Nasıl Bir Anayasa?/ 4

AKP'nin anayasa değişikliği paketini değerlendiren Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam, "Anayasa değişikliği, çoğunluğun mutlak iktidarına değil, çoğulcu demokrasinin yerleşmesine hizmet etmelidir'; dedi. Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ise, anayasa değişikliği tartışmalarının ikinci kez yanlış zeminde yürütüldüğüne dikkat çekerek, anayasa değişikliği ihtimalinin sonuçsuzluğa mahkûm edildiğini söyledi.

24 Mayıs 2009 Pazar, 06:50

AKP’nin anayasa değişikliği paketini değerlendiren Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam'ın Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılması, Türkiye Milletvekilliği, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin anayasada yapılması öngörülen değişikliklere ilişkin görüşlerini anlattı. Sağlam, Anayasa Mahkemesi üyelerini parlamentoya seçtiren Federal Almanya’da bu seçimin fiilen nasıl işlediği bilinmeden bunu örnek almanın yanlış olacağının altını çizdi. Sağlam, “Bu seçimlerde belirleyici olan, iki büyük partinin karşılıklı uzlaşmasıdır. 50 yıldır hiç bozulmadan yürütülen bu uzlaşma, tek bir partinin kendi oylarıyla Anayasa Mahkemesi’ne üye seçmesi önünde en büyük engeldir. Buna rağmen bugün Almanya’da üye seçiminin parti politikasınca belirlenmesi, ciddi bir eleştiri konusudur” dedi.

 

Gözden kaçan iki nokta

Yargının, demokratik meşruiyeti ile ilgili tartışmalarda gözden kaçan iki nokta olduğuna dikkat çeken Sağlam, “Meclis’teki siyasal çoğunluğu belirleyen ana kural, ‘temsilde adalet ve yönetimde istikrar’ ilkelerinin bağdaştırılması zorunluluğudur. Bu zorunluluk, yargının zirvesini oluşturmak için değil, istikrarlı bir siyasal yönetimi sağlamak için konulmuştur. Oysa yargının temel işlevi, yönetimde istikrarı sağlamak değil, insan haklarını, gerektiğinde yönetime karşı da korumak, hukuk devletini gerçekleştirmek ve anayasanın üstünlüğünü sağlamaktır” diye konuştu.

Sağlam, Türkiye milletvekilliğinin, oldukça ileri derecede “yerelleşmiş” bulunan ülke siyasal yaşamını ulusal düzeye yönlendirebileceğini söyledi. Ancak seçim sistemindeki adaletsizliklerin yalnızca Türkiye milletvekilliği ile düzeltilebileceğini sanmanın büyük bir yanılgı olacağı uyarısında da bulunan Sağlam, “Öncelikle ülke seçim çevresi dışında kalan milletvekillerinin seçiminde parti tabanının etkisini artırmak, parti içi demokrasiyi güçlendirmek gerekir. Ayrıca milletvekilliklerinin seçim çevrelerine özgülenmesi, dengeli bir temsili yansıtacak biçimde düzenlenmelidir. Şu anda yürürlükte olan özgüleme sistemi, nüfusu ve seçmen sayısı düşük illerin gelişmiş illere göre parlamentoda ölçüsüz bir oranda temsiline yol açmaktadır. İkinci olarak ülke seçim barajını yüzde on, siyasal partilere yapılacak devlet yardımını yüzde yedi olarak sınırlayan barajların makul bir düzeye çekilmesi gerekir. Üçüncü olarak kadınların parlamentoda temsilini sağlamak üzere makul ölçüde bir pozitif ayrımcılık uygulanması gerekir” diye konuştu.

 

'Venedik Kriterlerine uygun olmalı'

Venedik Komisyonu raporunda yer alan yasaklama ilkelerinin, yalnızca şiddet uygulayan ya da şiddeti savunan partilerle sınırlı olmadığının altını çizen Prof. Sağlam, raporda şiddetin yanında “ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük” ilkelerinin de aynı bağlamda değerlendirildiğini vurguladı. Laiklik ilkesinin dinsel hoşgörüyü sağlayan, somutlaştıran ve güvence altına alan bir ilke olduğunu belirten Sağlam, “AİHM’nin Refah Partisi’yle ilgili olarak verdiği Büyük Daire kararı da bu gerçeğin altını çizmektedir. Şu anda yürürlükte olan parti hukukumuzda Venedik kriterlerine aykırılıktan söz etmek mümkün olmasa da bu kriterlere daha uygun düşecek düzenlemeler yapılabilir. Örneğin eylemi olmayan bir partinin yasaklanması ihtarlı bir düzene bağlanabilir. Eylemi olan parti, herhangi bir aykırılık halinde değil, ancak bu eylemlerin parti yasaklarının koruduğu değerler için tehdit ve tehlike teşkil etmesi halinde yasaklanabilmelidir. Bu ölçüt, odak tanımını daha belirgin bir çözüme kavuşturmaktadır” dedi.

Kapatma yaptırımı yerine devlet yardımından yoksun bırakma yaptırımının uygulanabilmesine ilişkin kuralın yetersiz olduğunun altını çizen Sağlam, “Bu yaptırımın devletten yardım alma koşullarına erişmemiş olan bir partiye nasıl uygulanacağı belirsizdir. Bu yaptırımın düzenlenmesinde parti yasakları yönünden bir tutarlılık sağlanmış değildir. Tehdit ve tehlike ölçütü kapatma yaptırımının uygulanmasını zaten sınırlayacaktır. Kapatma yaptırımı dışında kalan yasakların yasa koyucu tarafından eylemin ağırlık derecesine göre, farklı yaptırımlara bağlanması öngörülebilir. Bunun dışında parti kapatmayı zorlaştırma bahanesi altında anayasanın değişmez ilkelerinin içini boşaltmaya yönelik anayasa değişikliklerine gitmeye çalışmak, sivil bir darbeye anayasal bir zemin hazırlamak anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi böyle bir girişime izin vermez” diye konuştu.


'Anayasa Mahkemesi üyelerini TBMM seçmeli'


Sağlam, yargı organının oluşumunda siyasal iktidarın rolünü arttırarak bağımsızlık ya da tarafsızlık sağlanamayacağını vurguladı. AB organlarının Türkiye’ye ilişkin izleme raporlarında ve yargı düzenine ilişkin istişarî ziyaret raporlarında ısrarla tavsiye edilenin bir anayasa değişikliği yapılması ve bu değişiklikle Adalet Bakanı müsteşarının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğinden çıkarılması olduğunun altını çizen Sağlam, “Bu ısrarlı talep, Avrupa standardının ulaştığı noktayı belirlemesi bakımından anlamlıdır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin önemli bir bölümünü yasama organına seçtirmek, bu mesajı görmezlikten gelmektir. Bu girişim, çoğunluğun politik iktidarını denetleyecek bir organı çoğunluğa bağımlı duruma getirmekten başka bir sonuç doğuramaz. Bu da Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devletinin güvencesi olma işlevini ortadan kaldırır ve değişmez bir ilke olan hukuk devletinin ihlali sorununu gündeme getirir” dedi.

 

‘AKP’nin tutumu antidemokratik’

Anayasa Hukukçusu Doçent Doktor Korkut Kanadoğlu, AKP iktidarının anayasa değişikliği için izlediği yolun demokratik usullere uygun olmadığını söyledi. Anayasa değişikliklerinin belirli hukuksal ve siyasal gereklere uygun olması gerektiğini belirten Kanadoğlu, “Anayasa değişikliklerinin hukuksal olarak geçerliliği, Cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştirmemesi ve işlevsizleştirmemesi koşuluna bağlıdır” uyarısında bulundu.

Anayasa değişikliklerinin, siyasi açıdan değişikliklerin meşruluğuna önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kanadoğlu, “Anayasal hukuk, tek taraflı siyasi yönlendirmenin ve sosyal biçimlendirmenin aracı olarak ne denli yoğun kullanılırsa, devlet yetkilerinin meşruluğu da o ölçüde aşınır. Bu bağlamda anayasa koyucunun demokratik meşruluğunu sağlayan temel unsurlardan biri, onun demokratik usullere bağlılığıdır. Açık ve şeffaf bir usul, bu değişikliklerin kabul görmesi için asli bir kaynaktır. Şu ana kadar izlenen usul, bu özellikleri göstermemektedir” dedi. Kanadoğlu, “saf milli irade teorisini” savunan AKP iktidarının, kuvvetler ayrılığına ve anayasallık denetimine kuşkuyla yaklaştığına, AKP iktidarının dar kapsamlı yetkileri olan bir anayasa mahkemesini tercih ettiğini, bu yaklaşımında çoğulcu ve dengeli bir demokrasi anlayışıyla çeliştiğini söyledi.

 

Yargıya müdahale uyarısı

Anayasa yargıçlarına demokratik meşruluk kazandırmanın en basit yolunun yargıç seçimine yasama organının da dahil edilmesi olduğunu belirten Kanadoğlu, “Ancak işlevi anayasallık denetimiyle sınırlı olan Anayasa Mahkemesi’nde çoğunluğu oluşturacak sayıda yargıcın seçiminde bu yöntemin kullanılması, seçimlerde hukuksal yeterlilik yerine siyasi kaygıların ön plana geçmesine yol açacaktır. Bu durumda da anayasa yargıçları, yargısal faaliyetlerini icra ederlerken kendilerini seçen siyasi organlara bağlı hissedebileceklerdir” diye konuştu.

Anayasa yargıcının faaliyetine meşruluk katan, Meclis tarafından seçilmesinden çok, yargıç bağımsızlığına ve güvencesine sahip olması olduğunu dile getiren Kanadoğlu, “Anayasal demokratik sistemde yerine getirdiği tarafsız yargı işlevi, Anayasa Mahkemesi’ne meşruluk katan asıl belirleyici unsurdur. Buna göre anayasal sistem içinde Anayasa Mahkemesi’nin tarafsız konumuna zarar vermeyeceği noktasında toplumsal bir uzlaşmaya varılması koşuluyla TBMM, anayasa yargıçlarının seçimine katılabilir. Belirli sayıda Anayasa Mahkemesi üyesinin parlamento tarafından seçiminin öngörülmesi halinde bile nitelikli bir çoğunluğun ve oranlı bir temsilin aranması yerinde olacaktır. Bu orana göre meclisteki çoğunluk, Anayasa Mahkemesi’ndeki yerleri tek taraflı olarak kendi belirleyeceği kişilerle dolduramaz” dedi.

Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin, anayasa şikâyeti gibi konularda da yetkilendirilmesi ve olası iş yükünün adil ve dengeli bir şekilde dağılımının sağlanması koşuluyla dairelere bölünmesi ve mahkemeye yapılan başvuruların ilk incelemesini sonuçlandırarak gerektiğinde davanın geçersizliğine karar verecek komisyonların oluşturulmasının yararlı olacağını söyledi.

Kanadoğlu, siyasi partilerin kapatılması kararının siyasi iktidara bırakılmasının demokratik yaşamda ciddi tehlikelere yol açacağı uyarısında bulundu. Kanadoğlu, “Aday belirleme başta olmak üzere parti içi demokrasinin, devlet yardımındaki fırsat ve siyasal temsildeki cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve uygulanmasına yönelik bir düzenleme getirilmeksizin yalnızca parti kapatmayı zorlaştırmanın öngörülmesi, eksik ve iyi niyetten uzak bir girişim olarak algılanır. Üstelik kapatma davasının açılmasının, siyasal iktidarın inisiyatifine bırakılması ve kapatma yaptırımının sadece şiddeti özendirme ve kullanma koşuluna bağlanması, demokrasiye yönelik somut tehdit ve tehlikelerin önlenmesinde hukuksal açıdan zaaf yaratabilir. Anayasa ve milletlerarası hukuktan doğan bir yükümlülük olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının esas alınması, bu konudaki sorunların çözümüne katkı yapacaktır” diye konuştu.



SP Genel Başkanı Prof. Dr. Kurtulmuş: Değişiklik sonuçsuzluğa mahkum edildi


‘Anayasa dayatılamaz’

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, yurttaşların büyük bir çoğunluğunun beklentisinin tam demokrasi sağlayacak, özgür ve yeni bir Anayasa metni oluşturulması olduğunu belirterek, kısmı bir değişikliğin beklentileri karşılamayacağını söyledi. Kurtulmuş, Cumhurbaşkanlığı görev süresinin 7 yıl olması, milletvekilliği süresinin 5 yıl olarak yeniden düzenlenmesi konularının Türkiye’nin öncelikli sorunları arasında yer almadığını vurguladı.

Kurtulmuş, “Türkiye’nin kısmı değil, kökten yeni bir Anayasa değişikliğine ihtiyacı var. Anayasa değişikliğinde iki konunun tartışılması zaruridir. Birincisi nasıl bir anayasa hazırlayacağız? İkincisi ise anayasayı hazırlama mantığımız ne olacak? Bu güne kadar Anayasa değişiklikleri ya askeri ihtilaller tarafından ya da AB emretti diye yapılmıştır. Ülkenin gerçek ihtiyaçları dikkate alınmalıdır” dedi. Yeni anayasa metninin devleti değil, yurttaşları güçlendirmesi gerektiğinin de altını çizen Kurtulmuş, “Milleti güçlü, milleti özgür, refah seviyesi yüksek bir ülkede yeniden büyük Türkiye hedefine ulaşmak istiyoruz. Ayrıca ‘hükümet nedir?’ sorusu yanıtlanmalıdır” diye konuştu.

Anayasanın Türkiye topraklarında yaşayan bütün yurttaşların eşitliğini sağlaması gerektiğini de kaydeden Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü serbestisine ilişkin iptal kararının anayasa değişikliği konusunu kördüğüm haline dönüştürebileceğini söyledi. Kurtulmuş, konuya ilişkin özetle şunları dile getirdi:
“Anayasa Mahkemesi Parlamento’nun üstünde bir senato konumuna getirilmiştir. Daha doğrusu Anayasa Mahkemesi kendisini böyle bir konuma yükseltmiştir. Yani bu Parlamento ne yasa çıkarırsa çıkarsın, Anayasa Mahkemesi istemezse olmaz. Parlamento’nun tamamı ittifak ederek bir maddeyi değiştirse dahi bunlar Anayasa Mahkemesi’nden geri dönebilir. Hükümete ve Başbakan’a tavsiyede bulunmak istiyorum. AKP’nin eline büyük bir imkân geçmiştir. Anayasayı toptan, ciddi bir şekilde revize etmek ve milletin istediği demokratik ve ileri bir anayasayı yapmaktır. Ancak, hükümete tavsiyem şudur: ‘Asla ve asla kendi metninizi, çalışmanızı millete dayatmayın.’ ‘A partisinin B partisinin’ değil milletin anayasası ortaya çıksın.”

 

TBB Başkanı Özok

‘Biat kültürüyle çağdaş bir anayasa olmaz’

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, “İtaat, biat ve töre kültürünün çağdaş bir anayasa ortaya koymasının çok güç” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin koltuk değneğiyle yürüyen bir hukuk devleti haline geldiği” değerlendirmesini yapan Özok, yargı bağımsızlığının üzerine fazlaca gidilmesi nedeniyle Türkiye’de güvensiz bir ortamın oluştuğunu belirtti. Türkiye’de geçmiş anayasalara kefil olanların dahi kendi eserlerini savunamaz hale geldiklerini, toplumun sürekli anayasa yapma ve anayasalardan şikâyetçi olmasının, övünülecek bir durum olmadığını söyleyen Özok, TBB’nin düşündüğü ve amaçladığı anayasal düzenin, özellikle son zamanlarda ortaya atılan anayasa değişiklikleri özlemi ile ilgili olmadığını belirterek şöyle devam etti:

“Ben hiçbir kurum ya da siyasi partiyi önüme hedef olarak koymuyorum, ancak şunu belirtmem gerekir ki itaat, biat kültürü ile töre kültürünün kıskacında düşünen ve hareket eden kişilerin çağdaş bir anayasa benimsemesi, ortaya koyması, çağdaş bir hukuk normunu yaratması çok güç. Bizim anayasa değişikliğinden beklediğimiz, daha çağdaş, kuvvetler ayrılığı ilkesini tam anlamıyla yaşama geçiren, özellikle yürütmenin etkisinden kurtarılmış güçlü bir yargı ile yargının üç unsurunun net bir biçimde belirginleştirildiği, temel hak ve özgürlükler yanında sosyal hakları da içeren, demokrasinin eksiksiz yaşama geçmesini sağlayan, toplumsal barış başta olmak üzere huzur, güven ve istikrarı amaçlayan sivil, demokratik hayatı hedefleyen bir anayasal düzendir. Milletvekili dokunulmazlığının çağdaş dünya uygulamaları örnek alınarak yeniden düzenlenmesi, Adalet Bakanlığı’nın yargı erki üzerindeki etkinliğinin giderilmesi gibi konuların da gündeme getirilmesinin hukuk devleti açısından olumlu olacağına inanıyorum.”

Özok’un değerlendirmeleri özetle şöyle:

Bireysel başvuru: Anayasa şikâyeti olarak tanımlanan bu düzenlemenin yargıda yapılabilecek gerçek bir reformun anahtarı olabileceğine inanıyorum. Çünkü temel hak ve özgürlüklerin normatif etkisini dikkate almayan bir yorum ya da uygulama, ancak anayasa şikâyeti ile düzeltilebilir. Ülkemizde genellikle sorun yasa hükümlerinde değil, hükümlerin anayasaya aykırı uygulanışında kendini göstermektedir.

 

Türkiye milletvekilliği: Seçim sistemindeki adaletsizliğin yalnızca Türkiye milletvekilliği ile düzeltilebileceğini sanmak yanlış olur. Öncelikle ülke seçim çevresi dışında kalan milletvekillerinin seçim çevrelerine özgülenmesi dengeli bir temsili yansıtacak şekilde düzenlenmelidir. İkinci olarak ülke seçim barajını yüzde 10 ve siyasal partilere yapılacak devlet yardımını yüzde 7 olarak sınırlayan barajların mutlaka makul bir düzeye çekilmesi gerekir. Üçüncü olarak da kadınların parlamentoda temsilini sağlamak üzere makul ölçüde pozitif ayrımcılık uygulaması gerekmektedir.

 

Siyasi partilerin kapatılması: Avrupa Konseyi tarafından hukuk yoluyla demokrasi komisyonu adıyla görevlendirilmiş olan ve Venedik Komisyonu olarak anılan bu kurulun, siyasi partiler konusunda yaptığı çalışmaların yer aldığı rapordaki yasaklama ilkelerini yalnızca şiddet uygulayan ve şiddeti savunan partilerle sınırlı göstermeye çalışmak, gerçeğin üstünü örtmekle eşanlamlıdır. Çünkü bu raporda şiddetin yanında “ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük” de aynı bağlamda değerlendirilmektedir. Laiklik dinsel hoşgörüyü sağlayan, somutlaştıran ve güvence altına alan bir ilkedir. Siyasal partilerle ilgili halihazırdaki anayasal ve yasal düzenlemelerde Venedik Kriterleri’ne aykırı bir durum yoktur. Kapatma yaptırımı yerine devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yaptırımını uygulama kuralı belirsizdir ve ihtiyacı karşılamaktan uzaktır.

 

Ombudsmanlık: TBB olarak ombudsmanlık kurumuna, altyapısının iyi oluşturulması gerekçesiyle sıcak baktık. Ancak yargının yerine geçebilecek bir kurum olarak düşünülmemeli, yargının yükünü hafifletecek bir işleve sahip olmalıdır.