Son Haberler

Yıldırım: Artık o saadet zinciri kırıldı

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, "Karışıklık çıkarmak, sokağa inmek, uluslararası faiz lobisiyle işbirliği yapmak lazım ki AK Parti iktidarını götürelim, faizler gelsin. Ama kimse kusura bakmasın. Artık o saadet zinciri kırıldı, o günler artık bitti" dedi.
Yayınlanma tarihi: 7 Temmuz 2013 Pazar, 14:26

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Balçova Termal Tesisleri'nde düzenlenen AKP İzmir İl Danışma Meclisi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, TBMM'nin kapanma zamanının yaklaştığını, milletvekillerinin gece gündüz mesai yaptığını belirterek, "İşleri vaktinde yapmayınca böyle son günlerde fazla mesai yapmak gibi bir durumda kalıyoruz" diye konuştu.

Eğitimden sağlığa, adaletten ulaşıma Türkiye'de 80 yılda yapılan hizmetlerden fazlasına ülkeye kazandıran AKP'nin 10 yılı geride bıraktığını ifade eden Yıldırım, partisinin sadece hizmetlerle dolu 10 yılı değil ülkenin kötü kaderi haline gelmiş ekonomik ve siyasi istikrarsızlığı da geride bıraktığını belirtti.

Türkiye'de güvenin ve istikrarın hakim olduğu, kalkınmanın, demokratikleşmenin, özgürlüklerin alabildiğine genişlediği bir 10 yılı 76 milyon insanın doyasıya yaşadığını, Türkiye'nin her köşesinde AKP iktidarının eserlerinin birer birer yükseldiğini anlatan Yıldırım, 2000-2001'lerde bir gecede doların 2 katına çıktığını, faizlerin yüzde 7 bin 500 arttığını, ülkenin bir gecede yüzde 50 fakirleştiğini, 3-5 kişinin de yüzde 1500 zenginleştiğini kaydetti.

Bakan Yıldırım, şöyle konuştu: "İşte bunlar istikrarsızlık, işte bunlar bir ülkenin başına gelecek en büyük beladır, en büyük musibettir. O günleri geride bıraktık. 3 Kasım 2002'de 'AK Parti tek başına iş başına' dedik yola koyulduk. Milletimiz bize yol verdi, önümüzü açtı. O günleri hatırlayın. İktidara gelmişiz. Elde yok, avuçta yok. Dağ gibi sorunlar, terör belası başımızda. Bölgemiz ateş çemberi. Irak işgal edildi edilecek. Bazı güçler homurdanmaya devam ediyor. 'Nerden geldiniz, niye geldiniz, bu ülkede ne işiniz var?'. Çünkü zihinlerde demokrasiyi özümseyemeyenler her zaman Türkiye'de yanlarına kendileri gibi düşünen siyasi unsurları da alarak bu ülkede iş yapmayı başarmışlardır. Nasıl başardılar? 1950'de, 1960'da bunu başardılar. 1950'de gelen büyük demokrasi hareketini 10 yıl sonra antidemokratik girişmlerle darbelerle sona erdirdiler. 1971'de bunu başardılar. 1980'de aynısını yaptılar. 28 Şubat'ta aynısını yaptılar. 27 Nisan'da aynısını yapamadılar. Yapmaya çalıştılar, AK Parti iktidarı kırmızı kart gösterdi. 'Buraya kadar' dedi, oyun bitti. Artık demokrasiye, halkın iradesine hiç kimse engel olamaz, herkes işine baksın."

Faiz lobisi

Türkiye'nin 2002'de adeta sınırları içerisine hapsolmuş halde bulunduğunu, seyahate gidenlerin sınır kapılarında kötü muamele gördüğünü, kapılardan çevrildiğini, şu anda ise 78 ülkeyle vizeleri kaldıran bir Türkiye'nin olduğunu dile getiren Bakan Yıldırım, "İşte güçlü Türkiye budur. Bugün Türkiye, yatırımlarda, ulaşımda, sağlıkta, eğitimde 80 yıla sığdırılamayan hizmetlerin 3 katını 5 katını başarmış durumdadır. Bu da istikrarın ve güvenin bir eseridir. Türkiye'de ne değişti? Türkiye petrol mü buldu, Türkiye kıymetli madenler mi icat etti, doğalgaz mı çıktı? Türkiye'de değişen tek şey iş yapmasını bilen, iş üretmesini bilen milletin derdiyle dertlenen bir AK Parti iktidarı var. Bu da demokrasinin, hizmetin kapısını açtı" dedi.

Yıldırım, AKP iktidarı öncesinde ülkenin yıllık gelirlerinin yüzde 86'sının borç faizlerine gittiğini anımsatarak, şöyle devam etti: "Bu ülke nasıl sağlıkta, eğitimde, ulaşımda yatırım yapacak. Mümkün mü? 86'sını hortumculara, tefecilere, faiz lobisine ver. Geriye kalan 14 lirayla da yatırım yap. Bugün bu tablo tersine döndü. Şimdi Türkiye bir yıllık bütçesinin sadece 13 lirasını faize veriyor. Tam tersine döndü. 14 lirasını kendisine ayırırken bugün 87 lirasını kendisine ayırıyor ancak 13 lirasını faizi veriyor. Geriye kalan hizmete, yatırıma, vatandaşa gidiyor. Tabii böyle birden bire her şeyi tersine değiştirince bazıları bundan işkillendi, rahatsız oldu. Sayın Başbakanımız 'Faiz lobisi bu işlerin arkasındadır' deyince 'Nedir bu faiz lobisi hele bir söyle' diyenler çıkmaya başladı. Onlar aslında faiz lobisini çok iyi bilirler. Onlar aslında faiz lobisinin iş başına nasıl geçtiğini, onun zemininin nasıl hazırlandığını çok iyi bilirler. Bu ülkede 76 milyonun kazandığını, dişinden tırnağından arttırarak verdiği bütün vergileri 100 liranın 86 lirasına el koyan faiz lobisi tabii ki 13 liraya razı olmayacaktı. Ne yapmak lazım? Karışıklık çıkarmak, sokağa inmek, uluslararası faiz lobisiyle işbirliği yapmak lazım ki AK Parti iktidarını götürelim, faizler gelsin. Türkiye tekrar faiz ödeyen, faiz ödemekle uluslararası faiz lobisini mutlu ve memnun eden bir ülke haline gelsin. İstikrar kaybolsun, yatırımlar gitsin, ülke öngörülemez, yönetilemez hale gelsin. Hiç kimse kimseyi kandırmasın. Oynanan oyun hep aynı. Zaman, aktörler değişse de oyun hep aynı. Türkiye'nin güçlenmesi bazı küresel çıkar çevrelerinin menfaatine halel getiriyor. Ama kimse kusura bakmasın. Artık o saadet zinciri kırıldı, o günler artık bitti. Hiç kimse Türkiye'yi bundan sonra faizciler için, uluslararası tefeciler için çalışan çabalayan kaynaklarını onlara aktaran bir ülke olarak görmesin. Avucunu yalasın. Aldıklarına saysınlar."

Binali Yıldırım, 1980'den 2001 yılına kadar 450 milyar dolar faiz ödendiğine işaret ederek, "Bizim bugüne kadar yaptığımız bölünmüş yollar, havalimanları, deniz limanları hızlı tren projeleri için ödediğimiz paranın neredeyse 8 katı faiz ödedik. Artık deniz bitti. Bu ülkenin kaynakları mutlaka bu ülkenin kalkınmasına harcanacak, başkalarının zenginleştirilmesi için değil. Onların sevindirilmesi için değil. O yüzden de Türkiye istikrarın, güçlü siyasi iradenin ne demek olduğunu çok iyi biliyor" diye konuştu.

Bakan Yıldırım, 1992-2002 yılları arasında Türkiye'nin yüzde 32 büyüdüğünü, 2002-2012 arasındaki AKP iktidarında ise ülkenin 3 kat büyüdüğünü, 230 milyar dolarlık milli gelirin 782 milyar dolara, kişi başına gelirin 3 bin dolardan 10 bin 500 dolara yükseldiğini anlattı.

Bu durumun bazılarını rahatsız ettiğini, Türkiye'nin 10 yıl boyunca demokrasiye karşı birçok olayla karşı karşıya kaldığını dile getiren Yıldırım, "Bunların hepsini biliyorsunuz. Cumhuriyet Mitingleri adı altında iktidara karşı sokak gösterileri, elektronik muhtıra, AK Parti kapatma davası, Cumhurbaşkanlığını seçtirmeme, yargı darbesi yapmaya kalkışmak... Bunların hepsi geldi, geçti. Çünkü karşısında milletin duasını ve desteğini alan halkın iktidarı vardı. AK Parti iktidarı herhangi bir antidemokratik kalkışmaya geçit vermedi" dedi.

Enflasyon ve faiz oranları düşerken döviz rezervleri, yatırımların, hizmetlerin çıkışa geçtiğini vurgulayan Yıldırım, şöyle konuştu: "İyi şeyler yukarıya, kötü şeyler aşağıya doğru gitti. Taksim'de masum şekilde çevre hassasiyetiyle başlayan olayları maalesef kısa sürede yasa dışı örgütlerin ve onlara destek veren bazı siyasi partilerin de katılımıyla bir sokakta iktidar arayışına döndürdüler. Amaç, hiçbir şekilde çökertemedikleri bu ülkeyi en son ekonomisini bozarak, yatırımcıları ürküterek dizi getirmek. Bunda kısmen de başarılı olundu. Reel faiz eksiye geçmişti. Yüzde 5'in altına indi. Yani enflasyonun altına indi. İşte bu, bardağı taşıran son damla oldu. Artık acil birşey yapmak gerekiyordu. Türkiye nominal faizleri yüzde 80'lerden yüzde 10'un altına düşürmüş ve nihayet dünya krizle boğuşurken bu ülkeye ne oluyor da yüzde 5'in altına faizleri düşürebiliyor? İşte bu olaylardan sonra tekrar nominal faizler yüzde 8'e doğru yükseldi. Borsamız üzerinde oynadılar. Kısa süreli başarı da elde ettiler. 6-7 milyar dolar kadar bir kaynağın çıkmasına da vesile oldular. Kredi maliyetlerimizin 2-3 puan artmasını da başardılar. Ama birşeyi başaramadılar. Bütün bunlara rağmen Türkiye, güçlü ekonomisiyle, güçlü siyasi iradesiyle ve arkasındaki 76 milyon destekçisi milletiyle dimdik ayaktaydı, gereken cevabı herkese de verdi."

'Türkiye'nin yalancı baharlarla işi yok'

Brezilya, Şili, Peru'da da olayların olduğunu ancak birşeyi anlamakta zorlandıklarını belirten Yıldırım, şöyle devam etti: "Brezilya'da, Şili'de, Peru'da sokak olaylarına bakıyoruz. İnsanlar 'Hastane, yol, köprü, okul yapın, bırakın fotbola yatırımı millete yatırım yapın, fiyatları ucuzlatın, hizmet edin, iş, aş sağlayın' diye bağırıyor. Sokaklarda bizimkiler ne yapıyor? 'Köprü, havaalanı, hızlı tren yapmayın' diyor. Bu ne demek arkadaşlar? Burada iyi niyet var mı? Şüphesiz yok. Baş üstüne, emredersiniz, siz diyecekseniz yapmayacağız. Konak Tüneli'ni, Sabuncubeli Tüneli'ni, Adnan Menderes Havalimanı'nı yapmayacağız. Başka emriniz var mı? Ha İzmir hizmete alışık değil diye düşünüyorsanız avucunuzu yalayın. İzmir, hizmetin tadını gördü. İzmir, hizmeti AK Parti iktidarıyla yaşadı."

Mayıs ayında 4 büyük olayın yaşandığını, bir ihalenin aslında bütün yaşanan olayların sebebi olduğunu ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti: "IMF ile 35 yıllık yolumuzu ayırmışız, borcumuzu kapattık, 'Allah selamet versin' demişiz. Hemen arkasından Türkiye'nin 3. büyük köprüsünün temelini atmışız. Daha sonra 22 milyar dolarlık ikinci nükleer enerjinin anlaşmasını imzalamışız. Bu da yetmemiş 90 milyar tutarında dünyanın en büyük havalimanının ihalesini devletin cebinden 5 para çıkmadan gerçekleştirmişiz. İşe bak. Bir çukur veriyorsunuz 25 katrilyon yatırım yapıyor, onun üzerine de 65 katrilyon da size para veriyor 25 yıllığına. Ondan sonra da havalimanını size bonus olarak geri veriyor. Var mı böyle bir alışveriş? Şimdi bunları üst üste koyduğun zaman ne oluyor? 'Bu Türkler de artık fazla oluyor' dediler ama geldiler, tosladılar, geri döndüler. Onlar Türkiye'yi Kuzey Afrika ülkeleri zannettiler, onlar Türkiye'yi Mısır zannettiler. Türkiye demokrasisiyle, milletiyle dimdik ayakta durdu. Gürültüye pabuç da bırakmadık. 'Türkiye'de de Türk baharı gelecek' diye milleti gaza getirenler, kışkırtanlar birşeyi hesap edemedi. Çünkü Türkiye'de bahar da yaz da 3 Kasım 2002'de geldi. Aynı şekilde de devam ediyor. Yalancı baharlarla Türkiye'nin işi yok. Türkiye halkın iktidarıyla yoluna devam ediyor."

Mısır'daki askeri darbe

Mısır'da yaşanan olaylara da değinen Bakan Yıldırım, askeri darbe ile görevinden uzaklaştırılan Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin yüzde 52 oranında oy aldığını anımsatarak, şunları söyledi: "Şimdi ibretlik bir iş oluyor. Mısır'da bir devrim oldu, halk iktidarı gerçekleşti. Muhammed Mursi, yüzde 52 oy alarak iş başına geldi. Allem ettiler, kallem ettiler alaşağı ettiler. Askeri ihtilal yaptılar. Bakıyoruz, kim tebrik ediyor? Beşşar Esed, İsrail. Allah Allah, bunlar can düşmanı değil mi? Dünya ne kadar değişti. Bununla da kalmıyor. Yıllardan beri bize demokrasi dersi vermeye çalışanlar, demokrasi lafını ağzından düşürmeyenler, batılılar da ağızları kilitlendi, darbe diyemediler, boğazlarında düğümlendi. Demokrasi, insanlık adına en utanç verici sonuç budur. İkiyüzlülük budur. Dünya bunu da seyrediyor. Demokrasiye sahip çıkmak herkesin görevidir. Kendi ülkelerine gelince demokrasi, başkalarına gelince 'Bizi ilgilendirmez, biz menfaatimize bakarız' anlayışı. Mısır'da halk artık bir kez demokrasinin, özgürlüğün tadını gördü. Eminim ki işin peşini bırakmayacaklar. Sandıkta verdikleri oyları haksız yere gasp edenler iş başından gidinceye kadar haklı mücadelelerine de devam edecekler. Bunu da dünyaya gösterecekler, bundan emin olabilirsiniz. İktidar halk iktidarıdır. Sokakta iktidar olmaz. İktidar sandıkta olur. Sandıkta iktidarı bulamayanlar her zaman demokrasi dışı gayretlerle istidar arayışlarını sürdürmüşlerdir. Biz bu konuda çok tecrübeliyiz. Çünkü geçirdiğimiz o kadar çok olay var ki, o kadar sıkıntılar var ki, biz artık burada nasıl mücadele edileceğini pişerek gördük. Ülkenin kazanımlarını geri götürmeye asla ve asla müsaade etmeyeceğiz."

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ