İlk AIDS virüsü insana sanılandan daha önce bulaşmış

Sanılanın aksine AIDS virüsü insana ilk kez 1931 değil 1908 yılında bulaşmış. Sonuç, çeşitli HIV varyantlarını ve maymunlardaki benzeri olan SI virüslerinin genetik yapısını inceleyen Michael Worobey ve arkadaşlarına ait.

22 Ağustos 2008 Cuma, 13:41

En sık görülen HIV tipi olan HIV-1’in genetik yapısındaki çeşitlilik 1960’lı yılların başından itibaren çok büyük. Bu da virüsün insana sanılandan otuz yıl önce bulaşmış olması gerektiğini gösteriyor. Fakat daha ender görülen HIV-2 türü gerçekten de ilk kez 1930’lu yıllarda bulaşmış maymundan insana. Bu virüs eski tahminlerin aksine milyonlarca yıl önce değil birkaç yüz yıl önce maymunlara bulaşmış olan bir SI virüsünden türemiş. İncelenen örnekler arasında 1960 yılından beri Kinshasa Üniversitesi’nde saklanan bir lenf dokusuna ait malzeme de bulunmakta.

Dokunun içinde HIV-1 tipi virüs bulunmakta ve bu 1976 yılındaki kanıttan önceki ilk örnek. O zamanki genetik çeşitlilik, virüsün DNA’sını 1959 yılında alınan bir kan örneğiyle karşılaştıran Marlea Gemmel tarafından fark edilmişti. Günümüzdeki HI virüsü verilerinin yardımıyla bilim kadını insandaki ilk HIV-1’in ilk olarak ne zaman geliştiğini bile hesaplayabilmiş. HIV-2 virüsünün gelişimi de sanılandan farklı diyor Worobey ile çalışan diğer bir araştırmacı. Joel Wertheim özellikle de HIV-2’nin “öncüsü” olan SIV köküyle ilgilenmekte.

Bu virüsü taşıyan maymunlarda hiçbir zaman AIDS hastalığı gelişmediği için araştırmacılar bir milyon yıl kadar birlikte yaşayan maymunların ve virüslerin “birbirlerine alışmış olduklarını” düşünüyorlardı. Fakat Wertheim şimdi yeşil vervet maymunu, mangabey maymunu ve makaklardaki SI virüslerini karşılaştırınca soyağaçlarının primatlarda olduğu gibi aynı yerlerde dallanmadığını görmüş.

Wertheim’ın verileriyle virüsün 19.yy’ın başında makaklara, yüz yirmi beş yıl sonra ise insanlara bulaştığı anlaşılmakta. HIV’nin kökeninin kesin olarak saptanması, iki nedenden dolayı çok önemli deniyor Science dergisinde. Nitekim bu virüsler hastalıkların ne şekilde ve ne sıklıkta insandan hayvana bulaştığını gösterirken, sonuçlar öte yandan HIV ve AIDS’in daha iyi anlaşılmasında yardımcı olmakta.