Afrika'da 'kara' şiddet

Darfur'da Afrika kökenliler ile Araplar çatışıyor. Darfur, Sudan'ın batısında Çad sınırına yakın bir bölge. Bölgede yaşayan Afrika kökenliler ile Arap kökenlilerin çatışması ağır sonuçlar doğuruyor. 19. yüzyılda altın ve köle potansiyeli ile İngiltere'nin dikkatini çeken Sudan, günümüzde de petrol nedeniyle başka ülkelerin dikkatini çekiyor.

15 Ağustos 2008 Cuma, 07:44

Bünyesinde farklı etnik ve dinsel grupları barındıran Sudan, son yıllarda artan şiddet ortamı ve etnik temizlik hareketleriyle adından sıkça söz ettirmektedir. Tarihi, Afrikalı yerli gruplarla Arap topluluklar arasındaki çatışmalarla dolu olan, 2.5 milyon kilometrekarelik toprağıyla Afrika'nın en büyük ülkesi Sudan'ın batısındaki Darfur bölgesinde yaşanan ve dünya kamuoyunu uzun zamandır meşgul eden etnik temizlik hareketi yalnızca ülke içi etnik çatışmaların değil aynı zamanda Sudan'ın başta Mısır ve Çad olmak üzere dış siyasette yaşadığı sorunların da bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Sudan ve dolayısıyla Darfur sorunu, son günlerde Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkında işlediği insanlık suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan tutuklama emriyle tekrar dünyanın gündemine geldi.(1)

Uluslaşma, etnik temizlik

Sorunun derinliklerine bakıldığında Sudan'ın ulus devletleşme sürecinde farklı etnik ve dinsel grupları bünyesinde barındıran her devletin yaşadığı tecrübelerden geçtiği görülmektedir. Darfur sorununu bir etnik temizlik derecesine taşıyan gelişme Hartum yönetiminin uyguladığı homojenleştirme siyaseti olmuştur. Darfur'da yaşamakta olan etnik grupların bu siyasete cevap niteliğinde giriştikleri silahlı mücadele, şiddet atmosferinin uzunca bir süredir ülkede egemen olmasına neden olmaktadır. Sorunun gerek Afrika gerekse Sudan bağlamında ilginç olan yönü ise, yaşanan çatışmaların dinsel değil etnik temelli olmasıdır. Ortadoğu'da alışılagelmiş dinsel çatışmaların aksine Afrika'nın bu bölgesinde etnik çatışma yaşanmaktadır. Sorunun tarafları, Darfur bölgesinin Müslüman Afrikalı kabileleri ile merkezi idarenin desteğini arkasına alan Müslüman Arap topluluklarıdır. Çatışma "Araplık" ile "Afrikalılık" temelinde yaşanmaktadır. Afrikalılık merkezi yönetim tarafından etnik olarak tasfiye edilmek istenmektedir.

Darfur Arapçada "Furların yaşadığı yer" anlamına gelmektedir. Furlar, Sudan'ın Batı bölgesinin en büyük, Arap olmayan fakat Müslüman ve göçebe kabilelerinin başında gelmektedir. Darfur bölgesinin nüfus bakımından yarıya yakını Afrikalı topluluklardan oluşmaktadır. Bu grupların komşu ülke Çad'da akrabaları bulunmaktadır. Akrabalık bağları üzerinden iki taraf arasında kurulan ilişkiler Hartum yönetimini öteden beri rahatsız etmektedir.

Darfur bölgesindeki kabileleri ile Çad arasında kurulan bu ilişki aynı zamanda Çad'ı Darfur sorununun bir parçası yapmakta ve Hartum'un kendi iç sorunu olarak gördüğü Darfur sürecine bir dış müdahale olarak algılamasına neden olmaktadır. Bir anlamda kendisini komşu ülkenin gözetimi altında hisseden Sudan yönetimi, Çad ile oldukça sorunlu bir ilişki yaşamaktadır.

Darfur sorununa uluslararası siyaset açısından baktığımızda, Hartum'daki merkezi yönetimin belirli avantajlara sahip olduğu ve bunları yeri geldiğinde ustalıkla kullanmaktan kaçınmadığı gözlenmektedir. Sudan 19. yüzyılda nasıl altın rezervleri ve köle potansiyeli ile başta İngiltere olmak üzere uluslararası aktörlerin dikkatini üzerine çektiyse, bugün de başta zengin petrol yatakları ve istihdam alanlarıyla aynı dikkati üzerinde toplamaktadır. Hartum bu durumu Darfur konusunda kendisine uluslararası destek sağlamak amacıyla başarılı bir şekilde kullanmaktadır.

Çin'le sıcak ilişkiler

Örneğin Birleşmiş Milletler bünyesinde ABD ve İngiltere'nin ülkede soykırım yapıldığına dair kararlı söylemlerine ve yoğun baskılarına karşın Sudan kendisine Çin gibi önemli bir destekçi bulabilmiştir. Bugün Çin'in petrol ihtiyacının önemli bir ölümünün Sudan tarafından karşılandığıbuna karşılık Sudan'ın yıllık ticaret hacminde Çin'in oldukça önemlibir paya sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca önemli sayıda Çinli işçi Sudan'da farklı alanlarda istihdam edilmektedir. İki ülke arasındaki yakın ilişkiler sonucu Sudan önemli ticaret gelirleri elde etmekte ve bu gelirleri silah alımına harcamaktadır. Çin böylelikle bir anlamda Darfur sorununda Sudan yönetiminin uygulamaya koyduğu şiddet politikasının dolaylı finansörlüğünü yapmış olmaktadır. Çin'in yanında Almanya, Rusya ve Kanada da petrole olan gereksinimleri nedeniyle Darfur konusunda Hartum yönetimini uluslararası arenada desteklemektedirler. Bu ülkelerin dışında Sudan, tarihsel dostu Mısır'ın yanı sıra yakın ilişki içinde olduğu Libya tarafından da desteklenmekte; aynı zamanda Arap Birliği'nden de destek görmektedir. (2)

Hartum arkasına aldığı bu önemli uluslararası destek ile ülke içindeki etnik temizlik uygulamalarını çok daha kolay hayata geçirebilmektedir. Arap Birliği'nin bu tavrına karşılık Darfurluların yanında yer almak isteyen Afrika Birliği uzunca bir süre olaylara müdahale etmeye çalışmış ancak kısıtlı imkânları nedeniyle başarılı olamamıştır. 2004'te Afrika Birliği tarafından oluşturulan Sudan Afrika Birliği Barış Gücü ilk günlerde imzalanmış olan ateşkes anlaşmasını gözlemlemekle yetinirken, daha sonraları sivilleri koruma görevini üstlenmiştir. Ancak kısa sürede kendisini dahi korumakta zorlandığı ortaya çıkan barış gücü kendiliğinden devreden çıkmıştır. BM ise uzunca bir süre devam eden tartışmaların ardından bölgede bir barış gücü oluşturma kararını nihayet alabilmiştir. Sudan yönetimi barış gücü oluşturma kararına şiddetle karşı çıkmıştı. Devlet Başkanı Ömer Beşir bunu içişlerine

ABD ve İngiltere'nin yayılmacı bir müdahalesi olarak değerlendirmiş ve barış gücü projesine silahlı güç kullanarak yanıt vereceklerini söyleyerek, BM'yi tehdit etmişti. Her ne kadar BM bölgede barış gücünü konuşlandırmayı başarmışsa da faaliyetlerine tam anlamıyla devam edebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu konuda bölgede görevli olan BM yetkililerinden Kuzey Sudan BM İnsani İşler Koordinasyon Dairesi (OCHA) yöneticisi Mike McDonagh'ın Ağustos 2007 tarihinde söylediklerini bilmek yeterli olabilir:

"Mayıs 2006'da insani yardım toplulukları hemen herkese ulaşabiliyordu. Şimdi ulaşamadığımız yaklaşık yarım milyon insan var. Her gün saldırı altındayız; her gün araçlarımız kaçırılıyor ve yardım görevlileri saldırıya uğruyor. Çoğu insani yardım çalışanı silah zoruyla tutuluyor, saatlerce veya gece boyu alıkonuluyor ya da sık sık da çöle bırakılıyor. Ulaşma olanağımızın hiç olmadığı ya da girişin ara sıra sağlanabildiği geniş alanlar var. Ulaşamamanın olumsuz sonuçlarını görmeye başladık: Kötü ve yetersiz beslenme artıyor, çocuklarda görülen hastalıklar ve ishal çoğaldı."(3)

'Sudan'ın Hitleri'

Darfur'da yaşanan merkezi hükümete yönelik başkaldırılar ilk isyanların çıktığı 2003'ten beri bölge toplulukları tarafından, Hartum'un kendilerine yönelik ayrımcılık yaptığı iddiası, geri kalmışlığın önlenmesi için gerekli adımların atılmaması, Hartum'un antidemokratik yönetim anlayışı gibi nedenlere bağlanmaktadır. Buna karşın bu sorunların varlığını reddeden Hartum'un, başta Çad olmak üzere Darfur konusuna yapılan dışarıdan müdahaleleri bahane ederek sorunu şiddet yoluyla çözmeye kalkışması, etnik temizlik uygulaması durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale taşımıştır. Özellikle ülkede huzur ortamının tesisi, çatışmaların sona erdirilmesi gibi konularda çağdaş merkezi hükümetlerin oynadıkları ya da oynamaları beklenen geleneksel rollerin tamamen ötesinde, Hartum yönetimi Darfur konusunda sorunun bilinçli olarak tarafı olmuştur.

Hartum hükümeti açıkça uygulamaya koyduğu etnik temizlik harekâtlarının yanı sıra gayri resmi yollardan da Darfur sorununda şiddet kullanmaya devam etmektedir. Bu gayri resmi harekâtın en önemli unsurlarından bir tanesi Arapça "silahlı süvari" anlamına gelen Jancevidler'dir. Bu para-militer grupların, Çad ve Darfur kökenli Araplardan oluşturulduğu, özellikle merkezi idarenin rahatsızlık duyduğu Çad'la ilişki kuran Darfurlu kabilelere karşı kullanıldığı bilinmektedir. Liderliğini Sudan'ın Hitler'i olarak tanımlanan Şeyh Musa Hilal'in yaptığı bu grubun Hartum'un uyguladığı etnik temizliğe olan katkısı büyüktür.(4) Jancevidler yaptıkları köy baskınları, kitlesel öldürmeler ve tecavüzlerle Afrika tarihinin en büyük katliamlarından bir tanesinin gerçekleştirilmesinde rol oynamaktadırlar. 2005 yılında "Savaş Silahı Olarak Tecavüz" adlı, mülteci kamplarında yaşayan yüzlerce Darfurlu'nun tanıklıklarına dayanan bir rapor yayımlayan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) kitlesel tecavüzlerin bir insanlık suçu olduğu halde uluslararası toplumun buna yeterince tepki vermediğini ifade etmişti. Aynı raporda, bölgedeki kadınların nasıl Jancevidlerin tecavüzlerine uğradığı, kaçırıldığı ve cinsel köle olarak kullanıldıkları, köy baskınlarında devletin ordusunun nasıl aktif biçimde rol aldığı ayrıntılarıyla ortaya konmuştu.(5) Raporda tecavüz mağdurlarının çoğunlukla polise şikâyette bulunmadıkları, çünkü hiç kimsenin bu suç nedeniyle tutuklanmayacağına inandıkları belirtilmekteydi. Eğer suçlanan kişi Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin bir üyesiyse, kişinin adı verilse bile adalet mekanizmasının işlemesinin imkânsız olduğu ifade edilmekteydi. Genellikle şikâyette bulunan kadınların zina suçlamasıyla tutuklanmaları da olayın trajikomik tarafıydı. Söz konusu raporun sonunda Uluslararası Af Örgütü bölgede yaşanan insanlık suçlarının araştırılması amacıyla uluslararası topluma bir soruşturma komisyonu oluşturulması teklifinde bulunmuştu. Sudan hükümeti ise ülkede tecavüz olaylarının yaşandığı iddialarının iftira olduğunu söyleyerek, tecavüz kelimesinin anlamını bile bilmeyen yerli halka bunların dış güçler tarafından öğretildiğini iddia etmektedir.(6)

Zorla göçertilme

Hartum yönetiminin Darfur'da uyguladığı bir diğer politika ise bölge topluluklarını yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlamak olmuştur. Bu politika sonucu katliamdan bir şekilde kurtulan ancak zorunlu göç mağduru haline gelen büyük bir kitle oluşmuştur. Bu kitlenin bir bölümü Hartum'dan sonra ülkenin ikinci önemli eyaleti olan Kordofan'a yerleşmişlerdir. Bu şansı elde edemeyenler ise Darfur etrafında oluşturulan 65 kampa yerleştirilmişler, bunun yanında Doğu Çad'da da 12 mülteci kampı açılmıştır. Burada Darfur'dan gelen 250 bin civarında mülteci yaşamaktadır. Bu kamplarda yaşam şartları onca çabaya rağmen halen iyileştirilebilmiş değildir. Genellikle sivil toplum kuruluşları bu kamplardaki yaşam şartlarının iyileştirilmesi, barınma, yiyecek ve giyecek sıkıntılarının giderilmesi konusunda öncülük yapmaktadırlar. Örneğin UNICEF ve sivil toplum örgütlerinin yoğun çabaları sayesinde her kampta ilkokul açılmıştır. Yüzde 46'sı kız olmak üzere, ilkokul çağındaki çocukların yüzde 28'i bu okullarda eğitim görme şansı yakalamıştır. İstatistiklere göre bu rakam Darfur sorunu öncesinden yüksektir.(7) Özellikle Darfur krizinden en çok etkilenen kesimin 1,8 milyon kişiyle 18 yaş altı çocuklar olduğu düşünülürse, sorunun ülkenin sadece bugününü değil geleceğini de tehdit altına aldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler, Sudan hükümetine ilk önemli yaptırımı 29 Mart 2005 tarihinde aldığı 1591 sayılı karar ile yürürlüğe koymuştur. Karara göre, Darfur'da çatışan tüm taraflara silah ambargosu uygulanmaya başlanmıştır. Ambargo öncesinde ise 2004 yılında BM Güvenlik Konseyi, Sudan Hükümeti ve "isyancı" Sudan Kurtuluş Ordusu arasında bir ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Buna göre Sudan hükümetinden Jancevidlerin silahsızlandırılması istenmiş buna karşın Halk Ordusu'nun da küçültülmesi istenmiştir.(8) Ancak Sudan Hükümeti anlaşma şartlarına uymamış, Jancevidlerin silahsızlandırılması bir yana, daha fazla silahlandırmış hatta Halk Polisi, Göçebe Polis ve Sınır İstihbarat Muhafızları gibi milis kuvvetler oluşturarak şiddeti daha yaygınlaştırmıştır. Zamanla artan şiddet olayları sonrasında BM Ağustos 2006'da 26 bin askerden oluşan bir barış gücü kurulmasını kararlaştırmıştır. Ancak Sudan hükümetinin yoğun tepkisi barış gücünün ülkede tesisini bir yıl geciktirmiştir. Ağustos 2007'de barış gücü konuşlandırılabilmiş ve kendisine sivillerin korunması için silahlı müdahalede bulunma yetkisi verilmiştir.

Uluslararası toplumun kısıtlı da olsa tüm çabalarına rağmen Sudan'da yaşanan insanlık dramı bir türlü sona erdirilememiştir. Devlet Başkanı Beşir hakkında tutuklama isteminde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Luis Moreno-Ocampo hazırladığı iddianamede Beşir'i sivillerin yerlerinden edilmesi ve tecavüz gibi savaş suçlarıyla itham etmekte, kontrolündeki güçlerin ve ajanların en az 35 bin sivili öldürdüğü, çatışmalar yüzünden evlerini terk edenlerden 80 bin ile toplam 265 bin kişinin yavaş yavaş ölümüne neden olduğu ileri sürmektedir. Beşir ise iddialara cevap olarak uluslararası mahkemenin üyesi olmadıklarını, dolayısıyla mahkemenin kendileri hakkında karar alma yetkisine sahip olmadığını söylemektedir.(9)

Sudan, BM'nin etkinliğinin test edildiği önemli bölgelerden birisi olmuştur. Ne yazık ki BM sahip olduğu gücü sivilleri korunması, katliamların sona erdirilmesi bağlamında kullanamamıştır. Bosna ve Irak'tan sonra BM bir sınavdan daha başarısızlıkla çıkmıştır. Başta ABD olmak üzere büyük güçlerin oyuncağı haline gelen, kuruluş felsefesine göre değil, bu devletlerin çıkarlarına göre hareket eden örgüte dünya barışı konusunda bu aşamadan sonra ne kadar güvenilebileceği şüphelidir. BM'nin varlığı ve etkinliği artık sorgulanmaya muhtaçtır.

Dipnotlar:

1- "Sudan lideri mahkemelik", Cumhuriyet, 12 Temmuz 2008.

2- "Arap Birliği'nden Sudan'a Destek", Cumhuriyet, 21 Temmuz 2008.

3- http://www.amnesty.org.tr/yeni/index.php?view=article&catid=69&id=678

&option=com_content

4. Ali Murat İrat ve Abu Bekir Badi, "Darfur'da Dört Mevsim Kan",

Birikim, sayı:212, Aralık 2006.

5- http://www.amnesty.org.tr/yeni/index.php?view=article&catid=70&id=331

&option=com_content

6. http://www.cnnturk.com/haber/haber_detay.asp?PID=00319&haberID=4

72238

7- http://www.amnesty.org.tr/yeni/index.php?view=article&catid=69&id=

678&option=com_content

8. http://www.amnesty.org.tr/yeni/index.php?option=com_content&view=

article&id=628&catid=70:basn-acklamalar

9- "El Beşir'den gövde gösterisi", Cumhuriyet, 25 Temmuz 2008.

Ali Bilgenoğlu (Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü)