A+ A-

Davanın jürisi ince eleyip sık dokuyor... Karar yeni yıla kaldı

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla ile ilgili son sözü söyleyecek olan 12 kişilik jüri heyeti dördüncü günde de bir karara ulaşamadı. Atilla hakkında verilecek karar yeni yıla kaldı.
Yayınlanma tarihi: 23 Aralık 2017 Cumartesi, 00:11

Eski Halk Bankası genel müdürünün ABD’nin İran yaptırımlarını ihlal edip etmediği yönünde kararı belirleyecek olan jüri, perşembe günkü oturumda oldukça titiz bir görüntü verdi. Bu titizlik, benzer bir detaycılıkla hazırlanmış jüri talimatnamesinde belirtilen suç tarifleri ile birleşince ortaya oldukça zorlu bir süreç çıkıyor. Bu seyirde, verilecek kararın olumlu ya da olumsuz olacağını kestirmek gayet zor. Altmış altı sayfalık ve her bir kelimesi üzerinde kıyasıya uzlaşılmış bu talimatnamenin içeriği, hem savcılık hem de savunma sunumlarında zaman zaman davanın özünden kopuk görülen birçok sorunun aslında ne kadar nihai hedefe kilitlenmiş olduğunu kanıtlıyor. Etkin pişmanlık hakkını kullanan İran asıllı Türk altın tüccarı Rıza Sarraf, tutuklu sanık Mehmet Hakan Atilla ve diğer ifade verenlere defaatle sorulan soruların hatalı sunumlar değil, talimatnamede belirtilen suç unsurlarına dair jürinin zihninde belirgin izler bırakmayı amaçlayan tekrarlar olduğu anlaşıldı.

Başrolde Atilla var

Bu izler, sabit deliller ve ifadeler üzerinden sanığın, belirtilen altı ayrı suçta, Yargıç Richard Berman tarafından devamlı vurgulandığı üzere, “bilerek, isteyerek, niyet ederek ve bilinçli bir şekilde gizleyerek” eyleme karışıp karışmadığı belirlenecek

Atilla’nın Amerikan mahkemelerinde oldukça nadir görülen bir hamle ile ifade vermesi, davayı takip eden gözlemciler tarafından başta son derece olumlu karşılansa da sanığı zayıf bir pozisyona düşürmüş olması muhtemel. Savcı David Denton’un, Atilla’nın yaptırımlar ve bankacılık konularına ne kadar hâkim olduğuna vurgu yapan soruları ve sorulara kattığı yorumlar, her ne kadar Atilla tarafından “her bankacının bilmesi gereken detaylar” diye açıklansa da jüri nezninde uzmanlığını kanıtlamış olabilir.

Bu olası uzmanlık izleniminin, talimatnamenin en kritik bölümü olarak görülen, “bilerek görmezden gelme” kabahatine temel teşkil edip etmeyeceği de belirsiz. Buradaki kilit soru; savunma makamının, Atilla’nın Halk Bankası eliyle düzenlenen işlemler kanalıyla Sarraf’ın, ABD’nin İran’a yaptırımlarını ihlal ettiğinden haberi olmadığı yönünde jüriyi ikna edip etmediği.

Savunma avukatlarına göre, jüri ikna edilmiştir. Hükümete göre ise son derece tutarsız çizilen hikâye akışında Atilla’nın suçta işbirliği sabittir. Avukatların anlatımında, Atilla’nın ABD’ye Sarraf tutuklandıktan sonra hiç tereddütsüz gelmiş ve iki kez sorunsuz giriş yapmış olması ve ayrıca, yine tereddüt etmeden ifade vermek istemesi suçsuzluğun birincil göstergesi. Savcıların nezninde, ABD ziyaretinden önce Sarraf’ın iddianamesi incelenip genel müdür yardımcısının ülkeye girişinde herhangi bir tehlike olmadığı garanti edildi. Bir de devlete ait bankada çalışıyor olmasının verdiği özgüven vardı. “Atilla, ‘Ben büyük lokmayım, tutuklayamazlar,’ diye düşündü” şeklinde bir de yorum yaptı savcı Sidhardha Kamaraju, ikinci kapanış sunumunda.

Atilla’nın savunma ekibi davanın son duruşmasına kadar müvekkilleri aleyhine gösterilen delillerin zayıflığından yakındı, haklarındaki iddianamenin yersiz olduğuna işaret etti. Sarraf’ın, “cezaevinden çıkabilmenin tek yolu” diye nitelediği itiraflar çerçevesinde, Atilla’yı işbirlikçisi olarak tanımlamasını, sanığın masumiyetinin tüccarın gözü dönmüş özgürlük hırsına kurban edilmesi diyerek reddettiler. Şimdi ise talimatnamede geçen her kelimenin üzerinden dikkatle gittiği anlaşılan jürinin katı filitresi, Sarraf’ın mı yoksa Atilla’nın mı yalan söylediğini belirleyecek. Bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama hem esastan hem de işbirliği çerçevesinde Atilla’ya isnat edilen dört suçu oluşturuyor. Diğer iki suçta işbirliği suçlaması ise Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası, yani IEEPA’yı delmek ve ayrıca ABD Hazine Bakanlığı’nı dolandırmak kapsamında.

ABD Hazine Bakanlığı’nı dolandırma fiilinin işlenmiş olma şartı aranırken ambargonun ihlalinde ortada niyet olması yeterli görülüp, tamamlanmış bir suç eylemi aranmıyor.

Bu noktada jürinin kafası karışmış olmalı ki, perşembe öğleden sonra gönderilen bir notta, sanığın ambargoyu ihlalinde, yaptırımların kontrolünden sorumlu Hazine Bakanlığı’nda bağlı OFAC’den yaptığı işlemlere izin verilmediğine dair ispatın şart olduğu hükmüne açıklama istediler. Savunma avukatı Victor Rocco’ya göre bu olumlu bir işaret. “Böylesi bir soru jürinin sorumluluk sahibi olduğunu gösteriyor” diyen avukat, savcılık makamı ile zor da olsa ortak bir cevap metni üzerinde anlaştı. Ambargoyu delme amacıyla suç birliği yapmanın tarifine Rocco’nun ekibinin son dakika eklettirdiği ve sanığın “iyi niyeti tespit edildiği takdirde” bu suçtan kabahatli bulunmayacak olması Atilla için büyük bir kazanım.

Kayıtlar tekrar dinlendi

Bir başka deyişle, eğer jüri, sanığın ambargonun ihlali esnasında, tamamen iyi niyetle, suç işlediğinin farkında olmadığına hükmederse suçlu sayılmayacak.

Jüri odasından gelen bir başka talep savunma için umut vericiydi. Savunmanın, Fethullah Gülen örgütü ile ilişkili olup, davaya temel teşkil eden delilleri yasadışı yollarla ülkeye soktuğunda ısrar ettiği eski İstanbul Mali Şube Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz’ın iki telefon dinlemesine dair ifadesi istendi.

Hükümet delili 115 ve 118 olarak adlandırılan bu dinlemelerin ilkinde Atilla ve Sarraf, Atilla’nın sahte olduğunu bilmediği teyit edilen gıda ticaretinde kullanılacak gemiler hakkında konuşmuşlardı. “150 bin tonluk buğday için ödeme geldiği söyleniyor. Hakan Bey de bunun Sarraf’ın tarif ettiği 15 bin tonajlı tahta gemilerle taşınmasının mümkün olmadığını söylüyor” diye dinlemeyi açıklayan Korkmaz, “Hakan Bey’in taşıma gemisine uygun değil dediğini hatırlıyorum” diye eklemişti. Bir de üstüne, bankaya verilen evraklarda, buğdayın Dubai’nin kurak topraklarına yetiştiğinin yazılmasının “sıkıntı olduğunu hatırlıyorum” dediğinde salondan gülüşmeler duyulmuştu. Ancak savunmayı sevindiren kayıt talebi bir sonraki oldu.

Sarraf’la rüşvet ilişkisi mahkemece sabit görülen eski Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan ve Atilla arasında geçen davanın tek konuşma tapesi, yine Korkmaz’ın anlatımı ile geçen hafta ilk kez jüriye sunulmuştu. Sarraf’a ‘Cabbar’ diye hitap eden ikili arasında geçen bu konuşmada, işlenen suçun bilindiğine dair herhangi bir ifade bulunmuyor. Kayıtlara göre, büyük tonajlı gönderilerin küçük tonajlı gemilerle taşınmasındaki mantıksızlığın, küçük tonajlı gemilere konşimento zorunluluğu olmadığı için yerine gözetim belgesi istendiği konuşuluyordu. Aslan’ın bu belgenin devletten mi yoksa özel bir şirketten mi alınması gerektiğine Korkaz’ın anlatımı ile Atilla’nın cevabı dikkat çekiciydi. “Atilla’nın belgenin devlet kurumunda değil de, SGS gibi özel büyük firmalardan alınmasının daha iyi olduğunu, Dubai’de devlet kurumlarından belge sağlanmasının kolay olduğunu söylediğini hatırlıyorum” dedi.

Bu ifade Atilla’nın yalnış bir şeylerin döndüğünden şüphelendiğini, dolayısıyla kabahati görmezden geldiği yönünde yorumlanabileceği gibi, avukatlarından biri böyle bir niyetin kesinlikle söz konusu olmadığının açık olduğunu savundu. İsmini vermek istemeyen hukukçu, “Tonajda tutarsızlık var, gidermek için SGS’den gözetim raporu isteyelim diyor, duruş çok net” dedi. Yine de bu net duruşu jürinin kapalı kapılar ardında teyit etmesi gerekiyor.

Cuma günü yarım gün çalışmaya alışkın olan jüri, yargıç Berman’dan tam gün çalışmak için izin istedi, “İstediğiniz kadar çalışabilirsiniz” cevabını aldı. Ancak jüri kararını dün de veremedi. Karar 3 Ocak’taki oturuma kaldı.

Korkmaz’ın Delilleri ‘Gümüş Tepsi’de

Yargıç Berman, Korkmaz’ın ifadesinde Atilla lehine olan bölümleri bir bir sıralayarak savunmanın bu kişinin tanıklığına itirazında geçerli bir neden olmadığının altını çizmiş olsa da, avukatlar bu konudaki hassasiyetlerini muhafaza ediyorlar. Davayı yakından takip eden ancak ismini vermek istemeyen Amerikalı bir avukat, yabancı kaynaklardan temin edilen deliller hakkında yasaların oldukça esnek olduğundan bahsetti.

“Biz buna Amerikan ceza hukukunda ‘Gümüş Tepsi Doktrini’ diyoruz’ şeklinde konuşan hukukçu, “Delillerin yabancı bir ülkede yasadışı yollarla edinilmiş olması, hangi yollarla edinildiği, saklandığı, sınırdan çıkarıldığı ve ABD’ye getirildiği gibi hususlar, bu yasadışı eylemlere Federal görevliler karışmadığı müddetçe herhangi bir önem taşımıyor” diye konuştu. “Bu delillerin gerçek ve güvenilir olduğunun ispat edilmesi ise başka bir mesele. Mahkemeler, tabii ki bu delillerin gerçek olduğuna kanaat getirmeden bu belgeler davaya konu edilemez, ya da temel teşkil edemez. “Bu davada Korkmaz’ın tanıklığı o açıdan önemli görülüyor. Belge ve görüntüleri nereden getirdiği ya da hangi grupla ilişkilendirildiğinden öte, Korkmaz’ın, getirdiği bu belgelerin ve kayıtların toplanmasında, incelenmesinde bulunmuş biri olması, bilgi sahibi olması önem taşımakta” dedi.

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Rıza Sarraf, Fethullah Gülen

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler