Güzel Şeyler Yazabilmek...

Yayınlanma tarihi: 17 Kasım 2009 Salı, 06:59

Karamsarlıklarla-umutların çarpıştığı, inişlerle çıkışların inanılmaz boyutlarda yaşandığı böylesi bir Türkiye’de, Sevgili Balbay’ın dediği gibi, karamsarlık 8’de 8 suçludur. 86 yıllık Cumhuriyetimizde, böylesi bir duyguya asla ve hiçbir zaman yer yoktur. Umut gelecektir, gelecek umuttur çünkü.

Hep içimden güzel şeyler yazmak geliyor. Daha doğrusu kendimi güzel şeyler yazmaya koşullandırmak istiyorum. Ama ne mümkün!.. Güzel yurdumuzun dışarıdan ve içeriden itelemelerle durmaksızın değişen, değiştirilen gündemi bırakmıyor ki... Kimilerinin pek küçümsediği, yok etmek için elbirliğiyle çalıştığı, (ama boşuna gayret) onurlu Cumhuriyetimizin -bana göre şanslı kuşaklarından olan- ben ve benim gibiler, ülke sorumluluğuna duyarlı yurttaşlar olarak eğitilmişiz. Bu yüzden yüz çeviremiyoruz ülkemizin giderek artan, değişken sorunlarına.

İhbarcı yayınlar

Böyle olunca da, ne kadar istesek de, güzellikleri yaşamaya, soluklanmaya, rahatlamaya zaman, zemin, ortam bulmakta zorlanıyor; ne kadar istemesek, ne kadar üzerimizden silkeleyip atmaya gayret etsek de, kimi zaman yüreğimizi hüzün, karamsarlık, yenilgi gibi incitici, acıtıcı duygular sarıveriyor.. beni ve benim gibi pek çok insanımızı...

Bir yandan işbirlikçi yazılı medyanın; habercisi, yorumcusu, köşe yazarı ile her gün insanların beyinlerini yıkadığı, kavram kaosu yarattığı kışkırtıcı, bölücü, yıkıcı, ihbarcı yayınları..

Yanı sıra da, birbiri ardınca şiddet, töre gelenekleri, düzeysiz espri dolu dizileri ve kim kimleymiş; kim, ne yapmış türünden yemekli, karı-koca arayanların televizyon programları arasında boğulan bir Türkiye’de...

Kısacası, emperyalizmin sömüreceği ülkelere uygulamakta olduğu, “Kimi teslim almak, kime sahip olmak istiyorsan, önce belleğini uyuştur” şeklindeki sinsi küreselleşme politikasının ne yazık ki harfiyen uyulduğu bir Türkiye’de bizler, karamsarlıkla iyimserlik, umutsuzlukla umut arasında gelgitler yaşıyoruz.

Aynen, izlemek üzere dördüncü kez gittiğim Silivri duruşmalarında olduğu gibi,

Aynen, geçen Cumhuriyet Bayramı öncesi ve haftasında yaşadıklarımız gibi,

Ve muhtemelen aynen, bundan sonra tanık olacağımız olaylar ve gelişmelerde edineceğimiz izlenimler gibi.

Silivri 26 Kasım duruşmasında, tutuklu sanıklarla avukatların, davanın iki ayrı mahkemede görülmesinin hukuka ve anayasaya aykırılıklarına dair yaptıkları itirazların (çoğu kez olduğu gibi) reddedilmesinin ardından okunan uzun soluklu, hemen birbirinin aynı içerikli iddianamelerin bende olduğu kadar, çok izleyicinin üzerinde yarattığı olumsuz, karamsarlıktan sonra, şanslıyım ki yüz yüze görüşme fırsatını bulduğum (ülkemiz adına utanç verici) tutuklu sanık, Sevgili Mustafa Balbay’ın o sözleri nasıl da umut vericiydi!

Evet, gün ışığına merhaba diyemediği 235’inci gününde, yüzünde gülümsemesini eksik etmeyen bir Balbay. Haftada bin sayfa okuyorum.. şu kadar İngilizce sözcük ezberliyorum derken, spor adına avluda yaptığı günde 15 adımdan iki saatlik yürüyüşü için “Bu yürüyüşte kimler var yanınızda” sorumuza her zamanki gibi bir espriyle yanıt vermesi:

‘Gurur duyuyorum’

“Bana eşlik eden umut ve karamsarlık.. ama yürüyüşün sonunda karamsarlık 8 de 8 suçlu çıkıyor.” Bu nasıl iyimser bir ruh dünyasıdır diye düşünürken, dokuz yaşındaki kızı Yağmur’un babasına söyledikleri ise hepsini bastırıyor ve içimizi en çok acıtıyor: “Baba, seni yüzde yüz özlüyorum, ama yüzde bin de gurur duyuyorum...” Acıtıyor ama, karamsarlıkla umut arasında gelgitlerde dolaşan bizleri de bir o kadar gururlandırıyor…

Ve her zamanki gibi bakımlı, her zamanki gibi gülen Balbay’a veda ederken, sadece sevgili kızınız mı, “Binlerce, on binlerce kişi sizinle onurlanıyor” diyesimiz geliyor.

Sonra Cumhuriyet Bayramı öncesi ve sonrasındaki yaşadıklarımız…Tam da 29 Ekim Bayramı’na birkaç gün kala, savaş üniformalı PKK militanlarının güllü, çiçekli, danslı, alkışlı karşılanmasının, duyarlı halk arasında yarattığı anlatılmaz ezikliğin, utancın, şaşkınlığın ardından, “Dur.. yeter” diyen duyarlı insanlarımızın başkaldırışı...

Ve İktidarın böylesi bir aymazlığı ile içine düştüğümüz karamsarlıktan hemen sonrası, halkın anlamlı tepkisiyle “umudumuz”un yeniden yeşermesi…

Ve halkımızı ümmetten ulus bilincine taşıyan Cumhuriyete, televizyon ekranlarından tarihin hiçbir döneminde görülmedik boyutlarda yapılan ihanetlere cevap olarak, coşkulu, yürekli, Cumhuriyet kutlamaları…

‘Aydınlarımızın yanındayız’

Bir yandan Cumhuriyetin temel taşlarını bir bir yerinden oynatırken, diğer yandan sanal gülücüklerle hükümet katındaki resmi resepsiyonlarda inandırıcılığı olmayan görüntülerde el sıkma(ma) skandalının yaratıldığı bir sırada, Çankaya’da boy gösteren tesettüre inat, Moda’da Cumhuriyet döneminin örnek kadını İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü’nün çağdaş giysilerinin sergilenmesi…

Ve nihayet Kadın Araştırmaları Derneği’nin kuruluşunun 86’ncı yılında “Laik Cumhuriyete Yönelik Tehlikeler” başlıklı paneli için salonu ağzına kadar dolduran o coşkulu kalabalık. Ve bu panelde anlamlı bir sunumu hazırlayan Meriç Velidedeoğlu’nun, Balbay’ın tutuklanmasından bu yana, her perşembe günü, 8 aydır Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde ısrarla, yüreğiyle ve inanarak, bir grup duyarlı insanımızla sürdürdüğü “Aydınlarımızın yanındayız” eylemi… Bitmeyen coşkularıyla bu eyleme katılan insanlarımızın asla bitmeyecek ve süregelecek inancı…

Karamsarlıklarla-umutların çarpıştığı, inişlerle çıkışların inanılmaz boyutlarda yaşandığı böylesi bir Türkiye’de, Sevgili Balbay’ın dediği gibi, karamsarlık 8’de 8 suçludur. 86 yıllık Cumhuriyetimizde, böylesi bir duyguya asla ve hiçbir zaman yer yoktur. Umut gelecektir. gelecek umuttur çünkü.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.