Kapat

Son Haberler

A+ A-

Emeğin görünmeyen yüzleri

Ev eksenli çalışan kadınlar, dünyanın her yerinde var. Kotların fermuarlarını onlar takıyor, halı dokuyor, penyelere boncuk işliyorlar. Türkiye'de adları henüz duyulmuş değil, sadece hamarat ev kadınları olarak görülüyorlar; yaptıkları işlerle ev geçindirdikleri, çocuklarının eğitimini sağladıkları halde! Kadınlar, bu durumu değiştirmek için örgütleniyor, kooperatifler kuruyor. Öncelikli hedefleri ise görünür olmak.
Yayınlanma tarihi: 18 Ağustos 2008 Pazartesi, 10:15

Eline bantla yapıştırdığı boncuklara öyle seri hareketlerle batırırdı ki iğnesini, daha o boncuğun iğneden aşağıya inip penyenin yakasında yerini almasını göremeden, o bir çiçek figürünü bitirirdi. Arada yanlışlıkla eline batan iğnelerin izlerine yenileri eklense de yüzünde bir acı belirmez, akşam yemeği hazırlama vaktinin gelip gelmediğini anlamak için bir gözü saatte, yanındakilerle sohbete devam ederdi...

Gülnaz Abla, ev eksenli çalışan kadınlardan. Onu çocukluğumdan beri tanıyorum, üç apartman aşağımızda oturuyor. Bahçede keyif yapmaya çıkan kadınların arasında hep elinde bir “iş”le kendini fark ettirirdi. Bu iş, kimi zaman bir plastik çiçek, kimi zaman bir penyenin boncuk süslemesi olurdu. O zamanlar ev eksenli çalışma kavramı sözcük dağarcığımıza girmediğinden, “hamarat” diye anılırdı. Günlerde, misafirliklerde elinden düşürmeden yaptığı işlerle evinin mutfak masraflarını karşıladığı halde, o da kendini bir işçi olarak görmezdi, Gülnaz Abla’ya kalsa çocukluktan beri geliştirdiği becerileriyle çocuklarının bakımını sağlayan bir ev kadınından başka biri değildi! Çoğu insan için hâlâ da öyle. Aslında hemen herkesin ev-eksenli çalışan bir kadın tanıdığı var.

Onlar, emeğin görünmeyen yüzleri. Oysa gözümüze ilişen pek çok eşya onların elinden çıkıyor; nikâh şekerleri, kıyafetlerin fermuarları, örgü bikiniler, boncuklu penye ve kazaklar, oyuncaklar, dokunmuş halılar, örgü süslemeli çantalar... Sayıları tam olarak bilinmiyor, haklarında ne araştırma var, ne de bir kayıt. Taşeronlara parça başı iş yapıyor, ona göre ücret alıyorlar, hiçbir sosyal güvenceleri, hakları yok. Oysa, ILO’nun 177 sayılı “Evde Çalışma Sözleşmesi”nin 4. maddesinin 2. fıkrası diyor ki; evde çalışanlar diğer işçilerle aynı haklara sahiptir! Yani kendi seçtikleri örgütleri kurma ya da bunlara üye olma, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında koruma, ödeme, yasal sosyal güvenlik koruması, istihdam ya da çalışmaya kabulde asgari yaş... Ancak bunların hepsi sadece kâğıtta kalıyor. Ev eksenli çalışanlar, mesleklerinin getirdiği sorunlar ve hastalıklarla yalnız başlarına mücadele etmek zorundalar; zedelenme, astım, zehirlenmeler, ağrılar... Avustralya’da yapılan bir araştırma uzun çalışma sürelerinde tekrarlanan hareketlerin neden olduğu zedelenme riskinin, evde çalışanlarda daha yüksek olduğunu gösteriyor. İngiltere’de evde çalışma sırasında kullanılan iplikler ve örgü malzemelerinin tozunun bebeklerin astıma yakalanmasına neden olduğu biliniyor. Kadınların karşılaştığı riskler evdeki diğer bireyleri, özellikle çocukları ve yaşlıları da etkiliyor...

Örgütlenip sesimizi duyuracağız

Türkiye’deki ev eksenli çalışan kadınlar bu olumsuzlukları duyurmak ve değiştirmek için, örgütleniyorlar. 1995’ten beri çalışmaları yapılan, ama ancak 1999’da kurulabilen “Ev-eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu”, bunun ilk adımı. Öncelikli hedefleri, ev eksenli çalışanların görünürlük kazanmasını sağlamak. Bu konuda bir ülke politikası oluşması için pek çok şehirde yerel atölyeler düzenliyorlar. Çalışmalarının ilk meyvesi ise, İstanbul’daki Avcılar Ev-eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi. Bu, Türkiye’de sadece ev-eksenli çalışan kadınların kurucu ve üye oldukları ilk kooperatif. Kurucusu Pervin Okur, 1984’ten beri ev eksenli çalışıyor. O zamanlar o da yaptığı işin adının bu olduğunun farkında değilmiş. Bir komşusunun teşvikiyle başlamış. Kendi parasını kazanmanın tadını alıp, kocasından para istemeden Taksim’deki kadın toplantılarına katılınca iyice yüklenmiş işe. Bu durumdan pek memnun olmayan kocası, “boş işlerle” uğraşacağına çocuğuna bakmasını söylemiş, ama Körfez Savaşı’yla işleri bozulup parasız kalınca imdatlarına Okur’un kazandıklarıyla aldığı 120 altın yetişmiş. Pervin Okur’un yaptığı işin adını öğrenmesi ise, 1996’da katıldığı bir kadın toplantısında olmuş. Hindistan’da Serbest Çalışan Kadınlar Örgütü (SEWA) yetkilileriyle tanışmış, bir atölyeye katılmış. Bu işte aracıların oynadığı rolü, üzerinden kazanılan değerin büyüklüğünü öğrendiğinde, Avcılar’daki kadınları toplayıp durumu anlatmış. “Evde çalışan kadınlar, kendi bankalarını, kooperatiflerini, sendikalarını kurmuşlar, biz de yapabiliriz diye anlatıyorum, ama bu onlara hayal gibi geliyordu. Yılmadım, üç yıl çalıştım, yedi kadını ikna ettim”. Kooperatif böylece kurulmuş. Tarih 2002. Bugün, 70 kadın üye, 3500 kadın da iş almak için kayıt olmuş. Avcılar’da evde çalışan kadın sayısının çok daha fazla olduğunu söylüyor Okur. Onun tahmini yedi bin. Bu işteki en büyük zorluk aracılar nedeniyle düşen ücretler. Okur, ikinci aracıdan iş alanların normal ücretin üçte birine çalıştığını anlatıyor. Ücret biraz da sizin pazarlık yeteneğinize, paraya ihtiyacınıza göre değişiyor. Kooperatife gelmeden önce her kadın bu tezgâhtan geçip, sömürülmüş. Önceden parça başına bir YTL kazanırken, şimdi kooperatif sayesinde doğrudan firmalardan iş alıp, üç YTL’ye yapıyorlar. Ev eksenli çalışma hemen her mahalle de var. Altınşehir, Esenyurt, Kadıköy, Erenköy, Ümraniye, Örnektepe, Nurtepe, Ayazağa, Davutpaşa... Yoksulluğun yoğun olduğu mahallelerde aracılar da çok oluyor, “çünkü” diyor Okur, “insanlar paraya ihtiyacı olduğu için itiraz etmeden her işi kabul ediyorlar. Aracılar da insanların kanını iyice emiyorlar. Başka mahallelerden kadınlara da kooperatif kurmaları için yol gösteriyoruz”.

Kooperatifin dört yıllık üyesi Arzu İnal da, aracılardan çok çekmiş. Evde çalışmaya, oğlu anaokuluna başlayınca girişmiş. Hem boş durmamak, hem de oğlunun eğitim masrafını karşılamak için. Önce komşularından işler almış, sonra aracıları öğrenmiş. “İkinci-üçüncü kişiden iş aldığım için bana çok az para kalıyordu. Paramı alamadığım da oluyordu. Kooperatifte firmadan kaça aldıysak işi, o para bize kalıyor. Güzel bir dostluk ortamımız da var. Haftada bir gün mutlaka toplanıyoruz, işlerimizi yaparken, sorunlarımızı konuşuyor, çözümler arıyoruz. Sonuçta hepimiz kadınız, aynı sorunlarla uğraşıyoruz” diyor. İnal, günde dört-beş saat çalışıp, üç-dört penyenin boncuk süslemesini bitiriyor, yani günde eline geçen para 12 YTL. Onlar için mağaza gezmenin de anlamı başka; kıyafetlerin süslemelerinin nasıl yapıldığına bakıyor, firma adlarını takip edip kendilerine iş çıkarıp çıkaramayacaklarını düşünüyorlar. İnal, “Mankenlerin üzerinde gördüğünüz, örme bikinileri de biz yapmıştık” diyor, “Yakalara örgü işi yapmıştık, Alanya’da bir mağazada yaptığım işleri gördüm. İnsan garip oluyor, yanımdakilere hemen bunları ben yaptım diye anlatmaya başladım”.

İki senedir ev eksenli çalışan Fatma Güneş, gözleri rahatsız olduğu, elleri de çabuk uyuştuğu için artık çok iş yapamıyor, yine de her gün kooperatife geliyor. Yöneticilerden Mahmure Alıcı kooperatife iş veren firmalar kapandığında her kadının kooperatif için iş aramaya başladığını anlatıyor. Avcılar Evde Çalışan Kadınlar Kooperatif’i artık tek değil, Ankara’da da Kozadan İpeğe Ev-eksenli Çalışanlar Kooperatifi kuruldu. Ayrıca, henüz kooperatif olamasalar da Aydın, Hakkâri, İzmir, Muğla, Sincan, Şırnak ve Yüksekova’da da Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Grubu var. Görülen o ki, ev eksenli çalışan kadınlar artık sessiz kalmayacaklar.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler