‘Hayat sert bir soru soruyor’ - Karantina Sohbetleri: Yekta Kopan

Karantina Sohbetleri’nin yeni konuğu yazar Yekta Kopan. Kopan ile hayattan, insandan ve biraz da sanattan bahsettik.

25 Mart 2020 Çarşamba, 09:37

Yekta Kopan evde… Başka nerede olacaktı dediğinizi duyar gibiyim haklı olarak, ama Yekta Kopan’ın evde olması onun hayattan kopuk bir durumda olduğunu göstermiyor; aksine çalışıyor, online dersler veriyor, sosyal medyadan gözlem ve saptamalar yapıyor. Yazdığı öykü ve romanlardan da biliyoruz ki Yekta hayat hakkında çokça düşünen, yaşadıklarını her daim dolu dolu yaşamaya çalışan biri. Koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünyanın zor zamanlardan geçtiği şu günlerde onunla konuşmak, olan bitenler hakkında fikirlerini almak iyi geldi bana, eminim size de gelecek.

Selamlar Yekta, merhabalar. Nasılsın? 

Merhaba. Evdeyim ve olabildiğince iyiyim. Dilerim sen de iyisindir Emrah.

Teşekkür ederim, idare ediyorum. Senin dün akşamüstü online dersin vardı yanılmıyorsam.. Nasıl geçti? İlk kez galiba online ders veriyorsun.

Evet, Bilgi Üniversitesi Marka Okulu'ndaki Yüksek Lisans dersimi bu gün çevrimiçi gerçekleştirdik. Okulun sisteminde bir eğitim aldık önce ve bugün de uygulamasını gerçekleştirdim. "Hikâye Anlatıcılığı" dersinin katılımcı olması gerekiyor. Bu nedenle, herkesin birbirini ekranda göreceği ve duyacağı bir dersin nasıl olacağını merak ediyordum açıkçası. Ama tahminimden çok daha iyi geçti. Bir süre böyle devam edeceğiz.

Kolay gelsin.. Onun dışında nasıl değerlendiriyorsun evde geçirdiğin zamanı? Hep çalışıyor musun, yoksa başka şeylere de vakit ayırıyor musun? Bir kere çok erken kalktığını görüyorum sosyal medyadan.

Ben genel olarak erken uyanan biriyim. Yaşadığımız günlerde de bu değişmedi. Günün ilk saatleri ev işleriyle geçiyor. Temizlik ve eğer varsa çamaşır, ütü falan... Hiç tahmin etmezdim ama mutfak çok zaman alıyormuş. Yemek yapmak bir yandan, temizlik bir yandan. Ev işlerinden sonra da, çalışmalar başlıyor. Elimden geldiğince bir çalışma sistemi oluşturdum. Her gün işe gider gibi, çalışma masamın başına geçiyor ve çalışıyorum. Özellikle uzun zamandır okumayı istediğim kitaplara zaman ayırabildim bu günlerde. İlk birkaç gün daha belirsizdi çalışma ritmim ama günler geçtikçe bir sistem oluştu sanırım. Televizyona pek bakmıyorum ama sosyal medyaya yakalandığım dakikalar oluyor. Onu da mümkün olduğunca sabah saatleriyle, akşam geç saatlere bırakıyorum ki, gün içinde rahatça çalışabileyim.

Şu tuhaf zamanlarda sanki bir anda distopik bir romanın ya da filmin içine düşmüş gibi olmadık mı? Ya da sen nasıl hissediyorsun, nedir bu yaşadığımız şey?

Eğer bu soruya net bir cevap bulabilmiş olsaydım hemen paylaşırdım. Komplo teorileri üretenlerden, distopik metinler yazanlara kadar kimsenin de "net" bir cevap bulabildiğini-bulabileceğini sanmıyorum. Sanat, hayata takla attırmayı sever ama kimi olaylar ve dönemler vardır ki, sanatın gücünü aşan bir manevra yapar hayat. İnsan hep "hayatın anlamı ne, amacı ne?" sorusunun peşine düşer. Şu anda hayat bize daha sert bir soru soruyor sanırım: "İnsanın anlamı ne, amacı ne?”

DÜNYA AYNI DÜNYA OLMAYACAK

Buradan çıkışımız nasıl olacak sence? Alacağımız bir ders var mı insanlık olarak?

Çıkışımız nasıl olur bilemem ama çıktığımızda dünyanın "aynı dünya" olmayacağı belli. İnsan sosyal bir canlı ama bu süreçten sonra aynı sosyal davranış kalıplarını devam ettiremeyeceğiz belli ki... Şöyle söyleyeyim... Sana "her şey geçti, salgın bitti, virüs yenildi, sokağa çıkın ve yaşamınıza devam edin" deseler bile, aynı şekilde davranmaya devam edebilecek misin? Yolda birini gördüğünde sarılacak mısın, öpecek misin, kalabalık bir yerde kendini rahat hissedecek misin? Pek sanmıyorum. Artık bütünüyle kuşkudayız, tedirginiz. Açıkçası bireysel olarak alınabilecek dersler değil de, büyük yapıların alacağı dersleri daha çok merak ediyorum. Küresel ekonominin öğüten dişlileri kendini temize çekmek zorunda kanımca.

Doğru.. Öte yandan kültür endüstrisi çok yara aldı, iptal edilen etkinliklerin haddi hesabı yok. Şu sıralar gitmeyi çok istediğin ama bu yüzden gidemeyeceğin bir konser ya da etkinlik var mıydı?

Bu soruyu ilk günlerde sorsaydın bir takım konser ya da etkinlikleri sayardım. Ama geçen günlerde o duygum yok oldu. Şu anda dünyanın hali, bütün o etkinliklerin heyecanını unutturacak boyutta. Hem yurt içinde hem yurt dışında gideceğim çok sayıda etkinlik, konser, fuar, festival ya ertlendi ya da iptal oldu... Ama her gün bir insanın daha, yüzlerce insanın daha ölüm haberlerinin geldiği bu korkunç dünyada, bu duruma dertlenmek anlamsız geliyor. Kültür endüstrisine gelince... Diğer tüm alanlarda olduğu gibi bu alanda da ezberler bozuluyor, değişimler olacak. İnanıyorum ki, paylaşım enstrümanları değişse de sanat ayakta kalmayı başarır.

YENİ BİR DÜNYA TAHAYYÜLÜ

Şu günlerde online etkinliklerde bir artış var. Konserler var örneğin, sosyal medya üzerinden canlı olarak dinleyiciye ulaşan. Edebiyat dünyası nasıl sence bu konuda? Online edebiyat için neler var, nelere rastladın?

İlk günler daha çok kitap paylaşımlarıyla geçti. Listeler, kitap önerileri falan... Bir de okuma videoları ya da canlı yayınları var; ben de yaptım. Herkes elinden geldiğince bir şey yapıyor ve okurluk duygusunu canlı tutmaya çalışıyor. Ayrıca edebiyat siteleri ya da uygulamaları hızlıca bu süreçte insanların yanında olabilmek için eyleme geçti. Ama bunlar daha çok var olan üretimin paylaşılması için heyecanla bulunan çözümler Emrah. Buradan yeni bir edebiyat paylaşım yapısı çıkar mı bilmiyorum ama önümüzdeki yıllarda bu sürecin sanat üretimine nasıl dahil olacağını çok merak ediyorum. Müzikten sinemaya, edebiyattan sahne sanatlarına, plastik sanatlara kadar bütün sanat disiplinleri bu günlerle hesaplaşacak ve yeni bir dünya tahayyülü yaratacak bence.

Çok teşekkürler yanıtların için.. Son olarak, bu günlerin kolay geçmesini sağlamak adına bu söyleşimizi okuyanlara ne önerirsin? Film olur, kitap olur, albüm olur.. artık sana bırakıyorum onu.

Bugünlerde çok kitap önerdim ama çok klişe olamayacaksa burada da “Cesur Yeni Dünya” (Aldous Huxley), “Fahrenheit 451” (Ray Bradbury) ve “Solaris” (Stanislaw Lem) önereyim. Yurt içinde ve dışında çok sayıda müze, sanal sergi ve müze turları düzenledi. Bence insanlar sosyal medyayı bunların paylaşımı için de kullanabilir. Film önerilerini ben senden almak isterim, o konuda sözü sana bırakayım. Müziğe gelince, on gündür yeni nesil Blues sanatçılarını dinliyorum. Hatta listeler oluşturacağım yakın zamanda. Sana da gönderirim. Ama iki yeni albüm önereyim de, senin film listene karşı tabağı boş göndermemiş olayım. Kalben'den “Kalp Hanım”. Bize, ‘özgürlüğün en büyük başarı olduğunu’ her defasında hatırlatan Kalben’den yalnızca içinden gelen şarkıları söylediği yepyeni bir albüm. Ve Tame Impala'dan “The Slow Rush”… Kevin Parker ve orkestrası beş yıllık uzun bir aradan sonra geri döndü.  Dinledikçe güzelleşen, oturduğunuz yerde dans ettiren bir albüm.

Çok teşekkürler bu güzel sohbet için. Sağlıklı günler dilerim.

Ben de, görüşmek üzere…