur’un çocukları ve annesi. Bir buçuk yıldır cezaevinde Onur. 4 Aralık’taki son duruşmasında “Çocuklarım hasta, 7 yaşındaki oğlum Mirhat epilepsi, 4 yaşındaki kızım Solin ise ben tutuklandıktan sonra kan kanseri oldu. Tedavi edilmeleri gerekiyor. Doktorlar kan kanseri olan kızımın psikolojisi için benim yanında olmamı istiyor. Bu nedenle tahliyemi istiyorum” dedi ama sonuç değişmedi. Bir sonraki mahkemesi 23 Ocak’ta.

Ayşe Yural’ın altı çocuğundan biri Hanım Onur. Kızı hapiste olduğu Mersin’deki yaşamını bırakıp Cizre’ye gelmiş, torunlarına o bakıyor. Anlattığı o ki, Solin bir hafta Diyarbakır Cezaevi’nde annesinin yanında kaldıktan sonra rahatsızlanmış. Ağzından burnundan kan gelince hastanaye götürmüşler, Adana’ya, onkolojiye sevk etmişler. Kan kanseri olduğu orada ortaya çıkmış. Ayşe Yural bir ayını Solin’i Cizre’den Adana’ya götürmekle, Mardin Cezaevi’nde kızını, Siirt Cezaevi’nde oğlunu ziyaret etmekle geçiriyor.

“Kızım cezaevine girdiğinde 80 kiloydu, 42 kilo kalmış şimdi. Solin ne yaşadıysa artık cezaevine ziyarete bile gitmiyor. Mirhat, çok başarılı bir öğrenciydi. Şimdi okula gitmek istemiyor çünkü çocuklar annen niye cezaevinde deyince çok üzülüyor”.

Tekrar telefonu alıyor Mirhat: “Kardeşim gece uyumadan önce hep teyzemlere sarılıyor, ben de yastığa sarılıyorum. Başbakana seslendik, sesimizi duymadı. Başbakan gece nasıl uyuyabiliyor, annesini özlemiyor mu?”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.