Organik tarım ve ürünler

Sağlıklı bir toplum için sağlıklı beslenme şarttır. Keyveni Hazır Yemek ve Catering kurucusu Sadık Çelik, organik tarım ve organik ürünler konusunu "Organik Tarımdan Anlatılmaya Çalışılan Doğal Tarım mıdır?" başlığıyla kaleme aldı.

06 Eylül 2008 Cumartesi, 08:21

Günümüz ekonomisinin yükselen yıldızı organik tarım ve organik ürünler, çok farklı yönleri olduğu kadar da üzerinde önemle durulması gereken bir konu. Bu nedenle de bu yazıda konu ile ilgili söylenmesi gereken her şeyi söylemek, yazılması gerekenleri yazmak yeterli olmayacaktır. Bu yazı ile organik tarım ve organik ürünler konusuna yalnızca biraz daha açıklık getireceğiz. 

Her geçen gün doğal olmayan ürünlerin kanser ya da diğer hastalıklara neden olduğuna dair yazılı ve görsel basında çıkan birçok haberle karşı karşıya kalan ya da  birebir yaşayan insanlar neredeyse panik içerisinde mümkün olduğunca, olanakları ölçüsünde doğal ürünlere yönelmeye çalışıyorlar. Apartmanda, okulda, kışlada, villada ya da köyündeki evinde yaşayan, giyinen, otomobil, otobüs, uçak, gemi ile seyahat eden ve dışarıda karnını doyuran, hastalanan hastaneye giden, tedavi olan veya sağlığını kontrol ettiren dolayısı ile hiçbir zaman doğal ortamda yüzde 100 yaşayamayan günümüz insanı için bunu yapmanın tek yolu da “doğallık” özelliği ile satışa sunulan organik sertifikalı ürünleri kullanmak.

Tüketici bu ürünleri tercih ederken, bunların doğal tarım yolu ile veya doğal yöntemlerle üretildiğine dair kafasında oluşan ya da oluşturulan imajla karar veriyor. Tüketici zirai ilaçlar, genetiği değiştirilmiş, hormonlu, inorganik gübrelerle (granül gübre)  üretilen ürünlerin kansere ve diğer çeşitli hastalıklara neden olduğunun insanlar, bilincine geç de olsa varmaya başladı. Tüketiciler, bu ürünlerden kaçarken sığınacakları bir liman arıyorlar. Yağmurdan kaçarken de doluya tutulmak istemiyorlar. İşte, günümüz ekonomisi de bu noktada, tüketicilere tutunacak bir dal olarak organik ürünleri sunmaya çalışıyor. Oysa ki, uzatılan bu dal, organik ürünlerin tüketiciye sanılanın aksine doğal tarım yoluyla bize ulaşmadığının farkında değil. Konuya girmeden "organik" kelimesini de iyi tanımlamak gerekiyor. Aslında kullanılması gereken sözcük "ekolojik ürün" yani "doğal ürün" olmalıdır.

Bu noktada, organik tarımın doğal tarımla eş anlamlı olup olmadığını ve tüketicinin kafasındaki “organik ürün doğal yetiştirilmiş üründür”  imajı önemle sorgulanmalıdır. Doğal tarım ya da diğer bir deyişle ekolojik tarım; zirai mücadele ilaçları, ticari (inorganik) gübreler, hormonlar ve sentetik organik maddeler kullanılmadan yapılan tarımsal üretimdir. Bu maddeler kullandığı halde yapılan tarımdan üretilen ürünün organik olma özelliği ortadan kalkmaz, ama ürünün doğal yapısı bozulmuş olur, ürün artık doğal ürün değildir. Doğal tarımda hedef ürün miktarını değil kaliteyi artırmak, bunu yaparken de insan sağlığını ve ekolojik dengeyi ve çevreyi korumak ve sürdürülebilirliktir.

Ayrıca, bir önceki yazımızda da açıkladığımız gibi, günümüzde bir ürünün organik ürün sertifikası alabilmesi için bazı kriterlere uyması gerekiyor ki bunların en başında da o ürünün üretiminde organik sertifikalı tohum kullanılmış olması geliyor. Ancak, büyük çiftçilerin kullandığı organik sertifikalı tohumlarla küçük çiftçilerin doğal tarımda kullandığı doğal tohumlar aynı değil aslında. Organik tohumlar şu anda tüm dünyaya üç-beş büyük tekel tarafından üretiliyor ve  dağıtılıyor. Tüm dünyaya bu tekellerden yayılan tohumlar ise biyoçeşitliliği ve güvenliği yani bir anlamda da farklı coğrafyalarda farklı çeşitlilikte ürün yetiştirilebilmesini de engelliyor. Biyoçeşitlilikte bu daralmanın ekolojik sistemi nasıl değiştireceği ise henüz pek sorgulanmıyor ve bilinmiyor. Yani aslında doğal ürün imajı altında pek de doğal olmayan hatta kendisi de ekolojik sisteminden koparılmış bu tohumların başka ekosistemlere taşınmasında ve kullanılmasından ortaya çıkacak yeni mutasyonların sonuçlarını kimse hesaba katmış değil.

Yasal mevzuata baktığımızda da organik ürünün tanımının yapılırken organik tarımda kullanılan materyalin “organik girdi” olarak tanımlandığını görüyoruz ki bu da yukarıda bahsettiğimiz organik tohum kullanılmasını yasal olarak zorunlu kılan bir ifadedir. Yani yasalar da aslında belki istemeden de olsa bu uluslararası tekellere hizmet etmekte ya da onların karlarını artıracak şekilde işlemektedir. İyi niyetlerle ya da farkında olmadan hazırlanan organik tarım kanunu bu anlamda sadece çeşitli usul ve girdilerin kullanılmasına izin vererek doğal tarım yapmaya çalışan küçük çiftçinin önünü farkında olmadan kesmektedir. Uluslararası tekellerle rekabet edecek hali olmayan küçük çiftçi de bir süre sonra yüzyıllardır sürdürdüğü doğal tarım tekniklerini ve usullerini terkederek sertifika alabileceği şekilde tarım yapmaya başlayacaktır ya da zorlanmaktadır.  Çünkü, kendi malını süpermarketlere, pazarlara, büyük dağıtım zincirlerine ulaştırmasının başka yolu kalmamıştır ya da kalmayacaktır. Böylece birbirinden farklı ürünleri birbirinden farklı şekillerde yetiştiren çiftçiler bir süre sonra dünya üzerinden silinecektir. Bunun belirtileri , son 15 yıl içerisinde Hindistan’da, Arjantin’de, Brezilya’da yaşanan küçük çiftçi intiharları ile görülmektedir, yaşanmaktadır. Malını uluslararası tekellere satamayan ya da satsa bile bu satışlardan elde ettikleri ile eski yaşam standartlarında hayatını sürdüremez duruma gelmiş bu çiftçiler farklı bir dünya düzenin ve ekonominin gelişini intiharları ile haber vermektedirler.

Tabloya bu açıdan baktığımızda bir tarım ülkesi olarak tanımlanan ve gelir kaynağını tarımdan elde eden küçük çiftçilerin oluşturduğu; ülkemizde yasal düzenlemelerini de küçük çiftçilerini koruyacak ve onların hayatlarını kolaylaştıracak, zenginleştirecek, özgürleştirecek  şekilde yeniden düzenlemelidir. Yasal olarak kendi ekonomik bağımsızlığını da koruma ve güvence altına alması sağlanmalıdır. Bir anlamda küçük çiftçiye, ürünlerini aracısız olarak tüketiciye satabilecekleri kanalların açık olması da sağlanmalıdır. Bu da teşvik edecek tedbirlerden biri olabilir. Kooperatifçilik yeniden daha da geliştirilmelidir. Gerekirse yasal mevzuat yeniden gözden geçirilerek düzenlenmelidir. Günümüzde de örnekleri görülmeye başlayan ama henüz yeterli olmayan organik pazarlar bunun için iyi bir başlangıç noktası oluşturabilir. Yasal mevzuatlarla da bu konu ayrıca detaylı şekilde ele alınmalıdır. Bunun dışında, tüketicinin bilinçlenmesi ve doğal tarımla (organik tarım) konvansiyonel (geleneksel) tarımı ve buralardan gelen ürünleri ayırt edebilmesi ve tercihte bulunabilmesi, doğal tarımın geliştirilmesi için ilkokullardan itibaren doğal tarım ve doğal ürün konusu müfredata alınmalıdır. Doğal beslenmenin ve doğal tarımın geliştirilmesi için bir başlangıç olacaktır. Çünkü sağlıklı toplum sağlıklı beslenme ile mümkündür, besin kaynaklarımızda da her geçen gün doğal tarımın payını yükseltmeye mecburuz, geleceğin sağlıklı toplumu için.


Keyveni Hazır Yemek ve Catering kurucusu

[email protected]