4. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali başladı

Dördüncüsü önceki gün başlayan D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali'nin benim için anlamı, her şeyden önce, yaklaşık iki aylık bir aradan sonra nitelikli çoksesli evrensel müzik dinleme olanağı sağlaması. Özellikle de, Atatürk Kültür Merkezi'nin yenilenmek amacıyla da olsa kapandığı ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın konser verecek salon bulamadığı bu yıl.

25 Ağustos 2008 Pazartesi, 12:32

İlk iki günde iki büyük usta

Benim için olduğu kadar, yazlarını Bodrum Yarımadasında ve Turgutreis’te geçiren tüm İstanbullu müzikseverler için de elbet. Bunun için sanırım, festivali düzenleyen Doğuş Topluluğu’na teşekkür borçluyuz.

İlk üç gününü tek konser kaçırmadan izlediğim festivalin, onu özel kılan pek çok özelliği var. Dört günde sekiz konserin (bu yıl yedi) verildiği ya da bir marinada yapılan başka bir festival, dünyanın bir yerinde belki vardır, ama ben bilmiyorum. İzleyici sayısının, ilk yıldan bu yana, sürekli artması da önemli. Yanlış anımsamıyorsam, ilk yıl 8 bin, ikinci yıl 12 bin, üçüncü yıl 15 bin olan izleyici sayısındaki artışın bu yıl da süreceğini, İdil Biret konserinin 3 bin 400 bilet satışı gösteriyor. Festivalin bir başka önemli özelliği de, konserlerin gelirinin tümüyle ( ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin işbirliğiyle) Anadolu’daki güzel sanatlar liselerinin müzik bölümlerine çalgı bağışı yapılması.

Dördüncü festivalin ilk iki günü çoksesli evrensel müziğin tutkunları için gerçek bir şölendi. İlk iki günde iki büyük usta ile iki çok iyi şef ve iki çok iyi orkestra izlediler. Dinlediler demiyorum, çünkü bir yapıtın seslendirilişine, adeta yeniden yaratılışına görerek de tanık olmak, bir konseri canlı olarak dinlemenin en can alıcı yanı bence.

İlk günkü açılış konserinde Çaykovski’nin Keman Konçertosu’nu yorumlayan Maxim Fedotov bu büyük ustaların ilkiydi. “Rusların Paganini’siolarak tanınan Fedotov’a eşlik eden Bilkent Senfoni Orkestrası ile şef Klaus Weise de çok iyiydiler. Bu yılın ana izleği (Yurt Sevgisi) ve ilk gecenin başlığı (Soğuk Gecelerden Sıcak Ezgiler) doğrultusunda seçilmiş olan öteki yapıtların da (tümü ülkelerinin yerel ezgileri esinli; Smetana’nın “Ma Vlast / Yurdum” adlı yapıtının “Moldau” bölümü, Grieg’in iki Peer Gynt Süiti ve Sibelius’un “Finlandiya” senfonik şiiri) ilk gecenin bir müzik şölenine dönüşmesinde önemli payı vardı.

İkinci günün büyük ustası, dünyada tanımayan çoksesli evrensel müzik tutkununun kalmadığı, değerli piyanistimiz İdil Biret’ti. İlk günün olağanüstü kemancısı Fedotov ise, ikinci gün çok iyi bir şef olarak çıktı karşımıza. Ve onun yönetimindeki Moskova Senfoni Orkestrası ile eşlik ettiği İdil Biret, incelikli ve görkemli bir Rahmaninov 2. Piyano Konçertosu dinlettiler bize. (Gümüşlük’ten bu konsere ucu ucuna yetişişimizi ve konser alanına girdiğimde sahnede konuşan sunucunun yerime oturuncaya kadar sözü uzatmasını, yaşamımda ilk kez dileyişimi hiç unutmayacağım.) İkinci gece, Bolşoy ve Kremlin Balesi birinci dansçılarının Moskova Senfoni eşliğinde sunduğu, Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesinden bölümlerle sona erdi. Dört festivalin izleyemediğim ilk konseri olan, Günbatımı konserinde ise, gitar sanatçısı Ezgi Anıl ve Orfeon Korosu vardı.

Son olarak, konser alanının yeni sahnesinin sesleşimi iyileştirdiğini, müziğin en arka sıralardan da iyi duyulduğunu ve bu yıl çevreden rahatsız edici sesler gelmediğini eklemeliyim.