TÜSİAD'ın su raporu

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneğince (TÜSİAD) hazırlanan ''Türkiye'de Su Yönetimi: Sorunlar ve Öneriler'' başlıklı raporda, kullanılabilir su miktarı yere ve zamana göre önemli değişimler gösterdiği için dünyanın bazı bölgelerinde ''su sıkıntısı'' ve ''su kısıtı'' yaşandığı vurgulandı.
Yayınlanma tarihi: 9 Eylül 2008 Salı, 17:00

''Sürdürülebilir Su Yönetimi'' Konferansı kapsamında açıklanan rapor, Prof. Dr. Necdet Alpaslan, Prof. Dr. Ayşegül Tanık ve Doç. Dr. Deniz Bölgen tarafından hazırlandı.
Su ihtiyacının, tam anlamıyla su miktarı niceliği ve su kalitesi niteliğinin bir arada sağlanmasıyla karşılanabileceği belirtilen raporda, Birleşmiş Milletler Çevre Programına göre dünyada bin 400 milyon kilometre küp su bulunduğu, ancak bu miktarın yüzde 1 gibi çok küçük bir oranının kullanılabilir olduğu kaydedildi.

Türkiye'deki su kaynakları ve miktarının ülke üzerinde eşit dağılmayarak, bazı bölgelerde su sıkıntısının yaşanmasına yol açabildiği belirtilen raporda, eşitsiz dağılıma ilave olarak, son zamanlarda kendini hissettirmeye başlayan iklim değişikliğinden kaynaklanan havzalardaki yağış ve dolayısıyla su rejiminin değişmesinin, Türkiye'nin özellikle nüfus ve endüstriyel faaliyetlerin fazla olduğu bölgelerinde su kısıtının yol açtığı sorunları gündemin ilk sıralarına taşıdığı dile gerildi.
Raporda, Türkiye'nin su kaynakları potansiyelinin ortalama 501 milyar metre küp/yıl olarak hesaplandığı, yağış, akış, yer altı suyu beslemesi ve komşu ülkelerden gelen miktarlar göz önüne alındığında, brüt toplam yenilenebilir yüzeysel su potansiyelinin ise 234 milyar metre küp olduğu kaydedildi.
Ancak, mevcut teknolojik ve ekonomik şartlar altında bu değerin, yılda toplam 112 milyar metre küp mertebesinde değerlendirildiği vurgulanan raporda, bu miktarın 40.1 milyar metre küpünün 2003 yılı itibariyle kullanıma açıldığı belirtildi.

Raporda, şu bilgilere yer verildi:
''Türkiye'de 40.1 milyar metre küp suyun yüzde 74'ü sulama sektöründe, yüzde 15'i içme suyu sektöründe ve yüzde 11'i ise sanayide kullanılmaktadır. Buna göre kişi başına düşen teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir yıllık su miktarı 1500-1735 metre küp civarında kalmakta ve Türkiye su kısıtı yaşayan bir ülke konumuna girmektedir. Yılda kişi başı bin metre küpün altında su kullanan ülkeler 'su fakiri', bin-3 bin metre küp arasında su kullananlar 'su kısıtı, su stresi çeken' ülke, 10 bin metre küpün üzerinde su tüketenler ise 'su zengini' ülkeler olarak nitelendirilmektedir. Türkiye için 2030 yılı ve 100 milyon nüfus öngörüsüyle, su tüketiminin yılda kişi başı bin metre küpün altına düşebileceği ileri sürülmektedir.''
Talep artışı yanında, kirlilik sonucu su niteliğindeki bozulmalar ve miktarda beklenenin dışında dönemsel azalmaların, kısıt oluşumunun diğer mekanizmaları olduğu belirtilen raporda, su kısıtının etkisini azaltmanın en etkin yolunun, bir taraftan kullanılabilir su potansiyelinin kirlilik önleme, teknoloji ve tasarruf yöntemleriyle artırılması, diğer taraftan talebi düşürücü politikalara ağırlık verilmesi olduğu kaydedildi. Raporda, bu yolların başında makro ölçekli çözüm olan nüfus ve göç kontrolünün geldiği vurgulandı.

Suyun tarımdaki önemi

Türkiye'de su talebi, dolayısıyla kullanımı hususunda en büyük payın tarım sektörüne ait olduğu belirtilen raporda, 2003 verilerine göre tarım sektöründe 29.6 milyar metre küp su kullanıldığı, 4.9 milyon hektar alanın sulandığı bildirildi.
Bu miktarın 2030 yılında 72 milyar metre küpe çıkarılarak, sulanabilecek 8.5 milyon hektarın tamamının sulanmasının hedeflendiği kaydedilen raporda, ancak tarım sektöründeki sulama yöntemlerinin çok savurgan olduğu ve büyük kayıplar meydana getirdiğine dikkat çekildi.
Raporda, ''Yöntem olarak, çok fazla miktarda su tüketimine yol açan geleneksel sulama şeklinden vazgeçilerek, damlama veya yağmurlama gibi suyu daha tasarruflu kullanan, buharlaşmayı minimum kılan basınçlı sistemlere dönülmesi gerekmektedir'' denildi.

Su tasarrufu için

Su kullanımında ikinci büyük alanın kentsel kullanım olduğu belirtilen raporda, şu görüşler aktarıldı:
''Gelinen bu noktadan sonra çözüm olarak, yüzeysel suların biriktirilmesi, suyun ihtiyaç olunan noktaya taşınması, bu bağlamda uzak mesafelerden kolay su taşınmasını sağlayacak yöntem ve teknolojilere ağırlık verilmesi, temin edilen suyun tasarruf edilerek, etkin kullanımını sağlayacak bilincin geliştirilmesine yönelik çalışmaların yapılması, kayıp ve kaçakların en aza indirilmesi gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde, şehir şebekelerindeki kayıplar yüzde 20'nin altındayken Türkiye'de bu değer yüzde 40-60 arasında değişmektedir. Dolayısıyla mevcut boru şebekeleri rehabilite edilmeli ve modernizasyonu yapılmalıdır. Ayrıca, az su kullanan çift hazneli rezervuarlar, basınç düşürücü vanalar, hava ile basınçlandırılmış duşlar, fotosel veya zaman ayarlı sensorlu armatürler, vakumlu tuvaletler, az su tüketen bulaşık ve çamaşır makineleri gibi su tasarrufunu olanaklı kılan ekipman ve enstrümanların kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.''

Türkiye'de geniş kapsamlı bir Su Yasası'nın bulunmaması ve suyun stratejik özelliği nedeniyle "imtiyazların tahsisi" noktasında önemine yern verilen raporda, "Verilecek yanlış imtiyazların ülkenin su kaynaklarının devletten ve halktan kopartılmasına yol açabileceği göz ardı edilmemelidir. Su yönetiminin önemli iki enstrümanı yasama ve yürütmedir. Türkiye'de suyla ilgili yasalar konusunda dikkat çeken husus yasa çokluğu, ancak buna karşılık ihtiyaç halinde ortaya çıkan yasa eksikliğidir" denildi. yoktur ve böyle bir yasaya ihtiyaç vardır. Ancak, bu veya benzeri yasalar çıkartılırken, merkezi hükümet ile yerel yönetimlere ait dengeler gözetilmeli, yetki ve sorumluluklar iyi analiz edilerek, su bir siyasal güç ve baskı enstrümanına dönüştürülmemelidir.
Yasaların yerine getirilmesi, uygulanması yürütmenin işidir. Yürütmeyle ilgili olarak, mevzuatın benzeri, aynı çokluk ve eksiklik sendromu yaşanmaktadır. Halen su konusunda birçok kamu kurumu müdahil gibi görünmekte, ancak ihtiyaç durumunda sorumluluk alacak, gereğini yapacak kurum konusunda sıkıntılar yaşanabilmektedir. Sonuç olarak, ülkemizde su denildiği zaman miktar ve kalite, dağılım ve kullanım, yasal ve kurumsal yönleriyle çok bileşeni ve paydaşı olan, üzerinde çok çalışma yapılan, çok konuşulan ve halen çalışılıp konuşulmakta olan bir husus ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda bu konulara yurt dışı taraflar ve paydaşlar da müdahil olmaya başlamışlardır. Burada önemli olan, gelecek dönemlerde petrolden bile önemli bir doğal kaynak olacağı düşünülen suya, hem niteliksel ve niceliksel, hem de mülkiyet yönüyle sahip çıkmak, suyu ülke ihtiyaçları ve menfaatleri gözetilerek kullanmak ve yönetmektir.''

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.