Kapat

Son Haberler

A+ A-

Her şey görünebilmek için!

Engin Akıncı "kurumsal eğlence danışmanlığı" yapıyor, yani şirketlere ve kurumlara, kurumsal iletişimin bir parçası olarak eğlenceyi öneriyor. Çünkü markalar ve büyük kurumlar kutlama, davet ve partilerinde dünyaca ünlü müzisyenleri, Hollywood yıldızlarını ve popüler kültürün ikonlarını görmek istiyor. Bu "farklılık" onlar için medya ilgisi ve prestij demek.
Yayınlanma tarihi: 18 Ağustos 2008 Pazartesi, 09:01

Engin Akıncı Zoom Kurumsal İletişim’in başındaki isim. Aslında onu Sony Müzik Türkiye’deki çalışmaları ya da Sertab Erener’in Eurovision birinciliğinden tanıyoruz. Bu işe müziğe duyduğu tutku ile başlamış. Genç yaşta müziğin peşinden Kanada’ya gitmiş. Tam istediğini alamayınca prodüksiyon okumuş, medyada çalışmış, gazetecilik, habercilik, editörlük ve radyoculuk yapmış. Ayaklı müzik ansiklopedisi olarak anıldığı günleri tebessümle hatırlıyor. Tek derdi uluslararası müzik sektörünün bir parçası olmak. Sony Müzik Türkiye’de pazarlama direktörü olarak çalışırken küresel eğlence endüstrisinin matematiğini çok iyi öğrenmiş. Sektörün en çok aranan isimlerinden olmasını da bu sağlamış. “Müzik peşinde hayatını sefalet içinde yaşayacaksın” diyen babasını mahcup ettiği için mutlu. Şimdi kurumların prestij kazanmak için yöneldiği eğlence organizasyonlarına yön veriyor. İşte bu yeni sektöre dair anlattıkları...

- Eğlence danışmanlığı kavramı herkesin aklında farklı anlamlara sahip. Siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Yaptığımız iş kurumsal iletişimin adı altında eğlence danışmanlığı. Biz, büyük şirketlere ve kurumlara, kurumsal iletişimin bir parçası olarak eğlenceyi öneriyoruz. Eğlencenin içinde müzik, şov ve dünyaca ünlü yüzler var. Artık markalar bazı isimlerle anılmak, davetlerinde dünyadan ünlüleri bir araya getirmek istiyor. Bazen ürünüyle sanatçıyı bir araya getiriyoruz, bazen de bu bir reklam ya da sponsorluk anlaşması olabiliyor. Biz fikir öneriyoruz, özgün işlerin peşinden gitmeye çalışıyoruz.

- Fransız reklam dâhisi Jacques Seguela, “Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin, o beni bir genelevde piyanist sanıyor” isimli kitabında reklamın ne menem bir iş olduğunu anlatıyordu. Şimdi de müzik, markalar ve kurumsal iletişim bir arada...

Dijital çağ dünyayı olduğu kadar sanatı, müziği de etkiledi. Reklam da bunlardan beslenen bir mecra. Reklam ve eğlence bir arada, müzik de onlardan bağımsız kalamıyor, birbirlerine ihtiyaçları var. Zaten eğlencenin büyük bir kısmı müzik. Yani bir ortaklık yaratmak şart.

Müşteri egolarını tatmin ediyor

- Sizi tanıyanlar biliyor, ama bilmeyenler daha çok. Oysa siz Sertab Erener’in Eurovision birinciliğinin gizli kahramanlarından birisiniz. Eurovision’un bir müzik yarışması olmadığını düşünüyorum, siz de o yarışmada müziğin nasıl iyi bir şekilde pazarlanabileceğini gösterdiniz.

Sahnede sanatçı ve müzik vardır, ama işin arkasında her zaman onlarca kişinin emeği olur. Lobi, halkla ilişkiler ve iletişim pazarlaması adına gerçekten iyi bir iş başardık orada. O proje benim tam bir buçuk yılımı aldı, yarışmayı kazandık, ama yeni başlıyorduk. Başarıyı sürdürmek için uluslararası çalışmalar yaptık ve çok iyi sonuçlar aldık. Sonra da Sertab Erener’in İngilizce albümü yayımlandı ve pek çok ülkeye dağıtıldı.

- Nasıl çalışıyorsunuz, proje önünüze geldikten sonra süreç nasıl sürüyor?

Proje bize karanlık bir kutuda geliyor, yani belirsizlikler had safhada oluyor. Kurumsal iletişimde eğlence önceden benimsenmeyen bir şey olduğu için bu konuda müşteriler genelde çok önyargılı. Yani müşteri bize geldiğinde ayakları yere sağlam basmıyor. Yalnızca farklılık yaratmanın, gündemde olmanın derdindeler, ama bunu nasıl yapacakları konusunda net fikirler yok. Böyle olunca da sizin işe aylarınızı vermeniz gerekiyor. Müşteriyi isimlere yönlendiriyoruz, elbette kabul etmedikleri de oluyor. Kendi istedikleri isimlerde diretiyorlar, bazı işlerde de egolarını tatmin ediyorlar.

- Bu, Oscar ya da MTV Müzik Ödülleri turizmi gibi bir şey. Ne kadar ünlü ve sansasyonelse o kadar iyi yani... Bugüne kadar yaptığınız en farklı iş sizce hangisiydi?

Sanırım sansasyonel anlamda en çok ses getiren Paris Hilton’u güzellik yarışması için Türkiye’ye getirmemizdi. Bu yılki güzellik yarışmasını yapan “Kanal 1” bana geldi ve Paris Hilton adında anlaştık.

- Peki ya getirdiğiniz ismin müşterinin adının önüne geçmesi riskli değil mi? Yani o günlerde kimse kanalı hatırlamıyordu, herkes Paris Hilton’dan bahsediyordu.

Ben risk görmedim, onlar da görmedi. Olumlu veya olumsuz hakkında çok şey yazılan, dünyanın tanıdığı çok önemli bir eğlence markası o. Şarkı söylüyor, oyunculuk yapıyor, markaları var. Büyük bir imparatorluğun tepesinde oturuyor.

- Eğlence danışmanlığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

2009 yılının ocak ayında Türkiye’nin ilk eğlence odaklı pazarlama ve iletişim fuarı açılacak. Sektörün tüm katılımcıları orada olacak ve beş gün sürecek. Organizasyonlar, festivaller, müzik şirketleri bir araya gelecek. Zaten tüm bu öğeler birbirine muhtaç, eğer bu şekilde kenetlenmezlerse işleri çok zor. Bizim amacımız bir paylaşım ağı ve dernekleşmeyi sağlayabilmek.

Cumhuriyet İMECESİ