"Nükleerin asıl amacı bomba üretmek"

Yenilenebilir enerji denince akla gelen ilk isim Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar. Türkiye'nin ''Rüzgâr Atlası''nı hazırlayan Uyar, ülkede rüzgârdan iki katı fazla elektrik üretilebileceğini ilk kez söyleyen isim ayrıca. Sırf bunu söylediği için de tehditler almış, iş öyle bir boyuta gelmiş ki, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenen projeyi hazırladığı için de iş akdi feshedilmiş. Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği'nde dersler veren Uyar, geleceğe çevreci mühendisler yetiştirerek insanlığa büyük katkı sağlıyor.
Yayınlanma tarihi: 9 Haziran 2009 Salı, 21:02

Türkiye Çevre Platformu Koordinatörü ve EUROSOLAR Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, sadece 7.5 milyon liralık bir yatırımla fosil yakıtların kullanımından tasarruf edilebileceğini vurguluyor. 7.5 milyon liralık bir maliyetle kurulacak bir tesiste sadece enerji ampulleri üretilmeli ve bu tüm yurda ücretsiz dağıtılmalı, diyor. Sonuç ise ülke ekonomisine 4.5 milyar liralık katkı demektir, deyip bu rakamın defalarca altını çiziyor.


“Küresel hapishane”

- Yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji nedir? Aralarında ne gibi farklılıklar vardır?

- Yenilenebilir enerji her gün emre amade olan, bugün bir kısmı kullanılsa dahi yarın gene o boşluğu dolduran ve sürekli yararlanılabilen enerjidir. Yani rüzgâr… Tekrarlanabilir bir enerji olan rüzgâr bugün de eser, yarın da devamlı var olan bir enerji kaynağıdır. Ama kömür veya petrolü ele aldığınızda, onlar milyonlarca yılda oluşmuştur. Bu kaynakların alınıp tüketildiği zaman yenilenebilmesi için milyonlarca yıl geçmesi gerekiyor. Bu dönüşümü insan ömrüyle kıyaslayamazsınız bile. İşte güneşin, rüzgârın en büyük farkı, her gün kendini yenileyebilmesidir. Doğalgaz petrol tüketimi devam ettikçe Dünya “küresel hapishane”ye dönüşüyor. Atmosferin içindeki yaşam sürdürülebilir olmuyor. Sürdürülebilir enerji ise bir sistem ve onun çevresiyle ilişkilidir.


“Rüzgar Atlası’nı hazırladığımız için iş akdim feshedildi”

- Türkiye’de enerji çoğunlukla fosil yakıtlardan üretiliyor. Türkiye’nin tüm komşularında petrol kaynakları mevcut. Ama Türkiye’ye baktığımızda petrol sadece birkaç yerden çıkarılıyor. Sizce bu durum neden kaynaklanıyor. Belli projelerin önü mü kapatılıyor?

Ben petrol, doğalgaz ve kömürün yakılmasının doğru olmadığını savunuyorum. Bu tüketim tüm çevreyi kirletiyor. Petrolün kullanılmasına tamamen karşıyım. Fakat olaya stratejik olarak bakınca bizim bu kaynaklarımızın olmadığını söylüyorlar. Var ya da yok; işin en önemli yanı, bunu kamudaki insanların dillendirmesi. Kaynakların düzgün kullanılmasından kamu sorumlu çünkü. Rüzgâr için de yıllardır, 1980’den beri dünya ülkeleri rüzgâr kaynaklı enerjiye yönelmişken, ben ve arkadaşlarım Türkiye’nin “Rüzgâr Atlası”nı yapmıştık. Türkiye’nin rüzgârından iki misli fazla elektrik üretilebileceğini bildirdik, ifade ettik, bunun için Başbakanlık TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nden (MAM) benim iş akdim feshedildi. Yani bu projeye karşı aldığımız ödül oydu. Ben Türkiye’de rüzgâr vardır, rüzgârdan iki misli elektrik üretilebilir diyorum, kamudaki ilgili kişi TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nin yöneticisi de rüzgârla ilgili böyle bir şey söylediğimiz için iş akdimizi feshediyor. Yani kamudaki insanlar ‘ne güzel bir proje’ demeleri gerekirken yok etmişler projeyi. Belki tıpkı benim başıma gelen gibi “petrol bulundu” diyen insanların ‘petrol yokmuş’ demesini istediler ya da ‘vardır’ diyenlerin iş akdini feshettiler. Kaldı ki yine vurgulamak istiyorum; petrol, doğalgaz gibi kaynakların kullanılmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Milyonlarca kişi ölüyor petrol kullanıldığı için Irak’ta, Afrika’da. Kamu, rüzgâr gibi temiz enerji kaynaklarının kullanılmasını isteyen kişilere bunu söylememesini ihtar edip, önce dalga geçip sonra tehdit edip, sonra da iş akdinin feshedildiği bir durum var ortada. Şimdi de bir bakıyorsunuz kamu görevlileri ellerinde rüzgâr tribünü ile konuşmalar yapıyorlar.

- Peki hidrolik santralların, barajların çevreye etkisi nedir?

Enerji üretmek için baraj inşa ediliyor. O barajlarda su birikiyor. Belli bir zaman sonra barajın hacmi küçülmeye başlıyor. Akarsu orayı toprakla dolduruyor, bu sürdürülebilir değil. Barajlar doğanın önüne çekilen engel oluyor. Tabii doğa da o engeli görünce ona tepki veriyor. O bölgede iklim de değişiyor ve artık kar yağmayan bir bölge haline geliyor. Keban’ın bile 20 yılda dolacağı söyleniyor. Tarım alanları, orman alanları tahrip oluyor. Bölge halkı da bu durumdan çok ciddi maddi ve manevi zarar görüyor.

“Güneş Pilleri”nin iki elinden tutmak lazım”

- Türkiye için özellikle rüzgâr enerjisinin çok önemli olduğunu her defasında vurguluyorsunuz. Enerjiyi rüzgârdan sağlamamız gerektiğini söylüyorsunuz. Bunun yayılması için neler yapılmalı?

- En ekonomik ve temiz enerji kaynağı rüzgâr şu anda ama diğer enerji kaynakları da oldukça değerli. Alternatif enerji kaynaklarının kamuca desteklenmesi gerekiyor en başta. Şu anda rüzgâr, hükümetin az desteklediği bir enerji. Bunun yanında Güneş Pilleri var, henüz ticari gelişimde olduğu için ve teknolojisi ucuzlatılmaya çalışıldığı için Türkiye’de 50 kuruş desteklenmesi gerekiyor her kilovat saatinin. Jeotermal, Biokütle için de destek bekleyen ayrı birim fiyatları var. Nasıl bir bebeğe yardımcı olursunuz; yürüyene kadar elinden tutarsınız, aynen öyle. Rüzgârın ilerlemesi için birisinin tutmasına ihtiyacı yokken Biokütle ve Jeotermale için tek elinden de olsa tutulması gerekiyor. Güneş Pilleri’ni ise iki elinden tutup kaldırmak lazım. Türkiye bulunduğu konum olarak güneşli bir yerde. Kuzeyiyle güneyi arasında çok az fark var. Bir de bu güneş kolektörleri ve ondan elde edeceğiniz ısı ve elektrik, güneyden çok kuzeye gerekli. -5 derecede mesela Güneş’ten 70 derece sıcak su elde etmek İsveç’te daha anlamlı.


“4.5 milyar liralık kâr”

- Tasarruflu ampullere gelecek olursak devletin tasarruflu ampul dağıtması enerji tüketiminde nasıl bir kâr getirir?

Daha az enerjiyle daha çok kâr yapma ihtiyacı doğurdu tasarruf ampullerini. Avrupa’da bu uygulama 30 yıldır yapılıyor. Bizde ne yazık ki 10 sene önce kullanılan tasarruf ampullerini alıp kullanıyoruz. Bir ülkede çöp haline gelmiş ürünler ihracat kredisi verip Hazine garantisi ve tahkim anlaşmasında şart koşup yani Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri değil, yabancı bir şirketin yetkili olduğu mahkemeler ve bir de zararlı çıkıldığında parayı TC vatandaşlarının kasasından ödemek için Hazine garantisi istiyorlar bu tür kirli yatırımlarında. Termik santrallar öyle, nükleer santrallar da, gemi söküm tersaneleri de. Türkiye’de olmaması gereken oluşumlar. Şimdi ampullerde de mevcut en yeni teknolojileri kullanmak lazım. Mevcut en yeni teknolojiyle ampul üretecek bir tesis kurmanın maliyeti 7.5 milyon lira. Bundan üreteceğin ampulleri ücretsiz dağıtırsan kazanacağın kâr ise 4.5 milyar liralık bir kömür santralı. Küba bunu yaptı. 2004’te 9 milyon ampul dağıttı ve Küba’da petrolden yüzde 30 tasarruf sağlandı.


“Kyoto ömrünü tamamladı demek daha çok kömür yakmak isteyenlerin söylemi”

- Enerji protokolleri deyince akla ilk Kyoto Protokolü geliyor. Şimdilerde ise protokolün ömrünü doldurduğu gerekçe gösteriliyor. Protokolün ömrünü tamamladığı söz konusu mu?

Petrol ve doğalgaz kullanılarak atmosfere ciddi oranda sera gazı salınıyor. Bu durum da dünyayı ısıtan battaniyeyi kalınlaştırıyor. Milyonlarca yılda oluşan bir denge bozuluyor. Bunu bir tehdit olarak gören BM. 1980’lerden itibaren BM’de toplantılara başladılar. ’92 yılında masaya oturdular. “Rio Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması”ydı bunun adı. Bu anlaşmayı belli sayıda ülke imzaladı. 1997 yılında ise Kyoto Protokolü’nü imzaya açtılar. Protokol anlaşma gereği 2014’te süresini dolduruyor. Bu yıl içinde ise Kyoto’nun geleceği tartışılacak. Yeni yaptırımlar gündeme getirilecek.
Şimdi bu protokol ömrünü doldurdu diyenler, daha çok kömür yakmak isteyenler ve başka ülkelerin kömürlerine ev sahipliği yapmak isteyenlerin ortaya attığı bir görüş. ‘Kyoto bitti, artık sorumlu değiliz’ mantığının bir ürünü. Çok tehlikeli bir tutum böyle düşünmek.

“Nükleerde asıl amaç bomba üretmek”

- Kuzey Kore’nin nükleer silah denemelerini ve elinde nükleer silah bulunduran ülkelerin verdiği tepkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Nükleer santralların asıl işlevi nedir?

- Diğer devletlerin bu tutumu Kuzey Kore’ye uygulanan çifte standarda giriyor. Asıl önemli olan, silahlanmaya karşı olmak. Nükleerlerin kuruluş amacı elektrik üretimi değildir. Asıl amaç, silahlanma ve plütonyum ayrıştırma gibi faaliyetlerdir. Elektrik ise santraldaki yan üründür. Zaten elektrik üretimi için enerjinin 3 katını tüketir bir santral. Ama silahlanmaya gelince ne kadar olursa olsun enerji harcamayı göze alıyorlar. Amaç bomba ve füze üretmektir. Bomba üretirken oluşan ısıdan da elektrik üretilir çünkü o enerji başka türlü yok edilemez.

“İş en çok kamuya düşüyor”

- Kimi kuruluşların sosyal sorumluluk projesi olarak çevreci işlevler ortaya koymasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Reklam malzemesi olarak uygulanması samimi değil. Bir ticari faaliyetin malzemesi oluyor. Şu anda küresel ısınmaya karşı çıkan kampanyalar düzenleyen insanlar var ama asıl tükettikleri ürünlerle onlar küresel ısınmanın bir parçası. Çevresel faaliyetleri kamu kuruluşları, bu işle görevli kamu görevlileri üstlenmeli. Bakanlıklarda çalışanlar, TBMM’de görevli kişiler ön ayak olmak zorunda.

twitter.com/GayeKayaEroglu

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.