Selçuk'un iki turizm incisi

Ege bölgesini gezerken her adımda, bu topraklar birer cennet köşe, demekten kendini alamıyor insan. İzmir'in Selçuk ilçesi de böyle güzel yurt köşelerimizden biri. Her adımda tarihten bir armağan çıkıyor karşınıza. Doğanın müthiş güzelliği adeta çarpıyor insanı.

21 Ağustos 2008 Perşembe, 07:15

Yıllar önce, Yunanlı yazar Dide Sotiriou’nun “Benden Selam Söyle Anadoluya” adlı kitabını okumuş, çok sevmiştim. Şirince doğumlu bu Yunanlı yazar mübadele öncesi dönemin Şirince’sini anlatıyordu. Şirince’yi gördükten sonra yazarın anlatımı daha anlamlı geldi bana.

Şirince Selçuk’a sekiz kilometre uzakta, dağların arasında, gerçekten adı gibi şirin bir köy. Her tarafı şeftali bahçeleri, bağlarla çevrili. Mübadeleye kadar Rumlar yaşıyormuş. Mübadeleden sonra Rumeli göçmenleri yerleştirilmiş. Köyün eski adı “Kirkince” imiş. Çirkince diyenler de oluyormuş. 1930 yılında dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa köyün adını “Şirince” yapıyor. Çalışkan bir halkı var köyün. Turizmden alabildiğine yararlanıyorlar. Köy, ev yapımı şarapları ile ünlü. Şirince’ye ulaşım çok kolay. Bir tur şirketine bağımlı olmadan da Selçuk’tan Şirince’ye ulaşabilirsiniz. Selçuk garajından her saat başı Şirince’ye dolmuş kalkıyor.

Ülkemizin en tanınmış yeri neresidir, deseler, verilecek tek yanıt vardır sanırım. Efes. İlk kez 1979’da akraba gençleri ile birlikte gitmiştim Efes’e. Harabelerin arasında dolaşırken bir ara incir ağaçlarını görmüş, daldan birkaç incir kopararak ağacın gölgesine oturup yemeye başlamıştım. Olgun, bal gibiydi incirler. Bir ara bir adam yaklaşmıştı yanıma. Ağaçtan kopardığım incirlerden ona da ikram etmek istedim. Adam teşekkür etti ve oranın bekçisi olduğunu söyledi. Yüzümün renginin değiştiğini fark edince “istediğin kadar yiyebilirsin” diyerek, ayrılmıştı yanımdan.

Efes, Selçuk yakınlarında milattan önce 11. yüzyılda Yunanlılar tarafından kuruluyor ve kısa sürede önemli bir şehir haline geliyor. Kurulduğu yıllarda deniz kenarında bir liman şehri olan Efes Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla deniz dolunca içerde kalıyor. Efes çevresinde antik kalıntılar yaklaşık 10 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Efes’te kazılar 1895’de başlamış, hala devam ediyor. Dönemin en büyük kütüphanesi olan Celsus kütüphanesi insanı büyülüyor. Her zaman söylerim, şehrimize yerleşik bir tiyatronun oluşması daha dün gibi bir tarihte oldu. Oysa Toroslar’da Bolat yaylasında iki bin yıl önce dağın başında tiyatro vardı. Artemis tapınağı, yedi uyuyanlar o bölgede mutlaka görülmesi gereken yerler.

Bunlardan biri de Meryem Ana evi. Ev, Efes’in güneyinde. Anlatılanlara göre İsa’nın havarilerinden John Meryem Ana’yı milattan sonra 37’de Efes’e getirir. 1891 yılında bir dağda olduğunu iddia eder.

Bir araştırma grubu evi kadının söylediği yerde bulur. Bu yer günümüzde İseviler için bir haç mekanı. Evin girişinde uzun bir duvar dilek ağacı olmuş. Selçuk antik müzesi, dönemin önemli eserlerinin sergilendiği önemli müzelerimizden biri.

Gittiğim dönemde restorasyon çalışmaları olduğu için Selçuk kalesini gezememiştim, umarın gezginlere açılmıştır şimdi.