‘Yeni dünya düzeninde’ meşruiyet krizi tartışması

Dünyanın pek çok bölgesinde kötü yönetim, adaletsizlik, ekonomik krizlere karşı halklar isyanda.

Ezgi Kardeş
01 Aralık 2019 Pazar, 02:00

Geride bırakmak üzere olduğumuz 2019 yılı dünyanın dört bir yanında farklı nedenlerden de olsa sosyal ve ekonomik adaletsizliklere karşı ayaklanma hareketlerine, otoriter rejimlerin dahi bastırmakta zorlandığı isyan dalgalarına sahne oldu. Küreselleşme ve teknolojik yeniliklerin daha fazla eşitlik sağlayacağı yönündeki iyimser tahminlerin aksine dünya, kapitalizmin, neo-liberal ekonominin sonucu olan büyük krizlerle karşı karşıya. Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) tarafından İstanbul’da düzenlenen 10. Boğaziçi Zirvesi’nde bir araya gelen siyasetçiden bürokrata, iş insanlarına, akademisyenlere pek çok yerli, yabancı isim “Yeni Dünya Düzenine Doğru” teması altında bu krizlere yönelik çözüm önerilerini değerlendirdi. 

‘YENİ KURALLARA İHTİYAÇ VAR’

Kimi yorumda, ABD’nin dünya siyasetindeki belirleyici konumundan çekilmesine, Rusya’nın etkili bir siyasi oyuncu olarak öne çıkmasına işaret edildi. ABD’yle ticaret savaşına rağmen Çin’in ekonomisi ve nüfusuyla liderliğe doğru yükselişi ise “yeni dünya düzeni”nin öne çıkan vurgusu olarak yer aldı.

 “Yeni düzende yeni kurallara ihtiyaç duyulduğu” uyarıları da dikkat çekti. Dünyanın doğal kaynaklarının hızla tükenmesi, iklim değişikliğinin geri döndürülemez boyutlara varması, gelir adaletsizliğindeki uçurumun büyümesi, küresel barış ve istikrarın tehdit altında olması, göç hareketleri ve tüm bunların sonucunda küreselleşme karşıtı korumacı/popülist/otoriter siyasetin alan kazanması, zirvede söz alanların dile getirdiği ortak kaygılardandı.

‘DEVLET DIŞI AKTÖRLER’

Toplantıya katılan isimlerden ABD’li yazar Dr. Maha Hosain Aziz, “Küresel Meşruluk Krizi” olarak adlandırdığı yeni dünya konjonktüründe kuralları belirleyecek olanın devlet dışı aktörler olacağı düşüncesinde. “2019’da siyasi elitlere karşı çıkan ve teknolojiyi çok iyi kullanan kitlelerin meydan okuyuşuna şahit olduk. Önümüzdeki 10 yıl içinde, bu kitlenin ihtiyacına karşılık gelecek olan yeni düzene ilişkin sorularla karşılaşacağız. Belki de Batı tipi demokrasinin yeterli olmadığı bir noktaya geleceğiz” diyor.

Eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff ise Aziz’in işaret ettiği bu değişim rüzgârının otokratlıktan, korumacılıktan yana estiği uyarısında bulunuyor. II. Dünya Savaşı sonrasında küresel istikrar için oluşturulan kurumların örneğin İngiltere’yi Brexit’e, ABD’yi ise daha fazla korumacılığa iten dip dalgayı engelleyemediğinin altını çiziyor. 

Wulff ayrıca, finans piyasalarında endişe yaratan ABD-Çin arasındaki rekabetin küresel istikrar için yeni bir fırsat olduğu görüşünde: “Çin’in Kuşak-Yol projesini ciddiye almamız gerekiyor. Bu, Afrika ülkelerinin gelişimi için de bir fırsat. Avrupa ülkeleri de bunun için çalışmalı. Ya hep beraber çöküşü yaşarız, ya da hep beraber refaha kavuşuruz” diyor. 

Zirvede neredeyse tüm konuşmacıların ortak noktalarından biri de, küresel istikrarın sağlanması için gelir adaletsizliğinin giderilmesine yönelik adımların hızlıca atılması gerektiği görüşüydü. Ancak çoğu katılımcının eşitsizliklerin ortaya çıkmasını engelleyen bir düzen tahayyülünden daha çok, vergilerin artırılması yoluyla yeniden dağıtımcı bir politikayı öne çıkarmaları dikkat çekici. Örneğin, Nikaragua Ulusal Politikalar Bakanı Dr. Paul Herbert Oquist Kelley, piyasa ekonomisinin sıkışması ve pazarda gelirin tek elde toplanmasının bir sonucu olarak dünyanın 1848, 1968, 1989 gibi dönüm noktalarından birini yaşadığını söylüyor ve çözüm olarak orta sınıfın alım gücünü artırıcı politikaları gösteriyor. KKTC Başbakanı Ersin Tatar da gelir adaletsizliğinin son bulması için zenginlerin ve varlıklı toplumların daha fazla fedakârlık yapmaları gerektiğini belirtiyor. 

‘İŞBİRLİĞİ ŞART’

Eski İspanya Başbakanı Rodriguez Zapatero, son dönemlerde güç kaybeden uluslararası işbirliğinin, küresel iklim krizi ve Ortadoğu’daki çatışmaların çözüme ulaştırılması için yeniden yükseltilmesi gerektiğini söylüyor. “Güçlü yaptırımlara sahip yeni kurumlara ihtiyacımız var” görüşünü dile getiriyor.