"Süreç devam edecek"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Dağdan iniş sürecinin yani Türkiye'ye gelmeleri konusunun, bundan sonra devam edip en son noktaya yani terörün sona erdirilmesi, silahlı eylem yapmama noktasına gelebileceklerini söylüyoruz'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 26 Ekim 2009 Pazartesi, 14:10

NTV'de canlı yayına katılan Bülent Arınç, ''demokratik açılım sürecinin askıya alınması veya sil baştan yapılmasının söz konusu olup olmadığının'' sorulması üzerine, sürecin askıya alındığı veya sil baştan yapılacağı görüşüne katılmadığını söyledi.

Bu işin içerisinde olan bir kişi olarak, ''sürecin devam edeceğini'' vurgulayan Bakan Arınç, ''Devam etmeye de mecbur'' diye konuştu.

Arınç, terör örgütü üyelerinin Türkiye'ye dönüşü sırasında yaşananların ''örgüt, Öcalan propagandasına dönüştüğüne'' dikkati çekerek, ''Bu hepimizi üzmüş, derinden etkilemiştir'' dedi. Bu karşılama törenlerinden, giysilerden, konuşmalardan rahatsız olduklarını ifade ettiklerini kaydeden Arınç, gelişlerin devam etmesini ümit ettiklerini bildirdi.

''Hükümete göre ne olursa dönüşler yeniden başlayacak?'' sorusu üzerine Arınç, bu tür olayların tekrarlanmaması gerektiğini, bu konuda herkese sorumluluk düştüğünü dile getirerek, ''Bu sorumluluğu bir kez daha düşünmeleri açısından böyle bir ara toplama herhalde ihtiyaç duyuldu'' diye konuştu.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün bugün yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine Arınç, Türk'ün AKP'ye yönelttiği ithamlarda haklı olmadığını belirterek, şunları söyledi:
''Biz böyle olmasını arzu etmedik, inisiyatifimiz dışında gelişti. Olaylar daha da büyümesin, çatışmaya dönüşmesin diye belki bir takım gösterilere fiilen müdahale edilmedi. Ama cesaretli olmamak gibi bir ithamı ben kabul edemem. Hem kendilerine, hem Türkiye'nin şartlarına, hem muhalefet partilerinin söylemlerine, hem de acı, gözyaşı, kan içinde yoğrulmuş bir 30 yılın önümüze getirdiği sorunlara baksınlar. Hükümet sil baştan yapmak niyetinde değil. (Sil baştan dendikten sonra tekrar eski günlere döneceğiz), bu bir yorumdur, düşüncedir. Ama bunun sorumlusu herhalde hükümetimiz olmayacak.''

''DTP bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmedi''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''terör örgütü üyelerinin karşılanması konusunda devletin hazırlıksız yakalanmasının söz konusu olup olmadığının'' sorulmasına karşılık, ''Belki düş kırıklığı demek lazım. Çünkü dönüşlerin bir gün mutlaka olacağı bekleniyordu'' dedi.

Sürecin en önemli unsurları olarak bu dönüşler konusunda bilgilerinin olduğunu ifade eden Arınç, ''Bu kadar insanın bir araya gelmesi ve bunları yapmaması için biz ne yapabilirdik? Ne yapmalıydık. Askerle, orduyla çevrelerini sarmalayıp, onlarla bir çatışmayı göze alacak noktaya mı getirmeliydik, üzerelerine bir şey mi atmalıydık? Bu mümkün değil'' diye konuştu. Bülent Arınç, bir başka soru üzerine de, şunları söyledi:

''DTP bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmedi. Hatta normal olarak bir siyasal partinin, bu etnik kökenin temsilcisi olduğunu kabul eden bir siyasi partinin bu vatandaşlar üzerinde bir etki de bulunduğunu söyleyemeyiz. Ya bu konuda dirayetsiz ve iktidarsız bir noktadalar veya kendi içlerinde bu işin böyle olmasını arzu eden önemli bir kitle var.

Onlar bir siyasal parti olarak ve temsilci olarak tek kendilerini gördüklerine göre, tek temsilci açısından yapmaları gerekeni ya yapmadılar, ya yapamadılar. Ben biraz daha ikincisine ağırlık veriyorum. Kendi içlerinde de, kendilerine güç veren odaklar içeresinde de özellikle böyle olmasını isteyenler daha güçlü çıktılar.''

TBMM'deki bilgilendirme

Bakan Arınç, TBMM'deki bilgilendirmenin Ekim ayında yapılmasının planlandığını, ancak Kasım ayının ilk haftasında veya ikinci haftasında bu bilgilendirmenin yapılacağını kaydetti.

Arınç, ''Dönüşler başlayacak, ama dönüşler bu şekilde olmayacaktı. Bir açıdan empati yapmamız lazım. Bir kol da Avrupa'dan gelecek. Bazılarının hikayelerini okuduğumuz zaman üzülmemek de mümkün değil. Gelişlere sevinmemek de mümkün değil. Ama ölçü fazlasıyla kaçtı. Asıl amaçladıklarının dışına çıktılar ve büyük bir nefret oluştu'' dedi.

''Dönüşler olmadan sürecin devamı söz konusu olabilir mi?'' sorusu üzerine Arınç, sürecin, terörün sona erdirilmesi ve demokratik standardın yükselmesi olarak iki önemli ayağı olduğunu vurguladı.

Bülent Arınç, terörün sona erdirilmesi için dağdan inişlerin çok önemli olduğuna dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:

''Çıkışları kontrol edemez, inişleri sağlayamazsanız, bu sayısal miktar Türkiye ve Türkiye dışında konuşlanırsa, eylemler devam eder demektir. Bunu sağlamamız lazım. Dağdan iniş sürecinin, yani Türkiye'ye gelmeleri konusunun, başladı ama yine başlayacağını ve bundan sonra devam edip en son noktaya yani terörün sona erdirilmesi, silahlı eylem yapmama noktasına gelebileceklerini söylüyoruz. Burada bir inkıta, bir ara verme söz konusudur. Süreçten tamamen vazgeçme söz konusu değildir. Ancak öylesine büyük olaylar gelişebilir ki, öylesine olumsuz bir noktaya gidebiliriz ki bu ara verme sürecini belki biraz daha uzatmak mümkün olabilir. Yoksa kesinlikle Türkiye'nin faydasına gördüğümüz bu işten vazgeçmek noktasında değiliz.''

Kasım ayında dönüşler olabilir

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''dönüşlerin tekrar ne zaman başlayacağı konusunda hükümetin önünde net bir takvim olmadığını'' dile getirerek, ancak prensip olarak dönüşlerin devam edeceğini, Kasım ayı içinde dönüşlerin olabileceğini kaydetti.

DTP'nin bu işten alacağı çok büyük dersler bulunduğunun altını çizen Arınç, ''Umarım ki hepimizi üzmüş olmasına rağmen iyi sonuçlara yol açan bir başlangıç olsun'' dedi.
Bülent Arınç, bir başka soru üzerine, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, ''sürecin artık devam edemeyeceğine'' ilişkin sözlerini değerlendirerek, şunları kaydetti:

''Sayın Baykal tam felaket tellalı. Bu davranışları, bu sözleri, Türkiye'de gerginliği azaltmaya veya bu süreci en iyi şekilde götürmeye yönelik değil. Zaten karşı çıktığı, bunu ağır sözlerle, en ciddi ithamlarla, en korkunç davranışlarla ortaya koyduğu için bir negatif enerji dinamosu gibi çalışıyor. Yaptığı çok yanlıştır. Bu toplumda kavgaya ve karmaşaya yol açar.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de Baykal'dan çok farklı olmadığını vurgulayan Arınç, Bahçeli'nin, ''İstanbul Silopi'ye benzemez'' sözlerinin, ayrımcılığı körüklediğini bildirdi.

Bülent Arınç, toplumda süreci tamamen kaldırın diye bir istek bulunmadığını, yapılan protestoların içinde dahi ''Bu Türkiye'nin son çaresidir, Türkiye'ye barış gelsin, kan dursun, göz yaşları akmasın, ama bunlara da dikkat edin'' şeklinde bir tavır bulunduğunu söyledi.

Artık Türkiye'de ve dünyada hiç bir şeyin gizli kalmadığını söyleyen Arınç, şunları kaydetti:
''Ne sizin ne bizim görüşmemiz konuşmamız, bugün olmasa yarın, öbür gün bir yere gelmesi mümkün. O zaman bize düşen, sadece Silahlı Kuvvetlere değil, bütün anayasal kurumlara düşen şeffaf ve denetlenebilir olmaktır. Eğer şeffaf ve denetlenebilir olursanız bu sıkıntıların birisi de olmayacaktır. Bu kurumları yıpratmak isteyenlere pirim vermemek adına, her kurum kendi hesabını vermeli ve her kurum denetlenebilir olmalıdır.''

Bahsedilen olayın 3-4 ay önce ortaya çıktığını ifade eden Arınç, ''Şimdi Türkiye'nin bir gerçeği var. Eskiden böyle bir belge yayınlansaydı ve bu Silahlı Kuvvetlere mal edilseydi, kimse buna karşı çıkmazdı. 'Cumhuriyeti koruma kollama vazifesi yok mu, onlar da bunu yapıyorlar. Batı Çalışma Grubu, bir başkası bunu yapmamış mıydı' diyebilirlerdi. Ama Türkiye demokratikleşti. Artık hiç kimse bu belgeye sahip çıkmıyor, Baykal bile...'' diye konuştu.

Söz konusu belgenin fotokopi olduğunun, aslının olmadığının açıklandığını hatta ''kağıt parçası'' ifadesi kullanıldığını söyleyen Arınç, şunları söyledi:

''Ama sayın Genelkurmay Başkanımız, çok doğru bir iş daha yaptı, 'Eğer aksi ispat edilirse bu soruşturulabilir' dedi. Şimdi aksini ispata yarayacak bir şey ortaya çıktıysa, bunu savcı bilir ben bilmiyorum ama bugün gazetelerde hepimiz gördük ki, bunu ihbar eden kişi ki, -içerden birisi olduğu söyleniyor-, eğer doğruysa o, isimler vererek, hatta bunu kimlerin hazırladığını söylüyor. O zaman sayın Genelkurmay Başkanımıza, yani benim nasihat etmem, tavsiyede bulunmam kesinlikle söz konusu değil, ama hem bir hukukçu olarak hem kişisel olarak böyle olaylara yaklaşım tarzım da bilindiğine göre, kesinlikle bu soruşturmanın en iyi imkanlarla yapılması ve gerçekten bu işe dahli olanlar varsa bunların öncelikle silahlı kuvvetler dışına çıkarılması ve sonra da yargılanması, haklarında da bir karar verilmesi lazım. Yargıya hepimiz güvenmek zorundayız. Yargıya güven de gittiyse, 'yandaş hakim veya savcı' sözlerine birileri inanmaya başlamışsa bu Türkiye için çok büyük bir tehlikedir.''

Belgede imzası bulunduğu iddia edilen Albay Dursun Çiçek'in önce tutuklandığını, sonra serbest bırakıldığını anımsatan Arınç, ceza davalarında delil serbestisi olduğunu, bir kağıt parçası, fotokopi bile olsa diğer delilerle desteklendiği takdirde bir anlam ifade ettiğinin düşünülmesi gerektiğini belirtti. Arınç, ''Şimdi aslı ortaya çıkmışsa, nasıl çıktı, kim çakırdı, şu veya bu gazetede böyle yayınlandı diyeceğimize, sonuna kadar yargı üzerine gitsin ben de gerekli tedbirleri alacağım demesini, bu kurumun güvenilirliliği açısından, itibarı açısından lüzumlu görüyorum'' dedi.

''Kurtlar Vadisi'nin çeşitli versiyorları...''

''Belge doğruysa hükümetin tutumu ne olacak?'' sorusu üzerine Arınç, konunun yargının işi olduğunu, yargının işine karışmaya niyetleri olmadığını söyledi.
Hükümet olarak yargıyı yönlendirme gibi bir düşünceleri olmadığını vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:

''Yargının vereceği kararı veya yargı yoluna gidildiği takdirde, Silahlı Kuvvetlerin takınacağı tavrı tamamen kendileri bilir. Şüphesiz Silahlı Kuvvetlerin Sayın Başbakanımızla, hükümetle bir sorumluluk ve görev anlayışı vardır. Yani bu kendi içlerinde yönetilebilecek bir tavırdır. Ama bunun yargıya intikal ettirilmiş bir konu üzerinde, 'ey yargı madem bunun bulunduğu söyleniyor, şöyle yap' demeye ne hakkımız ne de imkanımız var. Sanıyorum, ismi geçen kişilerle yargının yapacağı inceleme sırasında ortaya çıkacak bir tablo.
Senaryoların hepsi doğru olabilir. O yüzden zaten Silahlı Kuvvetleri doğrudan hedef almak çok yanlış olur. Olabilir ki birileri, hükümet ile Silahlı Kuvvetlerin arasını bozmak için böyle bir zamanlamayla böyle bir şeyi uydurmuş da olabilir. Çünkü bir mektubun içerisinde geliyor. Öyle bir şey olabilir ki, bu süreç içinde Silahlı Kuvvetlerin bir direnci vardır, o direnci yıkmaya yönelik yeni bir senaryo olarak da ortaya çıkmış olabilir. Yani Kurtlar Vadisi'nin çeşitli versiyonlarını Türkiye'de yaşamak mümkün. İyi de şu veya bu şekilde madem böyle bir iddia var, bu iddianın sonuna kadar araştırılması gerekir. Bir naçizane tavsiyem de o.''

TBMM Başkanlığı yaptığını anımsatan Arınç, ''Meclisten böyle bir belge veya bunu yazdığı iddia edilen şahısla ilgili soruşturma başlasaydı ben derhal o kişiyi görevden alırdım, açığa alırdım. En azından soruşturma neticelenene kadar bu işin kendi göreviyle olan ilişkisini keserdim'' dedi.

Arınç, şu anda da Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden sorumlu olduğunu belirterek, ''Vakıflar Genel Müdürlüğünde genel müdür dahil, birisinin böyle bir iş yaptığını bilsem, 5 dakika sonra onu görevden alırım. Başka türlü çaremiz yok bizim. Bu soruşturmanın en iyi şekilde neticelenmesi açısından hala görev başında iddia edilen kişinin bulunması mümkün değil, doğru da değil. Sanıyorum saygı değer komutan bu konuda gerekli davranışı gösterecektir. Bunun sonucunun Silahlı Kuvvetlere çok daha büyük itibar kazandıracağını, hatta gerçek bir itibara dönüşeceğini umuyorum'' diye konuştu.

"Aşı olacağım"

Arıç, Suudi Arabistan'ın hacılarla ilgili daha fazla bir kısıtlama veya hükümetin bu konuda kısıtlama kararı olup olmadığının sorulması üzerine Arınç, hac kontenjanlarının zaten kısıtlandığını, nüfusun binde biri kadar kontenjan bulunduğunu belirtti. Türkiye'de 2009'da bir talep patlaması yaşandığını 750 bin başvuru olduğunu, ancak 70 bin kişinin gönderileceğini anlatan Arınç, şu ana kadar da ek kontenjan verilmediğini söyledi.
''Domuz gribi'' vakası ortaya çıktığında da Suudi Arabistan Hac ve Evkaf Bakanlığı'nın ''tedbirler aradıklarını hatta belki bir kısıtlama gelebileceğini'' söylediklerini kaydeden Arınç, şöyle konuştu:

''Ama şu dakika itibarıyla gerekli tedbirleri aldıklarını mevcut kısıtlamaya da ek bir kısıtlama getirmeyeceklerini biliyorum. Biz Suudi Arabistan'a bir üniversite açılışı sebebiyle gitmiştik. Orada Kral Abdullah ile de ilgili kişilerle de görüşülmüştü. Onlar bütün tedbirleri aldıklarını, bir sorun yaşanmayacağını ifade etmişlerdi ama gelişen şartlar karşısında yeni bir tedbir alacaklarsa bu Suudi Arabistan'ın işidir. Türkiye bu konuda bir kısıtlamayı düşünmüyor.''

''Domuz gribi'' aşısı olup olmayacağının sorulması üzerine Arınç, ''Domuz gribi aşısı gelirse olacağım. Ben her sene grip aşısı olurdum. Doğrusu bazen faydasını gördüm bazen de görmedim ama bu bir tedbirdir. Tartışmalara girmiyorum. Sağlık Bakanlığı bunu faydalı görmüşse ne zaman gelirse o zaman olmayı hemen düşünüyorum'' dedi.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.