İlahiyat Fakültelerinde Yaşanan Gelişmeler

02 Haziran 2009 Salı, 06:02

Son yıllarda, liyakatın yerine, kamu görevine atanmada dini referansın ölçüt olarak alınmasının yarattığı sorunlar, bir Türkiye gerçeği olarak ortadadır. Bireysel ve bu yolla toplumsal yaşam tarzının ve laik Cumhuriyet rejimi temellerinin değiştirilmeye çalışılması, bu sorunların başında gelmektedir.

2009-2010 eğitim öğretim yılında, öğrenci kontenjanlarında genel olarak yüzde 15 artış yapıldı. Devlet üniversitelerinde bu artış yüzde 14.5, vakıf üniversitelerinde ise yüzde 21i buldu. Geçen yıl ise yüzde 27 artış yapılmıştı. Bu yılki artışın bunun üzerine yapıldığı unutulmamalıdır. Sayılarla ifade edilirse, devlet üniversitelerinin kontenjanı 455 binden 534 bine; vakıf üniversitelerinin kontenjanı 67 binden 84 bine çıkarılmıştır. Ne var ki, bir anayasal kuruluş olan YÖKün, popülist yaklaşımlarla değil, bilimsel yöntemlerle kontenjanları belirlemesi gerekirken bu yapılmamıştır. Bir ön çalışma yapılıp farklı bilim dallarına olan işgücü gereksinmesi saptanmamıştır. Yeni kurulan üniversitelerin kurumsallaşma süreci beklenmemiştir. Üniversitelerde yeterli öğretim elemanı ve altyapı bulunup bulunmadığı dikkate alınmamıştır. Bir plan ve programa dayanmayan ve günlük isterlere göre yapılan artışlar, çelişkili sonuçlar vermekte ve üniversiteler arasında farklılıklar da yaratmaktadır. Asıl kaygı verici artış ilahiyat fakültelerinde yaşanmıştır. Son bir yıldır ilahiyat fakültelerindeki gelişmeler dikkat çekici boyuta ulaşmıştır. Bir yandan öğrenci kontenjanları çok büyük oranlarda arttırılırken diğer yandan da tüm ilahiyat fakültelerinde ikinci öğretime olanak sağlanmış ve bu fakülteler Arapçahazırlık sınıflarıyla donatılmıştır. Bu gelişmeler, yine Devleti ilahiyatçılar mı yöneteceksorusunu gündeme getirmektedir ve kaygıları arttırmaktadır.

Laiklikle bağdaşmıyor

Yurt düzeyinde çeşitli üniversitelere bağlı 23 ilahiyat fakültesi bulunmaktadır. Geçen yıl bu fakültelerin öğrenci kontenjanları yüzde 200den fazla arttırılmıştır. Bu yıl bunun üzerine yüzde 115lik bir artış daha yapılmıştır. 2008-2009 eğitim öğretim yılında 2610 olan kontenjan sayısı, 2009-2010 eğitim öğretim yılı için 5620ye yükseltilmiştir. En büyük artış da bu fakültelerin ikinci öğretiminde yapılmıştır. 11 fakültede ikinci öğretim yokken bu fakültelerde ikinci öğretim programı açılarak, bu programlara birinci öğretim kadar kontenjan verilmiştir. Birinci öğretimde kontenjan sayısı 2102’den 3185e çıkarılırken ikinci öğretimde 577den 2435e yükseltilmiştir. Böylece birinci öğretimin kontenjanlarındaki artış yüzde 51, ikinci öğretimdeki artışsa yüzde 322 olmuştur.

Gelişmeleri Öğretim Birliği Yasası ve anayasada öngörülen laik eğitim ilkesiyle bağdaştırmak olanaksızdır. Çünkü, anayasanın 174. maddesi uyarınca anayasal norm düzeyinde kabul edilen Öğretim Birliği Yasasının 4. maddesinde, ilahiyat fakültelerinin ancak yüksek diyanet uzmanı yetiştirmekamacıyla kurulmasına izin verilmiş; anayasanın 42. maddesinde de eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılması kurala bağlanmıştır. Eğitimin, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına uygun biçimde olması gerektiğine ilişkin kurala aynı zamanda l96l Anayasasının 2l. maddesinde de yer verilmişti. Madde gerekçesinde, anılan kuralın, “… bir zamandan beri tarihin akışını tersine çevirmeye çalışan gerici cereyanların ortaçağ metotlarıyla memleket gençlerine musallat olmasını önlemekamacıyla getirildiği belirtilmiştir.

Atatürk Devrimlerinin topluma maledilmesi, tartışma konusu olmaktan çıkarılıp birliği sağlayacak öğe olarak benimsenmesi, anayasanın kendine özgü niteliğidir. Anayasanın başlangıcı ile 2, 24, 42 ve 174. maddelerinde, devrim yasalarıyla kurulan düzenin sürdürülmesi ve Atatürkçü düşünce bütünlüğünün korunması için gerekli düzenlemelere yer verilmiştir. Bu bağlamda anayasal düzene dahil edilen Öğretim Birliği Yasasıyla tekli laik eğitimsistemi kabul edilmiştir.

Laik eğitim, dini referans almayan düşünce yapısına sahip yurttaşlar yetiştirmeyi ve bu yolla çağdaş toplum oluşturmayı amaçlar. Laik eğitimin bir başka amacı, iki tip zihniyete sahip yurttaş yetiştirilmesini önlemek ve böylece ulusal birliği ve toplumsal barışı sağlamaktır. Laik eğitim sisteminin korunup sürdürülmesinin yolu, bu eğitim sisteminde yetiştirilmiş, sistemi benimseyip içselleştirmiş Cumhuriyet kadrolarının yönetimde olmasından geçmektedir. İkili eğitim sisteminde yetişmiş kadroların yaratacağı çelişkili durumun rejime zarar vereceği açıktır. Anayasa Mahkemesinin 12.01.1971 günlü, 1971/3 sayılı kararında, bu husus şu sözlerle vurgulanmıştır: Çağdaş uygarlığın temeli, insanların davranışlarında, eylemlerinde aklı egemen kılmadır. Bunun yoluysa bilimsel çalışma yoludur; bu yolun kılavuzu olan ilke de bilimin insanların yaşamında gerçek yol gösterici sayılması ilkesidir. Bu ilkenin eylemli olarak uygulanabilmesi için toplumun yapısının kilit yerlerinde bilimsel gerçeği arayıp bulabilecek, uygulayabilecek ve bütün düşünce ve davranışlarında bilimsel gerçeğin isterlerinden ayrılmayacak kişilerin bulunması, bunun sağlanması için de bu nitelikte kişilerin yetiştirilmiş olması zorunludur.

Rejimi etkiler

Başka bir anlatımla, devletin sivil kadrolarına laik formasyon almış yurttaşların atanması zorunludur. Din adamı formasyonu alanların, diyanet dışında kamu kurum ve kuruluşlarında görev almaları, laik eğitimin özüyle bağdaşmayacağı gibi rejimin isterlerine de uygun düşmeyecektir. Dini referans alan eğitim düzeninde ise ister istemez, dini kurallarla yoğrulmuş düşünce yapısına sahip, aynı doğrultuda davranıp yaşamak isteyen yurttaşlar yetiştirilmektedir. Dini referans alan eğitim düzeninde yetişen bireylerin kendi alanları dışında kamu görevinde bulunması, rejimi ve toplumsal yapıyı etkileyecek boyuta ulaşabilecektir. Bu tür eğitimin oluşturacağı kültür farkının toplumsal ve kamusal alana taşınması, bu sonucu yaratacak niteliktedir. Bu nedenle, ilahiyat fakülteleri öğrenci kontenjanlarının din adamı ihtiyacının üzerine çıkarılması laik eğitim ilkesiyle bağdaştırılamaz.

Son yıllarda, liyakatın yerine, kamu görevine atanmada dini referansın ölçüt olarak alınmasının yarattığı sorunlar, bir Türkiye gerçeği olarak ortadadır. Bireysel ve bu yolla toplumsal yaşam tarzının ve laik Cumhuriyet rejimi temellerinin değiştirilmeye çalışılması, bu sorunların başında gelmektedir. Öğretim Birliği Yasasının amacına ve laik Cumhuriyetin isterlerine uygun olarak azaltılması gerekirken ilahiyat fakülteleri öğrenci kontenjanlarının arttırılması ile bu sürece katkıda bulunulmasının doğru ve yerinde olmayacağı açıktır.

Bülent Serim YÖK Üyesi