ABD-Çin bilek güreşi

Koç Üniversitesi’nden Dr. Atlı’ya göre Trump yönetimi Uzak Asya’daki müttefiklerinde ‘güvensizlik’ yaratıyor. Çin ise küresel hedeflerden ziyade arka bahçesinde belirleyici güç olma isteğinde.

10 Mart 2019 Pazar, 22:27

Dünya kamuoyunun dikkati Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında sonuçsuz kalan temaslara yoğunlaşmışken Washington yönetiminin Uzak Asya’ya olan ilgisi de giderek daha fazla tartışılıyor. Trump’ın seçim kampanyasında işaretleri verilen ancak aslında Washington koridorlarında son 7-8 yıldır konuşulan enerjik Asya-Pasifik politikasının merkez noktalarından birini Çin oluşturuyor.

Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması hedefiyle gündeme gelen açılım, Çin’den bağımsızlık çabası içinde olan Tayvan’la ilişkilerin geliştirilmesi, Güney Çin Denizi’nde girişilen rekabet ve ticaret savaşı gibi son dönemin en öne çıkan başlıkların tamamında esas oyuncular olarak Washington ile Pekin’i görüyoruz.

Başarsızlıkla sonuçlanan Hanoi zirvesinin ardından ABD-Çin ilişkileri bağlamında oluşan son tabloyu Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Altay Atlı ile görüştük.

Trump döneminde Asya-Pasifik hattında enerjik bir dış politika yönelimi görüyoruz. Burada Çin’le rekabetin payı olduğu muhakkak. Süregiden Kuzey Kore hamlesini bu çerçevede nereye yerleştirirsiniz?
ABD’nin Asya politikası yeni değil. Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde Asya açılımına niyetlenilmişti ama “Arap Baharı” ile ABD’nin yine oradan çıkamadığı bir dönem yaşandı. Trump döneminde ise Asya politikasının tam olarak ne olduğu henüz belli değil. Göreve gelir gelmez, hatta kampanya döneminde bazı geleneksel politikaları sorguladı. Japonya ve Güney Kore ittifaklarını maliyetleri nedeniyle eleştirdi. Ancak bu yaklaşım müttefkilerde ABD’nin bölgedeki varlığının nasıl devam edeceği konusunda güven kaybettiriyor. Japonya ve Güney Kore’nin Çin karşısında ABD’nin sağlayacağı güvenliğe ihtiyaçları var ama ekonomik açıdan da Pekin’le önemli ilişkileri var. Artık kendi ayakları üzerinde durma planları yapmak zorunda hissediyorlar.

‘Zirvelerden sonuç yok’
Görev süresinin yarısı dolan Trump’ın ise bir dış politika başarısına ihtiyacı var. Bu Kuzey Kore olabilirdi. “Yıllardır çözülemeyen sorunu ben çözdüm” demek istiyor. Ama bu mesele sadece ABD tarafından çözülebilecek bir sorun değil. Çin, Rusya gibi önemli aktörler de devrede. Bu arada çokça yanlış düşünülenin aksine Çin ile Kuzey Kore arasında bir ittifak ilişkisi bulunmuyor. Ancak Pyongyang’ın üzerinde en çok etkide bulunabilecek ülke, başta ekonomik nedenlerle Çin. Kim, her Trump görüşmesinden önce ve sonra Çin’le görüşüyor. Bu görüşmelerde şu ana kadar her iki taraf da niyetlerini ortaya koydular. Singapur’da bir şey çıkmamıştı, Hanoi’de hiçbir şey çıkmadı. Bu durum Çin’in önemini bir kez daha gösterdi.

ABD-Çin hattında ticaret savaşı, Tayvan ve Güney Çin Denizi gündemleri yakıcılığını koruyor. Siz yüksek tansiyonun bu başlıklarda nasıl seyretmesini bekliyorsunuz?
ABD ile Çin arasındaki tansiyon elbette var ama şunu ayırt etmek gerekiyor. ABD ile Çin küresel güç olma yarışında değiller. Çin bunun henüz çok uzağında. Sadece uçak gemileri açısından dahi değerlendirirsek tabloyu görebiliriz. Dahası Çin’in bir küresel siyasal güç olma niyetinin de olmadığı söylenebilir. Ancak Çin’in kendi arka bahçesinde belirleyici güç olma isteği elbette var.

‘Küresel yarış değil’

Büyüyen enerji ihtiyacı ile Kuşak-Yol projesi, Pekin’i kendi arka bahçesi dışına iten parametreler. Ama küresel aktör olmak bir oyun kurucu olma becerisi ve deneyimi de gerektiriyor. Pekin’in böyle bir misyonu kolay üstlenmesi mümkün mü sizce?
Pekin yönetiminin niyetinin o olmadığını söylemiştim. Çin’in önce içeride halletmesi gereken çok fazla meselesi var. Öncelikle de ekonomi... Ciddi bir dönüşümden geçmesi gerekiyor. Ciddi kırılganlıkları var. Batı benzeri bir siyasal sistemin olmadığı ortamda Komünist Parti de meşruiyetini en fazla ekonomik refah üzerinden sağlıyor. Ama böyle giderse parti için bir varoluşsal sorundan bahsetmek zorunda kalırız. Küresel güç niyeti bu bakımdan da yok. Kuşak-Yol projesi aslında küresel bir misyondan ziyade iç ekonomik süreç açısından önem kazanıyor. Elde para var, iyi değerlendirilmesi, yatırıma dönüştürülmesi gerekiyor. Bölge ülkelerinde yapılacak yatırım yeni istihdam, ekonomik canlılık anlamına gelecek. Bu nedenle Kuşak-Yol projesini de aslında iç meselelerle, içerideki dönüşümü destekleme perspektifiyle anlamak gerekir.

İpek Yolu canlanıyor

Çin’in yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir hacme ulaşması beklenen Kuşak-Yol projesi, kara ve deniz üzerinden tarihi İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması hedefini taşıyor. Şi önderliğinde Pekin yönetimi, bu çerçevede kendi topraklarından Avrupa’ya uzanan hatta başta ulaşım ağları olmak üzere pek çok yeni yatırım için düğmeye bastı.