Ergenekon'da 91. duruşma

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen Ergenekon davasının 91. duruşmasında Yaşar Arslanköylü ile Tanju Okan'ın savunmaları tamamlandı.

26 Mayıs 2009 Salı, 07:12

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından görülen Ergenekon davasında, ''Kuvayı Milliye 1919 Derneği'' Adana ve Mersin eski il başkanları Yaşar Arslanköylü ile Tanju Okan'ın savunmaları tamamlandı.

 

Yaşar Arslanköylü savunmasında, doğum yeri Arslanköy'ün Mersin'de Kuvayı Milliye hareketinin çıktığı ilk yer olduğunu belirterek ''Bu, Kuvayı Milliye 1919 Derneği'ne sempati duymama neden olmuş olabilir'' dedi.

Derneğin Mersin Şubesi'nin 2007 yılındaki açılışına gittiğini ve kendisine temsilcilik belgesi verildiğini belirten Arslanköylü, ''Bundan haberim yoktu. Sadece iftar yemeği olarak düzenlenen açılış törenine gitmiştim. Ama üye de oldum böylece. Daha sonra Adana temsilciliği açmam teklif edildi. Uzun süre ısrar edilince temsilciği kabul ettim ve derneğin açılışını yaptım'' diye konuştu.

Derneğin kurucu başkanlık görevini yaklaşık 1 yıl sürdürdüğünü, ancak bir fabrikada vardiyalı olarak çalışması nedeniyle dernek binasını kiralamasına rağmen asla faaliyete geçiremediğini anlatan Arslanköylü, daha sonra da dernekten istifa ettiğini kaydetti.
Arslanköylü, ''Aşırı siyasi uçlarda hiç bir zaman yer almadım. Yasa dışı her türlü faaliyete karşıyım. Fikri Karadağ'ı Mersin Şubesi açılışında tanıdım. Kendisiyle özel görüşmemiz, samimiyetimiz olmadığı gibi herhangi bir fikir telkininde de bulunmadı bana. Hüseyin Görüm'ü de aynı açılışta tanıdım. İstanbul'a hayatım boyunca gelmemiştim. İlk kez tutuklu olarak getirildim. Bugüne kadar Ergenekon diye bir terör örgütünün adını duymadım'' diye konuştu.

Çapraz sorgusunda bir telefon görüşmesi hatırlatılarak, ''Konuşmada 'meclise yürünmek' istendiğinden bahsediliyor. Kimler meclise yürümek istedi?'' sorusu üzerine Arslanköylü, Kuvayı Milliye 1919 Derneği'nin Anıtkabir ziyareti kapsamında bu yürüyüşün yapılmak istendiğini, ancak Dernek Genel Başkanı Fikri Karadağ'ın bunu kabul etmediğini savunarak, ''Meclis'te basın açıklaması yapalım' denildi. Polis de zaten kabul etmedi, yapılmadı'' dedi.
 

''4 tane kalın kitap verdiler"

Tutuksuz sanık Tanju Okan da savunması öncesinde Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, ''Hakkındaki suçlamaları biliyor musun?'' sorusu üzerine, iddianameye ilişkin, ''Bana 4 tane kalın kitap verdiler. Yalan olmasın, okumadım onları'' cevabını verdi.
Bunun üzerine, Şengün de, ''Okumadığın yerleri sana okuyalım o zaman'' diyerek, Okan hakkında iddianamede yer alan suçlamaları okudu.

Daha sonra savunmasına başlayan Okan, bir arkadaşının ısrarı üzerine Kuvayı Milliye 1919 Derneği'nin şube başkanı olduğunu, işleri dolayısıyla da dernekle ilgilenemediğini anlattı.

Bunun üzerine derneğin eşyalarını sattığını, elektrik ve su borcunu ödediğini savunan Okan, bunların makbuzlarını da kötü niyetli kişilerin eline geçmemesi amacıyla kargoyla İstanbul'daki dernek merkezine gönderdiğini söyledi.

Okan, ''6,5 lira kargo parasını ödemeyip bunları geri göndermişler. Ben de kargo parasını ödeyerek tekrar İstanbul'a gönderdim'' dedi.

Tanju Okan, evinde ele geçirilen silahın yeğenine ait olduğunu, yeğeninin bir kavgaya karıştığını öne sürerek, '' Ben de bunun üzerine başını belaya sokmasın diye silahı aldım eve getirdim. Daha 3 aylık bebeği vardı çünkü'' dedi.

 

Savcının koruması gereken kurum TSK değildir

'Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük, ''Savcının koruması gereken kurum TSK değildir. Savcının koruması gereken kurum, o da varsa Türk adaletidir. İstifa ederse Türk adaletine büyük katkı yapacaktır'' dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada ifadesi alınan tutuksuz sanık Ayhan Çelik, Erzurum'da 13 yıllık memur olarak çalıştığını, sanıkları tanımadığını ve İstanbul'u bilmediğini söyledi.

Suçsuz ve günahsız olduğunu ifade eden Çelik, ''Ne işim olur benim bu yanlış işlerle? Dava nedeniyle İstanbul'a geliş gidişim 140 milyonu, yemek masrafım da 100-150 milyonu buluyor. Ergenekon soruşturması geçirdiğim için ev sahibi evden çıkarmak istiyor. Memurluk işini zor buldum, kaybetmek istemiyorum. Suçsuz yere bu düzenin bozulmasına izin vermeyin'' şeklinde konuştu. Akrabaları Muhammet Yüce ve Selim Akkurt ile yaptığı telefon konuşmalarının yanlış anlaşıldığı öne süren Çelik, ''Devletimin ekmeğini yiyen bir insanım, devletimle ne sorunum olabilir ki?'' dedi. Muhammet Yüce ile Coşkun Çalık arasında yapılan suikast içerikli konuşmalarda, ''Fuçi'' lakabıyla kendisinden bahsedildiğinin hatırlatılması üzerine de Çelik, ''5 dakikası bir kontör. Zaman da boldu. Boş boş konuşulmuş sözler bunlar'' diye konuştu. Çalık'ın küfürlü konuşmaları, savcı Mehmet Ali Pekgüzel tarafından okundu. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün, ''Memurlarla küfürlü mü konuşuyorsunuz?'' diye sorması üzerine Çelik, özür dileyerek, ''Yöresel konuşma. Küfür etmeden daha seviyeli konuşabilseydik. Boş konuşma bunlar'' dedi. Başkan Şengün de bunun üzerine ''Dünden beri burada boş konuşmaları dinliyoruz'' ifadesini kullandı.
 

Oktay Yıldırım

Çelik'in ifadesinin ardından duruşmada taleplere geçildi. Duruşmada söz alan Oktay Yıldırım, 22 Mayıs tarihli duruşmada savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in verdiği mütalaayı eleştirdi.
Yıldırım, savcının mütalaasında, Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarına ilişkin video görüntüsünün yer aldığı CD'ye montaj yapıldığını ima ettiğini, CD'deki konuşmaları tek tek not aldığını, başkalarına da dinlettiğini kaydetti. Savcı Pekgüzel'in, CD'deki ''Ergenekon'' kelimesini ve küfürleri duyamadığını belirttiğini hatırlatan Yıldırım, bunun üzerine CD'yi yeniden duruşma salonunda izletmek istedi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise bu görüntü daha önce duruşma salonunda izletildiği için Yıldırım'a izin vermeyerek, ''Birinci, ikinci, beşinci kez dinletseniz, duymayan insana bunu duyuramazsınız'' dedi.
 

Veli Küçük

Tutuklu sanık, emekli Tuğgeneral Veli Küçük de 66 yaşında olduğunu belirterek, ''Bu davanın bittiğini görebileceğimi hiç sanmıyorum. Bu düzmeceler ortaya çıkacak derken öyle garabetler oluyor ki. Sanki bu davayı Türk adaleti yönetmiyor'' diye konuştu. Küçük, Kandıra'da cezaevindeyken Savcı Zekeriya Öz'ün Vatan Bölükbaşoğlu'nun yanına giderek teklifler yaptığını iddia ederek, savcının yaptığı ziyaretin kaydının olamayacağını söyledi. Bölükbaşoğlu'nun cezaevindeyken Abdullah Arapoğulları'na kişiye özel damgalı bir şekilde gönderdiği ve içinde ''ne istiyorlarsa onu yap'' şeklinde ifadelerin yer aldığını belirttiği mektubun bir ibret belgesi olduğunu kaydeden Küçük, bu mektubun her duruşma başında ve sonunda okunmasını istedi. Küçük, yine savcının ''Osman'ım'' kelimesini kullanmadıklarını söylediğini, bu kelimenin bant kayıtlarında bulunduğunu ifade ederek, bu kelimenin geçtiği gizli tanık 9'un ifade tutanağını mahkemeye gösterdi.
 

''TSK'yi istismar edenler''

''Asıl suç duyurusunun savcılar için yapılması gerektiğini'' öne süren Küçük, ''Savcılar koruma altında olduğu için bizim yapmamıza gerek kalmadı'' dedi. Her kurum ve kuruluşta suça karışanlar olabileceğini, bu kişilerin kurum içinden atıldığını, TSK'nın da bunu yaptığını dile getiren Küçük, şöyle devam etti: ''Savcı mütalaasında, 'Türk ordusunu korumak, TSK'yı istismar edenlere mi kalmıştır?' derken, davada yargılanan ordu komutanından astsubayına kadar hepsini istismarcı olarak gösteriyor. TSK'da da yanlış yapanlar kulağından çekilir, atılır. YAŞ toplantılarında direnenler olur, birileri imza atmaz. YAŞ kararları yargı denetimine açılsın diye. Çünkü orada çürükler barınamaz. Amerika'daki Bahai şeyhi öyle istiyor.''

''Olmayan bir örgütün TSK içinde faaliyet gösterdiği iddiasının TSK'ya yapılan bir iftira ve hakaret olduğunu'' savunan Küçük, savcıdan, ''sözde TSK'' yerine ''TSK içinde oluşan sözde örgüt'' deyimini kullanmasını beklediğini kaydetti. Savcı Pekgüzel'in beyanında, TSK'yı istismar edenlerin kendileri olarak gösterildiğini belirten Küçük, ''Savcının koruması gereken kurum TSK değildir. Savcının koruması gereken kurum, o da varsa Türk adaletidir. İstifa ederse Türk adaletine büyük katkı yapacaktır'' şeklinde konuştu.

''Ben evimde ihtilal yapamadım''

Küçük, 17 aydır tutuklu olduğunu ifade ederek, tutukluluğunun devamına gerekçe gösterilen kuvvetli suç şüphesini öğrenmek istediğini söyledi. ''Azerbaycan'da ihtilal yapacağı'' iddiasına değinen Küçük, ''Ben evimde ihtilal yapamadım'' dedi. Siyasi görüşü olduğunu belirten Küçük, Türk milliyetçisi ve Atatürkçü olduğunu vurguladı.