Kapat

Son Haberler

A+ A-

'Türkiye laiklik karşıtı iktidarca yönetiliyor'

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ''bugün Türkiye'nin laik cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket ettiği Anayasa Mahkemesi'nce tespit ve tescil edilen bir siyasi iktidar tarafından yönetildiğini'' söyleyerek, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'unun oyuyla ''laiklik karşıtı eylemlerin odağı'' olduğu tespit edilen bir siyasi partinin iktidarda kalmasının izahının olamayacağını ifade etti.
Yayınlanma tarihi: 6 Şubat 2009 Cuma, 16:35

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, ''Laiklik, evrensel bir tanım taşımıyor, Her ülkenin kendi yapısına, sosyal dokusuna ve mensup olduğu dine göre şekil alır. Türk laikliği vardır. Türk laikliğinde, devlet dinin işine karışacaktır ancak din devletin işine kesinlikle karışmayacaktır'' dedi.

16 Mayıs Ulusal Hukuk ve Tavır Dergisi'nin düzenlediği ''86. Yılında Cumhuriyet'in Neresindeyiz?'' konulu panel, 2. TBMM Binası'ndaki Cumhuriyet Müzesi'nde gerçekleştirildi. Panel öncesinde tiyatro sanatçısı Semih Sergen, şiir dinletisi sundu.

Panele konuşmacı olarak katılan Sabih Kanadoğlu, Türk devriminin başlatıldığı bir binada konuşmacı olarak bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirtti. Türk devriminin bir bütün ve bir süreç olduğunu ifade eden Kanadoğlu, 2. TBMM Binası'nın Türk devrimine yapılabilecek en büyük kötülüklere sahne olduğunu, Cumhuriyeti duraklama ve geriye götürme hevesinde bulunanları barındırdığını, ''isterseniz siz hilafeti bile geri getirebilirsiniz'' sözünün de bu binada söylendiğini anlattı.

''Cumhuriyet demokrasiye akan bir yoldur. Cumhuriyet sadece Cumhuriyet ile yetinmek için ilan edilmedi'' diyen Kanadoğlu, Cumhuriyetin çağdaşlığa giden bir yolun başlangıcı olduğunu söyledi.Kanadoğlu, ''Bütün zikzaklarına, geriye dönüş çabalarına rağmen Türk devrimi bütündür, sona ermemiştir, ana hedefine doğru bütün hızıyla yoluna devam edecektir'' diye konuştu. ''Laiklik her şeyden önce özgürlüğün açılış kapısıdır. Çağdaşlığın, uygarlığın başladığı noktadır'' diyen Kanadoğlu, şunları kaydetti: ''Laiklik aynı zamanda demokrasinin olmazsa olmazıdır. Cumhuriyeti kuranlar laik cumhuriyetin bu niteliğini bir damga olarak Anayasa'ya getirdiler. Laiklik Cumhuriyet devriminin vazgeçilmez, tartışılmaz ve mutlaka savunulması gereken ilkesidir.
Laiklik evrensel bir tanım taşımıyor. Her ülkenin kendi yapısına, sosyal dokusuna ve mensup olduğu dine göre şekil alır. Türk laikliği vardır ve bütün tanımı Anayasa'nın başlangıç ve 24. maddesinde net olarak yer almıştır. Laiklik ilkesi doğrudan doğruya dini duyguların devlet işine ve politikasına karışmasını önler. Devletin siyasi, ekonomik ve sosyal ana temellerini dini temeller üzerine kurulmasını yasaklar. Türk laikliğinde devlet dinin işine karışacaktır ancak din devletin işine kesinlikle karışmayacaktır.''

'Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu tespit edilen parti'

Kanadoğlu, ''bugün Türkiye'nin laik cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket ettiği Anayasa Mahkemesi'nce tespit ve tescil edilen bir siyasi iktidar tarafından yönetildiğini'' söyleyerek, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'unun oyuyla ''laiklik karşıtı eylemlerin odağı'' olduğu tespit edilen bir siyasi partinin iktidarda kalmasının izahının olamayacağını bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına da ters düştüğünü söyledi.

Laikliğin karşıtı bir siyasi partiye ülkeyi yönetme görevinin nasıl verildiğinin tartışma konusu olduğunu vurgulayan Kanadoğlu, şöyle devam etti: ''Bu iktidarla birlikte tüm yurttaşlar için bir özendirme mesajı veriliyor. Bu mesaj; iktidarı elde edebilmek, seçimleri kazanabilmek için laiklik karşıtı eylemlerin propaganda aracı yapılmasında sakınca yoktur. Dinin siyasette kullanılmasının yolu açılabilir. Bu özendirme yapılmıştır. Madem ki oy getiriyor düşüncesi partilere egemen olmuştur. Bir yarış başladı. Ülkemiz için biçilen elbise modelleri vardır. Bunların en önemlisi de Türkiye'yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma çabalarıdır.''

''Siyasi partilerin oy uğruna kuruldukları misyonlara ihanet ettikleri'' görüşünü dile getiren Kanadoğlu, ''bazı siyasi partilerin belirlenmiş misyonlarına karşı çıkarak, misyonunun yarattığı görevi yerine getirmekten çekindiğini'' söyledi. Kanadoğlu, ''Oy kazanmak için bu misyondan sıyrılanları tarih de affetmeyecektir, sizler de affetmeyin'' dedi.

Cumhuriyetin ikinci temel ilkesinin de ''hukuk devleti'' ilkesi olduğuna işaret eden Kanadoğlu, bu ilkeyi ayakta tutacak gücün de yargı bağımsızlığı olduğunu belirtti. Bağımsız olmayan bir yargının siyasallaşacağına, bunun da devletin çöküşüne yol açacağına dikkati çeken Kanadoğlu, ''Yüksek mahkemeler hariç hiçbir şekilde yerel mahkemelerin bağımsız olduğunu ileri süremezsiniz'' diye konuştu. Kanadoğlu, Cumhuriyet'in üçüncü temel ilkesinin de ''ulus devlet'' olduğunu belirterek, son dönemlerde ulus devletin de tartışılmaya başlandığını, alt-üst kimlik tartışmalarıyla ulus devlet onuru, sevgisi ve gücünün zayıflatıldığını söyledi.

'Devlet televizyonu başka dilde yayın yapamaz'

''Ulus devlette bir devlet televizyonu 24 saat başka bir dilde yayın yapamaz'' diyen Kanadoğlu, ulus devleti kaldırma çabaları içinde bunun da yapıldığını ifade etti. ''Tam bağımsızlığın, demokrasinin ve katılımcılığın neresindeyiz?'' diye soran Kanadoğlu, Türkiye'de katılımcılığın olmadığını, siyasi parti genel başkanlarının tek egemen olarak yasama organı Meclis'i oluşturacak vekilleri, kendi isteği doğrultusunda belirlediğini kaydetti.

Kanadoğlu, şunları söyledi:''TBMM, yani yasama, sadece egemenliğin oluştuğu ve millet adına tek kullanıldığı yer değildir. Yasama, yürütme ve yargının iş bölümü şeklinde çalışması gerekirken, artık yasama marifetiyle egemenliğin kullanılması sevdası başlamıştır. Neden bu sevda başlamıştır? Çünkü, o üstün irade yani parti genel başkanı istediği gibi yasamayı seçme yetkisine sahip. Yasama, genel başkan tarafından seçiliyor ve bu genel başkan, 'cumhurbaşkanı arkadaşım olsun' diye cumhurbaşkanını seçme yetkisini, iradesini elinde tutmaktadır. Bu irade şimdi yargıyı da yürütmenin etkisi altına alma çabasındadır. Türkiye'de dinci bir dikta kendisini mutlaka gösterecektir. Bu dinci diktanın önüne geçmenin yolu halkımızı büyük bir özveriyle bilgilendirmektir. Dinci diktanın önüne halk yoluyla geçeriz. Bu düşünceleri tasfiye edecek güç halktır. Halk en doğrusunu sadece bilgilendirdiği zaman yapar. Kazananın Cumhuriyete inananların ve demokrasiye umut bağlayanların olacağına kesin olarak inanıyorum.''

Karaveli: Atatürk Cumhuriyet'i 1938'de sona erdi

Hukukçu-yazar Orhan Karaveli de konuşmasında, Atatürk'le çocukluğunda karşılaştığını ve bu karşılaşmalara ilişkin duygularını anlattı. Atatürk'ün yanağını ve saçını okşadığını anlatan Karaveli, ''Saçlarımın dökülmemesinin nedenini soranlara, Atatürk sevdi o yüzden diyorum'' dedi.

Atatürk Cumhuriyeti'nin 1938 yılında sona erdiğini, 1950'den 2002'ye kadar Cumhuriyet'in gerileme, 2002 yılından sonra da çöküş sürecine girdiğini öne süren Karaveli, şöyle devam etti:
''Biz Cumhuriyet'in hiçbir yerinde değiliz çünkü artık Atatürk'ün cumhuriyeti yok. Biz her zaman Atatürk yukarıdaymış, bize bakıyormuş gibi büyütüldük. Atatürk'ün kıymetini bilemedik, ama artık bıçak kemiğe dayandı. Kuşaklardır Ankaralı'yım. Nüfusum Altındağ ilçesinde kayıtlı. 29 Mart 2009 tarihindeki seçimlerde Ankara tekrar Melih'i seçerse, kaydımı Altındağ'dan sildirmeyi düşünüyorum. Atatürk ve devrimlerini anlamayan, saygı duymayan insanlar Ankara'yı yönetecekse ben Ankaralı olmak istemiyorum. Çünkü Atatürk ölürken Cumhuriyeti bana emanet etti.''

Panele konuşmacı olarak davet edilen hukukçu-yazar Hıfzı Topuz ise sağlık sorunları nedeniyle panele katılamadı. Topuz'un mesajını Orhan Karaveli'nin oğlu Orhan Karaveli okudu.
Panele, Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş, Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler