Göngören saldırısının analizi

İstanbul Güngören'de gerçekleştirilen bombalı saldırının analizi yapıldığında, Türkiye'de bu tür eylemleri yapabilecek iki tür örgüt olduğu gerçeğinden yola çıkmak gerekiyor. Bunlardan biri El Kaide, diğeri PKK... Eylem türlerinin PKK'nin daha önceki eylemleriyle örtüşmesi, dikkatleri bölücü örgüte yöneltiyor. Bölücü örgütün 'kendini ispat' eylemi...

15 Ağustos 2008 Cuma, 08:07

27 Temmuz 2008 akşamı saat 21.45'te İstanbul Güngören'de iki bombanın çok kısa aralıklarla patlaması sonucu 17 kişi yaşamını yitirdi ve 139 kişi yaralandı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yaptığı açıklama ile kamuoyu bu olayın açık bir terör saldırısı olduğunu öğrendi. Bunca yaşadıklarımızdan sonra terör zaten günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu ve nerdeyse otuz yıldır bizi hiç terk etmedi. Terörün eylem şekillerine de Türk halkı alıştı artık. Öyle ki aklı başında her insan bu olay hakkında doğruluk derecesi yüksek bir analiz yapabilecek ve kıl payı hata ile sonuca ulaşabilecek düzeye geldi.

Bir eylemin analizi demek; o eylemin küçük parçalara ayrıştırılıp incelenmesiyle elde edilen bilgilerin ışığında bir sonuca ulaşmak yolu demektir. Özellikle terör ve organize suç örgütlerince yapıldığı düşünülen eylemlerin analizine eylemin oluş şekli ve hedefinin değerlendirilmesiyle başlamak ve "bu eylemden kimin ne çıkarı olabilir" sorusuna cevap olacak şekilde olasılıkları sıralamak başlangıç için doğru bir sistematiktir. Masaya yatırılan olasılıkların tamamı incelenmekle birlikte genelde en güçlü olasılık, olayı araştıranı doğru sonuca ulaştıran seçenek olarak karşımıza çıkar.

Eylemin oluş şekli ve hedefi

Medya aracılığıyla edindiğimiz bilgiler çerçevesinde eylemin oluş şekline bakıldığında, kimliği henüz bilinmeyen kişi ya da kişiler tarafından araç trafiğine kapalı işlek bir yol üzerindeki çöp kutularına bırakılan biri ses, diğeri parça tesirli olmak üzere iki adet bombanın uzaktan kumanda ile patlatılmasıyla söz konusu eylemin gerçekleştirilmiş olduğu görülmektedir. Eylemin hedefi ise sonucundan anlaşılacağı üzere karşı koyma gücü bulunmayan masum halktır.

Terör örgütlerinin, masum insanların hedef seçildiği bu tür bombalama eylemlerine başvurmasının nedeni riski az ancak başarı şansının yüksek oluşudur. Teröre karşı hazırlığı olmayan insanların karşı koyma gücünün bulunmayışı, eylemin kolay yapılabilir, gizlenme seçeneklerinin fazla buna karşılık fail ya da faillerin olay anında yakalanma olasılığının düşük oluşu ve böylesi eylemlerin "ses getirici eylem" özelliğinin bulunması nedeniyle terör örgütleri tarafından zorda kalınca başvurulan bir eylem türüdür.

Eylemin oluş şekline bakıldığında ise Türkiye'de patlayıcı madde kullanarak eylem yapan iki örgüt öne çıkmaktadır; biri El Kaide diğeri ise PKK terör örgütüdür. Ancak her iki örgüt arasında eylem hedefleri açısından önemli bir fark vardır; birinin hedefinde ABD, İngiliz ve İsrail çıkarları var iken diğeri ise güvenlik güçleriyle baş edemediği zaman masum Türk vatandaşlarını hedef olarak seçmektedir.

15 Kasım 2003 tarihinde İstanbul Şişli'deki Beth İsrael Sinagogu ve Beyoğlu'ndaki Neva Şalom Sinagogu'na eşzamanlı düzenlenen bombalı intihar saldırıları ile 20 Kasım 2003 günü Levent'teki HSBC Bank Genel Müdürlüğü ve yine Beyoğlu'ndaki İngiltere Başkonsolosluğu'na yönelik yine eşzamanlı bombalı intihar saldırıları El Kaide terör örgütünün eylem hedeflerinin özelliğini açıkça göstermektedir.

Aynı mantık düzleminden PKK terör örgütünün önceki eylemlerine bakıldığında ise masum Türk vatandaşlarının hedef olarak seçilmiş olduğu görülmektedir. Örgütün 22 Mayıs 2007'de Ankara'nın Ulus semti Anafartalar çarşısında gerçekleştirdiği canlı bomba eyleminde 6 sivil ölmüş ve 100 sivil yaralanmıştır. Sivil halkın hedef seçildiği bir başka eylemi ise Diyarbakır'daki bombalama olayıdır. 3 Ocak 2008 günü Diyarbakır'ın Yenişehir semti Selahattin Yazıcıoğlu Caddesi'nde yerleştirilen bomba yüklü bir aracın teröristler tarafından patlatılması sonucu 5 sivil ölmüş, 67 kişi ise yaralanmıştır. Her iki olayın soruşturması sonucunda bu eylemlerin PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirilmiş olduğu ortaya çıkmıştır. Örgütün Kandil Dağı'ndaki kamplarından kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan U.T. isimli bir terörist, Ankara Ulus'taki patlamayı gerçekleştiren canlı bomba Güven Akkuş'un eylem öncesi kameraya çekilen konuşmasının kendilerine eğitim amaçlı izlettirildiğini, örgütün sözde lideri Murat Karayılan'ın bu eylemi basın yoluyla kınadığını ancak kendilerine bu eylemden 'kahramanlık' diye söz ettiğini itiraf etmiştir.

Diyarbakır'da düzenlenen saldırıya gelince, olay sanığı sorgusunda PKK'nın Irak'ın kuzeyindeki kamplarında uzun süre bomba eğitimi gördüğünü, eylem için örgüt tarafından Diyarbakır'a gönderildiğini itiraf etmiş, otomobile bombayı nasıl yerleştirdiğini nasıl getirip dershanenin önüne park ettiğini, cep telefonu düzeneğiyle nasıl infilak ettirdiğini olay yerinin krokisi üzerinde detaylarıyla anlatmıştır. Polis zanlının evinde yaptığı aramada, silah, bomba yapımında kullanılan kilolarca amonyum nitrat, A4 ve C4 plastik patlayıcılar ve bomba yapımında kullanılan diğer malzemeyle düzenekler ele geçirmiştir. Bu olayı PKK'nın üstlenme şekli ise bir başka gerçeği de açığa çıkarmıştır. Örgütün; "3 Ocak 2007 tarihinde Diyarbakır Yenişehir semtinde gerçekleşen eylemi güçlerimize bağlı bir birimin kendi inisiyatifi ile gerçekleştirilmiş olma ihtimali mevcuttur" şeklindeki açıklamasıyla örgüt içerisindeki kontrolün sağlanamadığı gerçeği de böylece ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Güngören'de gerçekleştirilen terör eyleminin ardından PKK terör örgütünün olayı üstlenmesi ya da üstlenmemesinin bir anlamı yoktur; bu olay oluş şekli ve hedefi açısından PKK terör örgütünün eylemi olarak kendini açığa vurmaktadır.

Eylemin amacı

Terör şiddet demektir. Psikolojik analizler şiddetin korku yarattığını, korkunun ise insanı itaate zorladığını açıkça göstermektedir. PKK terör örgütü için şiddete başvurmanın ana amacı otorite olmaktır. Örgüt; halk üzerinde, elemanı durumunda olan teröristler ve de siyasi hedefine ulaşmak için pazarlık yapacağı aktörler üzerinde varlığını göstermek ve gücünü artırmak için şiddete başvurur. Güngören'de yapılan eylemle örgüt, sayılan bu amaçların tamamına ulaşmayı hedeflemiştir. Böylesi vahşi bir saldırı sonucu örgüt ne denli acımasız olduğunu bir kez daha açıkça göstermiş, özellikle Doğu'da yaşayan halkımız ve Avrupa'daki gurbetçilerimiz üzerinde korku yaratarak etkinliğini artırmayı amaçlamıştır. Örgüt bu eylemle, kaçakçılık ve haraç toplama alanında yürüttüğü faaliyetlerden de önemli bir mali kaynak artışının sağlanacağının hesabı içerisindedir.

Benzer şekilde böylesi vahşi bir katliamla örgüt hem militanlarına hem de yandaşlarına örgüte kayıtsız şartsız itaat etmeleri yolunda önemli bir mesaj gönderdiği varsayımı içerisindedir. Kaçma niyeti olanlar bu düşüncelerinden vazgeçecek, şehir merkezlerinde faaliyet gösteren milisler olası eylem hazırlıklarını hızlandıracak ve belki de en önemlisi örgütün siyasi kanadı durumundaki DTP milletvekilleri örgüt karşıtı eylem ve söylemlerinde daha dikkatli olacaklardır, şeklinde ince hesaplar yapılmaktadır. 29 Temmuz 2008'de TBMM'de yaşanan bir olay sırasında DTP Van Milletvekili Özdal Üçer'in, ''yakınlarının aldığı ihaleler ve yaptıkları inşatta işçilerin ücretinin ödenmediğini söylemesine'' tepki gösteren AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya, ''Bu arkadaş (Üçer), beni dağa, PKK'ya şikayet etti'' şeklinde medyaya yansıyan konuşmaları bu tespitlerimizin trajik ve dramatik bir örneğidir.

PKK terör örgütünün masum insanlarımıza yönelik şiddete başvurmasının bir diğer amacı da pazarlık gücünü artırmak için güç göstermektir. Peki, bu örgüt kimle pazarlık yapmaktadır ve kime güç göstermeye çalışmaktadır? TSK'nin, ABD'nin "anlık istihbarat paylaşımı" söylemiyle başlattığı hava harekatı sonucu yaralanan ve örgütten kaçanların tamamı Barzani'ye sığınmış olup bu durum örgüte eleman sıkıntısı olarak yansımıştır. Genelkurmay Başkanlığının konuyla ilgili açıklamaları bu yöndedir. Nitekim bunun sonucu olarak örgütün eylem güçlerinin başı Murat Karayılan tarafından Mesut Barzani'ye, "KDP, PKK'nın içişlerine karışmaktan vazgeçsin ve kaçan örgüt kadrolarını biran önce iade etsin. Aksi halde bölgede yaşanacaklardan PKK sorumlu olmayacak" diye tehdit mektubu gönderdiğine ilişkin medyada yer alan bilgiler bu tespitimizi güçlendirmektedir. Güngören eylemi aynı zamanda PKK terör örgütünü köşeye sıkıştırıp Barzani liderliğini ön plana çıkarmak isteyen ABD'ye, Roj TV'nin faaliyetlerini yasaklayan Almanya'ya karşı da bir güç gösterisidir. Amaç; varlığını ve eylem gücünü koruduğunu ilan etmekle önceden sahip olduğu etki alanını korumaya çalışmaktır.

Neden şimdi?

Güngören eyleminin neden şimdi yapıldığı sorusuna açıklayıcı bir cevap ararken son iki yıldır aralıksız devam eden yurt içi askeri operasyonlar sonucu örgütün çok sayıda eleman kaybettiğini, yıprandığını, teröristler arasında kopma ve dağılmalar olduğunu, sözde lider kadronun otoritesinin zayıfladığını, siyasi kanat DTP'nin örgüt çizgisi dışına çıktığını, kaçakçılık ve haraç toplama faaliyetlerindeki rolünün ve eylem gücünün zayıfladığına ilişkin değerlendirmelerin bu döneme rastladığını göz önünde bulundurmak ve analizi bu yönde yapmak doğru cevapları bulabilmek için yol gösterici olacaktır.

Bu bağlamda özellikle 1 Aralık 2007'de başlayıp günümüze kadar süre gelen hava harekatıyla PKK terör örgütünün önemli bir darbe almış olduğu yadsınamaz bir gerçektir. 21 Şubat'taki kara harekatı sonucunda Zap bölgesinde faaliyet gösteren teröristlerin büyük bir çoğunluğunun etkisiz hale getirilmiş olduğuna ilişkin resmi raporlar mevcuttur. Zap, Hakurk ve Kandil'e yapılan son hava harekatında belirlenen hedeflerin tamamının isabetli bir şekilde vurulduğu Genelkurmay Başkanlığınca açıklanmıştır. Örgüt açısından başarısızlık olarak nitelendirilen tüm bu olumsuzluklar karşısında örgütün varlığını göstermek ve eylem gücünü koruduğunu kanıtlayabilmek için son bir hafta içerisinde adeta çılgınca diye nitelendirilebilecek eylemlere kalkıştığı görülmektedir. 25 Temmuz günü Tunceli Komando Tugayı'na uzaktan taciz ateşinde bulunmuş, aynı gün Yüksekova Polis noktası ile Hakkari Emniyet Müdürlüğü binasına roketli saldırıya kalkışmış, 26 Temmuz'da Şemdinli Komando Taburuna ikinci kez silahlı tacizde bulunmuş ancak bu eylemlerden beklediği sonucu alamamıştır.

Özellikle silahlı taciz eylemleri asimetrik mücadelede sonuç alınması mümkün olmayan pasif nitelikteki eylemlerdir. Örgütün bu tür eylemleri tugay tabur gibi büyük birliklere yöneltmesi teröristlerin bir çabalama içerisinde olduklarının açık ifadesidir. Etkin eylem amaçlı belirli bölgelere gönderilen teröristlerin riske girmeden uzaktan ateş açarak kaçmak suretiyle "eylem yapmış olmak için eylem yapmak" yolunu tercih etmesi, sözde lider kadroya hesap vermekten kurtulmayı amaçladıklarını gösteren güçlü emarelerdir. Bu durum örgüt içindeki kararlılığın da tükenmek üzere olduğunun bir işaretidir. Benzer şekilde son dönemde gerçekleştirilen yola mayın döşeme ve pusu eylemlerinden de bir sonuç alamayan örgütün eylem gücü zayıflamaya başlamıştır. Terörist ifadesiyle "eylem teröristin gıdasıdır" ve eylem gücü olmayan bir terör örgütünün yaşaması mümkün değildir.

Bu çerçevede Güngören eyleminin; sayılan örgütsel zafiyetleri ortadan kaldırmak, riski az ama sesi yüksek olan şehir eylemlerine yönelmek suretiyle masum insanları katlederek sesini duyurmak, örgütün varlığını koruyup eylem gücünü göstermek ve yandaşlarına ve karşıtlarına gözdağı vermek amacıyla PKK terör örgütünün gerçekleştirmiş olduğunu söylemek bu çerçevede mümkündür.

Kara harekatı

Güngören vahşeti PKK terör örgütünün ne denli acımasız ve vahşi bir örgüt olduğunu kamuoyuna bir kez daha göstermiştir. Bu örgütün bu tür kanlı eylemlerini önlemek maksadıyla siyasi iradenin siyasi bir çözüme yönelmiş olmasının bir sonuç getirmediği gibi bundan sonra da getirme olasılığı yoktur. Aksine bu tür siyasi çözüm arayışları terör örgütü ve yandaşlarını cesaretlendirmektedir. 20 Temmuz'da Ankara'da yapılan DTP kongresinde teröristler için saygı duruşunda bulunulması, İmralı'da yatan örgüt başı lehine sloganlar atılması, Türkiye'nin üniter yapısını bozucu nitelikte konuşmalar yapılması hep siyasetten aldıkları tavizlerin bir sonucudur. Asla unutulmamalıdır ki örgütün hedefinde Türkiye'yi parçalamak ve sözde bir Kürt devleti kurmak vardır ve bu hedefine ulaşıncaya kadar eylemlerine son vermeyecektir, doğasının gereğidir bu. PKK terör örgütünün insanlık dışı eylemleri ön plana çıkarılarak aynı siyasi hedefe başka yollardan ilerleyen Barzani'nin "iyi çözüm" gibi gösterilmesi de Türkiye'nin üniter yapısına yönelik tehditleri ortadan kaldırmayacaktır.

Ankara Ulus'ta meydana gelen canlı bomba olayı sonrası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın şu sözlerini unutmamak gerekir:''Bu terör örgütünün arkasındaki kurumlara bakmamız lazım. Terör örgütlerini kim besliyor bunlara bakmamız lazım, başka bir şey söylemeyeceğim. Yorumlarını size bırakıyorum.'' Görülen gerçek şudur ki PKK terör örgütü en büyük siyasi desteğini AB ülkelerinden almaktadır ve yıllardır bu ülkelerde siyasi cephe faaliyetlerini serbestçe yürütmektedir. "İyi çözüm" olarak gösterilen Barzani'ye gelince Türkiye'ye karşı yıllardır ikili oynamaktadır, geçmişte de PKK terör örgütüne karşı bir tavır almamıştır bundan sonra da almayacaktır. Bugün için PKK ile Barzani arasında bir sorun var gibi görünüyorsa eğer bu durum aynı yolda beraber yürümediklerinden değil Öcalan ile Barzani arasındaki liderlik çekişmesindendir. ABD ve İsrail için "İyi çözüm Barzani", AB ülkeleri için ise Öcalan'dır. Türkiye için ise her ikisi de çözüm olmayıp bir diğerine göre "kötünün kötüsü" durumundadır. Terör, küresel güçlerin emperyalist planlarının görünen yüzüdür. Emperyalist projeleri önleyecek bir ulusal tavırla ortaya çıkması gereken Türkiye'nin çözümü ise, ulusal güçleri ve ulusal istihbaratıyla Irak'ın kuzeyine yapacağı kapsamlı bir kara harekatı ile terör yuvalarını yok etmek, topyekun bir seferberlik ile Atatürk ilke ve devrimlerini ülke sathına yaymaktan geçmektedir.

Erdal Sarızeybek (TUSAM İç Güvenlik ve Terör Danışmanı)

 

[email protected]