Tazminatlık İddianameler...

29 Mayıs 2009 Cuma, 05:48

Türkiye Barolar Birliği Başkanı, 57 Baro Başkanı ve 8 akademisyen, nisan ayının son haftasında Hukuk Devleti İçin Kamuoyuna Duyuruda bulunmuştur. Bu duyuru, son yıllarda yürütülen kimi soruşturmalarda ortaya çıkan hukuk ihlalleri karşısında hukukun hukukunu savunan, içinden geçilen dönemin Türk hukukçularına, yargının kurucu unsurlarından biri olan avukatların meslek örgütü olan Barolara yüklediği tarihsel sorumluluğun gereğini yerine getiren bir duyurudur. Bu yüzden siyasal değil, hukuksal bir içeriğe sahiptir.

Duyuru, zanlı-sanık, şikâyetçi-mağdur, davacı-davalı ayırımı yapmaksızın, bu sıfatı taşıyan herkesin hak arama özgürlüğünü ve savunma hakkını yasanın soyut kavramı olmaktan çıkarıp somuta indirgeyen bir hukuk abidesi olduğu kadar, her cümlesine kaynağını felsefeden almış, bu nedenle hukuk teknisyenliğinin dar sınırlarını aşan bir hukuk bilincinin sarsılmaz sağlamlığı sinmiş bir manifesto niteliğindedir. Bu nedenle, bu duyuruda 50 başlık altında toplanan ve hukuk devleti olmanın ölçütü olan ilkeler, salt hukukun evrensel ilkeleri olmanın ötesinde, insanın insanlaşma serüveninin de bir ifadesidir.

Çünkü insanlık ve uygarlık tarihi göstermektedir ki, insanın insanlaşması dik yürümesi (homo erectus) ile değil, haklar, özgürlükler ve kişi güvenliği konusunda verdiği amansız bir mücadele sonucu gerçekleşmiştir.

Bunu başaramayan insan, dik yürüse de, dünyanın pek çok bölgesinde görüldüğü gibi, henüz insanlaşamamış, tutunamayan (disconnectus erectus) insandır.

Bu duyuru, ülkemizde hukuklakanunun, hukuk devleti olmaile kanun devleti olmanın bir ve denk tutulmasına malolan bir zihniyetin yol açtığı tehlikelere işaret etmesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Somut örneğinin Avrupa Birliği müktesebatına uygun hale getirildiği savlanan yeni Ceza Yargılama Kanununa göre yürütülen soruşturmalar sırasında yaşandığı dikkate alındığında, ülkemizde hukukun kanunla iltibas edilmesine mal olan zihniyetin hukukamuhteva gerçekliğini kaybettirip onu nasıl bir formülve formalite düzenbazlığına indirgediği ibretle görülecektir. ABnin de dayatması ile hazırlanan 335 maddelik yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile hedeflenen hukuk, adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği”, “suçsuzluk karinesi”, “kişilik haklarının korunması”, “özel hayatın gizliliğigibi, Batının Engizisyon hukukuna karşı daha 1600lü yıllarda başlattığı ve bir dizi bildirilerle bugüne taşıdığı temel değerleri koruyan, onları kanunun şekilciliğine feda etmeyen hukuktur. Oysa durum tam tersi olmuştur.

Hukuku teknisyenliğin ötesine taşıyamamış uygulayıcıların elinde bu kanun, bırakınız bu değerleri korumayı, bu değerleri ayaklar altına alan bir haksızlığa, hukuksuzluğa alet edilmiştir.

Ölüme yatmış bir güneş insan Türkan Saylan, ülkesine ve ulusuna daha neler verebileceğinin hesabını yaptığı ölüm döşeğinde bu yasa ile taciz edilmiş, kafalarının çapı ve hayallerinin derinliği onun son arzularını kavramaya yetmeyen sıradan insanların elinde sözde yurttaşları keyfi uygulamalardan korumak için konulan bu yasa, siyasi intikam aracına çevrilmiştir. Beraatya da mahkûmiyetleri yargılama sonucunda belli olacak olan onlarca insan, neyle suçlandıklarını bile bilmeden, yargıç karşısına çıkarılmadan, aylardır cezaevinde tutulmaktadır.

Hukuk devletinde hiç kimse, hakkında hüküm verilmeden bu kadar uzun süre cezaevinde tutulamaz. Ya elde yeteri kadar kanıt yoktur, o takdirde derhal salıverilir, ya da elde yeteri kadar kanıt vardır, o takdirde hızla yargılama yoluna gidilir. Hem elde kanıt var deyip hem insanları 1.5-2 yıl yargıç karşısına çıkarmıyor, içerde tutuyorsanız, hukuk devleti olduğunuzu iddia edemezsiniz. Çünkü yargılama (muhakeme) faaliyeti ancak duruşma safhasına ilişkin olduğuna göre, bu durum, hükümsüz çektirilen bir mahkûmiyete bedeldir.

Yürütülen bir soruşturma nedeniyle gözaltına alma ve aramalarda çiğnenen usul kuralları, hükümsüz mahkûmiyete dönüşen tutukluluk süreleri, yalnız hukuk devletine değil, yargıya olan güveni de sarsmakta, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi, yargı hizmetlerinden yararlanan ulusumuza verilmiş bir teminatolmaktan çıkıp, yargıç ve savcıya tanınan bir imtiyaz olarak algılanmaktadır.

Yargıya güvenelim sözü, avukat, hâkim ve savcı odalarını süsleyen bir aforizma (özlü söz) değil, yargıdaki uygulamaların iç adalet sarayımızda depreme yol açmaması ile haklıkılınabilecek bir buyruktur (imperatif).Yargıya güven, yargıca güvenle başlar.Yargıca/savcıya duyulan güven, yargıya duyulan güvenin duyum eşiğidir. Bu eşik bir kez aşılmış, bir kez aşınmışsa, yargıya kanunilik (objektiflik) değil, sübjektiflik damgasını vuracaktır.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, yargı dünyamız son yıllarda güven sarsıcı uygulamalara sahne olmuştur. Bunun somut örneği, son yıllarda giderek artan tazminatlık iddianamelerdir.

Kimi savcıların iddianameleri, örneği görülmemiş şekilde tazminat davalarına konu olmaktadır. Şemdinlide bir kitabevine bomba atılmasına yönelik soruşturmayı yürüten dönemin savcısı, hazırladığı iddianamede kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesi ile eski bir DGM başsavcısına tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Soruşturma ve iddianamelerde hiç alışılmadık şekilde yalnız haklarında dava açılmış kişilerin değil, haklarında dava açılmamış, ancak bir telefon dinlemesine takılmış kişilerin de kişilik haklarına saldırılmakta, özel hayatın gizliliği, haberleşme özgürlüğü gibi temel haklar ihlal edilmektedir.

Tazminatlık iddianamelerin giderek artması karşısında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarihi bir yorumda bulunmuş, hazırladıkları iddianamelerde kişisel kusuru bulunan savcılar hakkında doğrudan kendilerine yönelik (şahsi) tazminat davası açılabileceğine karar vermiştir. Yüksel içtihadı olarak anılan bu karar doğrultusunda eski DGM Başsavcısı Mete Yüksel, iddianamesinde casuslukla suçladığı eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Saymana tazminat ödemekle sorumlu tutulmuştur.

Bu karar, hukuk ihlalleri ile dolu, içinde yalnız haklarında dava açılan kişilerin değil, haklarında dava açılmamış kişilerin de kişilik haklarına yönelik iddialar ortaya atılan Ergenekon iddianamesi için de emsal teşkil edebilecektir.

Bütün bu olumsuz koşullarda hukukun hukukunu savunan Baroların bu duyurusuna kulak vermesi gerekenler, bilir bilmez her telden çalmayı marifet sayan Ahmet Mithat Efendi gazeteciliğini kendilerine ilke edinmiş yandaş basının arpalık kumruları, televizyon tele-vizyon gezip fetva veren hukuktan başka her şeyle ilgilenmiş rüsum ulemalarıve bir de çocukluğundan, gençliğinden, öğrenciliğinden gelen kin, husumet, kıskançlık duyguları ile hemhal olarak yargıçlık ve savcılık mesleğine atanmış yargı mensuplarıdır.


İbrahim Türkeş/ Hukukçu, Felsefeci