Kapat

Son Haberler

A+ A-

Sosyal hizmetler ve 'Manevi Bakım'

Yayınlanma tarihi: 23 Ağustos 2008 Cumartesi, 11:03

Bay Erdoğan ve profesörü düşünsünler bakalım "Atatürk'ü anlayamayanlar mı aymaz, yoksa anlayanlar mı?" Bir özürlü (bedensel ya da anlaksal) çocuğa, "Senin bu durumun, Tanrı'nın armağanıdır" diyen insana ne denebilir? Bay Erdoğan, vermelidir yanıtını.

8 Ağustos 2008 günlü Cumhuriyette, Sayın Fırat Kozokun bir haberi vardı: Sosyal Hizmetlerde Manevi Bakım. Başbakanlıka bağlı Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi, Prof. Dr. Ali Seyyarın Sosyal Hizmetlerde Manevi Bakım adlı bir yapıtını okumuş Sayın Fırat Kozok (Şefkatli Eller Yayınları). Prof. Dr. Seyyar, çocuk yuvalarında, cezaevlerinde, ıslahevlerinde, sığınma evlerinde, kadın ve çocuk mahkemelerinde, ilahiyat eğitimi görmüş bir manevi bakım uzmanı bulundurulmasını öneriyor. Bay Seyyar, bu kurumlara birer ruhbilimci ya da birer ruh hastalıkları uzmanı atanmasını istese, kimsenin bir diyeceği olamaz. Sayın Kozokun yaptığı alıntılarda, beni çok rahatsız eden salıklar (tavsiyeler) var. Temel eğitimden geçmiş her insanı ürpertecek bilgi zavallılığı içeriyor bu yapıt.

Bay Seyyar, özürlü (ben bu kavramı sevmiyorum, bedensel ya da ahlaksal engelli demeyi, daha uygun buluyorum) insanlarımızla (genellikle çocuklarımızla), manevi terapistlerin ilgilenmesini istiyor. Ruhsal sorunlar yaşayanları, imamların (ilahiyat eğitimi almış kimseler dediği bunlar) iyileştirmesini öneriyor. Özürlülere, Bu durumunuz bir hediyedir. Bu şekilde ölürseniz şehit sayılırsınız, cennete gidersiniz. Sabırlı olun diye öğüt veriyor. Kuşkusuz, önerdiği imamlar, engelli çocuklarımıza, İyi ki, böyle doğmuşsunuz ya da İyi ki, bu duruma geldiniz, sakın iyileşmeyin, doktor yardımı istemeyin, sabredin. Bu durumunuz, size, yüce Tanrının bir armağanıdır. Özürlü ölürseniz, şehit işlemi görürsünüz. Yeriniz, sorgusuz sualsiz cennettir diyecekler.

Şöyle bir düşündüm: Bay Seyyar, ruhsal sayrılıkları biliyor mu? Ola ki ruhbilimcidir! Genellikle, ruh sayrılıkları iki ana dalda incelenir. Psychosis (psikoz) ve neurosis (nevroz). Psikoz, kişide anlak (zihin) işleyişinin büyük ölçüde bozuluşu, kişilik değişimi ile görünen sayrılıklardır. Diyelim, beyinde organsal bozuk bir bölge (lesion: -lezyon- sayrılıklı değişim gösteren doku bölgesi) olmadığı halde, gelişen bir anlak (zihin) bozukluğu (fonktronal psychosis) vardır kişide. O kişinin anlağı, işlevsel bozukluk gösteriyor. İmam, bunu nasıl saptayacak? İşlevsel bozukluğun nedenlerini nasıl araştıracak? Hangi yöntemleri kullanacak? Tanrıbilimde, böyle bozuklukları çözümleyecek tek bir söze rastlayamazsınız. İmam, Bay Seyyarın önerisiyle, böyle bir kişiye, Sakın hekime gitme! İlaç falan alma! Tanrı, sana bir armağan verdi. Böyle öl ve şehit ol. Cennet önünde. Ne mutlu sana! diyecek, onun bir an önce ölmesini sağlayacak.

Ruhsal bozukluklar

Bir de, Korsakoffs Psychosis (Korsakof psikozu) var. İmgeleme dayanan anımsamalar, sanrılar, eski anıları sürekli yinelemeyle, zaman zaman kışkırtmalarla belirgin, zaman zaman birkaç sinirin iltihabının (polyneuritis, polinevrit) ve kansızlığın (anemia, anemi) eşlik ettiği ruhsal bozukluktur bu. Manevi bakım uzmanı imam, nasıl anlayacak Korsakof psikozunu? Hiçbir imam, imgeleme dayanan anımsamalarla yinelenen anıları ayıramaz. Bu da, bir öğrenim işidir. Bir imam, psikoz ile nevrozu nasıl ayıracak? Nevrozlarda, sinir dizgesinde bozukluk görülmez, ama çevresel gerilimler ve bilinçaltındaki çözüme kavuşmamış duyuların (his), dürtülerin ve düşüncelerin yarattığı ruhsal bozukluklar görülür.

Sinirsel bozukluklar

Kişinin uğraşına bağlı olarak, bir organın işlevini yapamamasından kaynaklanan sinirsel bozukluklar da (occupational neurosis) vardır. Örneğin, tek parmakla daktilo yazdığım için, sağ elimin işaret parmağının birinci boğumunda fıtık oldu. Sinirlerim bozuldu. Saygın dostum Operatör Dr. Mehmet Altınok, cerrahi bir işlemle sağlığımı kazandırdı bana. İmam, ne yapacak bu durumda? Keşke, bütün parmakların puç olsa! Doğru cennete gidersin! mi diyecek? Traumatik neurosis (travmatik nevroz) de vardır. Sorumlusu, kesinlikle, Atatürk değildir! Fiziksel bir zarar gören kişide görülür bu ruhsal bozukluk. İmam, gözünü çalı çizmiş sana ne salık verecek? Sakın hekime gitme! O çalı, sana Allahın armağanıdır. Sabret! Bir an önce öl ve şehit ol! Cennette yerin hazır! mı diyecek?

Bay Seyyarın en korkutucu bakımı da şu: Her şeyin kader planında cereyan ettiğini esas alan model (yani manevi bakım, tanrısal örnek), bakıma muhtaç kişilere, içinde bulundukları duruma havf (korku) ile reca (rica, dileyiş, dilemek, dilek) duygularıyla bakmalarını, yani Allahın sevgisinden ve emniyetinden (güvencinden) mahrum (yoksun) olma korkusu ile ona tevekkül (yazgıya boyun eğme) ve teslimiyet (kendini verme, teslim olma, boyun eğme), ümit beslemenin en akıllı yol olduğunu tavsiye eder. Eleştirileri önlemek için de, tıbba başvurmayı ve dünya nimetlerini dışlamamayı anımsatıyor. Düşünülmesi bile, çağdaş insanı ürkütüyor bu manevi bakımın. Yazgıya boyun eğeceksiniz, Tanrıya bırakacaksınız kendinizi! Bu da temel örnek olacak! İyi de, Bay Seyyara sormak isterim: Her şey, yazgı tasarınca akıp gidiyorsa, 19 Mayıs 1919da, Tanrının bize Mustafa Kemali armağan ettiğini, neden düşünmüyorsunuz? Bu büyük armağanın yolu size dikenli mi geliyor? Cinlerle işiniz ne? Manevi bakımınızı cinler mi yapacak?

Bay Seyyar, Türkçeye de yabancı. Cinler, dumansız ateş alevinden yapılmıştırdiyor. Dumansız ateş alevi diye, Türkçe bir kavram yoktur. Veccane halakna min kablu minen nârı (Hicr suresi, ayet 27), Ve cinleri (cinlerin babasını) yarattık kor ateşten diye çeviririz.

Cinlerin ne işi var toplumsal hizmetlerde bilemem, ama yeri olsa, bu varlıkların babasının İblis (Şeytan) olduğunu kor ateşin de, Şeytanla Tanrının Âdem üzerine tartışmalarında belirtildiğini (Arâf 12, Hicr 33, Sâd 76) ayrıntılarıyla anlatırdım. Yerden amacım da, konunun gereksizliğidir. Kuranda koca bir Cin Suresi var. Atatürk Devrimini yaşamış Anadoluda, 2008 yılında, Süleymanın ordusundaki asker cinleri mi (Neml 17), Süleymanın türlü işlerde kullandığı emekçi cinleri mi (Sebe 12) anlatalım: Bilimsel devrimi 17. yüzyılda yapmış Batının karşısındaki durumumuz belli oluyor. Bir Prof. Dr. nelerle uğraşıyor? Bu cinler, vahiy hırsızlığı da yapmışlardır. İnsanlarla cinlerin çoğu, cehennem için yaratılmışlardır. Bay Recep Tayyip Erdoğanın, karşıtlarını eleştirirken söylediği Gözleri var ama görmezler, kulakları var ama işitmezler sözleri, cinlerle insanlardan söz eden bir ayetten (Arâf 179) alınmıştır. Ayetin sonu şöyle: İşte bunlar, hayvanlar gibidirler. Hayır, daha da şaşkındırlar. Aymaz olan da, bunların ta kendileridir. Bay Erdoğan ve profesörü düşünsünler bakalım:

Atatürkü anlayamayanlar mı aymaz, yoksa anlayanlar mı?” Bir özürlü (bedensel ya da anlaksal) çocuğa, Senin bu durumun, Tanrının armağanıdır diyen insana ne denebilir? Bay Erdoğan, vermelidir yanıtını.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler