AKP’nin kara kitabı!

Sivil Darbe kitabını okuduğumda fark ettiğim ilk şey, onun bu “AKP zamanları”nın hem ruhunu ve hem aklını zapt edip bize sunduğu oldu.
Yayınlanma tarihi: 23 Ağustos 2019 Cuma, 11:53

[Haber görseli]

Fotoğraflar: VEDAT ARIK

CÜNEYT AKMAN

Sanatçıların eserlerinin, sık sık “çağının tanığı” olarak nitelendiğini görürüz.

Doğrudur da bu… Bir çağı, bir dönemi anlamanın en esaslı yöntemi o dönemin sanat yapıtlarını gözden geçirmektir. O yapıtlar bize o zamanın, adeta ruhunu yansıtırlar.

Zamanı, çağı kavramak, gelgelelim, biraz da o zamanın bilincini, aklını kavramaktan geçer. Ne var ki ne eskinin vakanüvisleri, ne de günümüzün gazeteleri bize günlük olaylar karmaşası içinden, zamanın asıl bilincini süzen köşe taşlarını her zaman ayıklayıp veremez. Bunun için düşünürlere ihtiyacımız vardır. Ehemle mühimi ayıran, güncel olup geçip gidenle, unutulmaması gerekenleri fark eden, çağa damgasını vuran olayları seçip dikkatimize sunan, üstelik onların gerçek anlamını daha vuku bulduklarında bize yorumlayan düşünürlere…

[Haber görseli]

O düşünürler öyle kişiler olmalı ki, sadece akademik çalışma yapan değil politik mücadelelere de yakın olsunlar…

Zira ancak böyle kişiler, bize yaşadığımız zamanın mühim dönemeçlerini iş işten geçmeden hatırlatabilir ve yorumlayabilir.

Bu yazıda incelediğim kitap ve yazarı, işte yukarıda saydığım tüm özellikleri verebilen birer kaynak... Ataol Behramoğlu edebiyatımızın yaşayan en önemli şairlerinden; hem de ömrü politik mücadele ve fikir üretimiyle geçmiş bir düşünür...

Sivil Darbe kitabını okuduğumda fark ettiğim ilk şey, onun bu “AKP zamanları”nın hem ruhunu ve hem aklını zapt edip bize sunduğu oldu.

Ataol Behramoğlu’nun Sivil Darbe kitabı bir anlamda AKP’nin Kara Kitabı!

2002 yılından bu yana AKP kadrolarının, cumhuriyetin temellerini oyma sürecinde işledikleri hukuki değilse de siyasi anlamdaki “suç”ların bir sabıka kaydı.

Kitap beş bölümden oluşuyor: 1. Sivil Darbe 2. Dinci Polis Devletine Doğru 3. Başbakan Kendisiyle Tutarlı 4. Yalancının Ampülü 5. Başka Bir Tür.

Her bir bölüm kendi içinde tarihsel bir sıra takip ediyor. Böylece hem tematik hem de kronolojik bir kitap oluşmuş. Pek çok unuttuğunuz, köşe taşı niteliğindeki önemli vakıayı, hem tarih sırası hem de kendi bağlamı içinde yorumlanmış olarak bulabiliyorsunuz.

Kitapta her bölüm birer şiirle başlıyor. Her şiir adeta o temanın ruhu ve vicdanının sesi oluyor. Akıl sonradan konuşmaya başlıyor belki ama “sözünü sakınmadan” konuşuyor. Farklı da konuşuyor çünkü yazarın sanatçı, şair kimliği düz yazıda da kendini gösteriyor.

SADECE KÖŞE YAZILARI DEĞİL POLİTİK DENEMELER

Deneme, zor bir edebiyat alanıdır, hele de politik bir konu ise yazmak zorunda olduğunuz, iki kat zorlaşır iş…

Denemenin okurla sohbet etme havası günlük, kızgın politik atmosferde rayından çıkmaya çok elverişlidir. Gazete köşe yazıları da doğrusu biraz bu yüzden, biraz da yer darlığından “deneme”nin o rahat üslubu için hiç de elverişli değildir.

[Haber görseli]

Bu kitap köşe yazılarından oluşmuş, Cumhuriyet Gazetesi’nde yer almış, her biri zamanın tanığı olan yazılar…

Öyleyken kitabın girişinde tür olarak “deneme” yazıyor.

Doğrusu kitabı okumaya başlarken, içimden “Köşe yazısı derlemeleri deneme sayılır mı hiç?” dediğimi söylemeliyim. Üstelik Behramoğlu’nun köşe yazılarını elden geldiğince takip etmeye çalışan birisi olarak bunu düşündüm.

Fakat fark ettim ki çok sayıda köşe yazısının içinden bu kitaba alınan yazılar oldukça dikkatli seçilmiş ve hemen hepsi “deneme” sıfatını” büyük ölçüde hak ediyor.

Hiciv, Türk edebiyatının en azından tarihsel olarak en güçlü olduğu alanlardan biridir. Aynı şeyi, zaten isminin bile Batı kökenli olmasından anlayabileceğimiz üzere, “İroni” için söyleyemeyiz. Sosyal medya yaygınlaşalı beri her beş-on paylaşımdan birinde “ironi yaptım; niye anlamıyorsun?” kapışmasına şahit oluyoruz. Meraklısı için söyleyeyim, bu kitaptaki denemelerde yer yer vurucu bir mizahın, yer yer şaşırtıcı bir ironinin örneklerine rastlıyoruz.

Örnek istiyorsanız, Ataol Behramoğlu’nun çeşitli dillere hakimiyetinden de yararlanarak yazdığı “Alçalmanın Halleri” yazısını verebilirim. Sadece bu yazı için bile bu kitap alınabilir.

Ya da isterseniz “Kötülüğün Olağanlaşması” yazısını önümüze koyalım… Felsefe-psikoloji-siyaset üçgeninde yazılmış, insanı uzun uzun düşünmeye sevk eden bir deneme…

Türkiye Cezaevi Cumhuriyeti” yazısı ise bize bir soru soruyor ve ardından yine her biri bir özlü söz sayılabilecek cümleler geliyor:

Türkiye cumhuriyeti nasıl oldu da (…) Türkiye Cezaevi Cumhuriyetine dönüştürüldü?

Nasıl, nerede, ne zaman?

Kötülükten daha kötü olan, kötülüğü kanıksamaktır.

Vicdansızlıktan daha kötü olan, vicdansızı haklı bulmaktır.

Korkaklıktan daha kötü olan, korkuyu olumlamaktır.

Yılgınlıktan daha kötü olan, yılgınlığı benimsemektir.

Boyun eğmekten daha kötü olan, celladına tapınmaktır.

Tutsaklıktan daha kötüsü, zincirine alışmaktır.”

UZLAŞMAZ BİR UMUT VE AKIL YOLCULUĞU

Sivil Darbe sadece bir şairin ve düşünürün haksızlıklara tanıklığından veya isyanından da ibaret değil. On yedi yıl boyunca daima umudu ve mücadeleyi salık verdiğini görüyorsunuz.

Üstelik boş bir umut satıcı gibi değil… Somut çareler önererek…

Alalım “Cumhuriyetçiler Birleşmezse” yazısını… 14 Haziran 2008’de kaleme alınmış.

Ne diyor Ataol Behramoğlu daha o zaman:

Geçen seçimler öncesinde solun birleşmesi konusunda birçok yazı yazanlardan biri de bendim.

Bugün bu “lüks”e sahip değiliz.

AKP’nin demokrasi maskesinin tümüyle düşmüş olduğu günümüzde, sadece solun, sosyal demokrasinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin devamını isteyen herkesin, bütün cumhuriyetçilerin birlikte hareketi gerekiyor…”

Muhalefetin son seçim başarılarının formülü bakın işte daha o zamandan verilmemiş mi?

[Haber görseli]

YUNUS EMRE’DEN GÜNÜMÜZE BİR ULU YOLUN YOLCUSU

Kitaba adını veren “Sivil Darbe” yazısı 4 Ekim 2003’ten, “Sivil Darbeden Sivil diktaya” yazısı ise 9 Ocak 2010’dan…

Aynı yıllarda bu ülkenin bazı anlı şanlı sosyal bilimcileri, gazetecileri ve ne olduğu tartışılır kimileri, AKP’nin demokratlığına övgü düzmekle meşguldü.

Herhangi bir bilim veyahut da zanaatta, söylediği boyuna yanlışlanan ya da ürettiği mal bozuk çıkanın mı sözünü dinler, malını satın alırsınız yoksa öngörüleri doğru çıkan, malı sapasağlam dayananın mı?

Ulu ozan Yunus Emre ne demişti:

Yunus bu sözleri çatar / Sanki balı yağa katar / Halka metaların satar / Yükü gevherdir tuz değil.”

Çağımızın ozanı Ataol Behramoğlu da Kitabın 2. Bölümünün girişindeki “Halk Ozanı Gibi” şiirinin birinci ve dördüncü dizeleri de, şüphesiz alınıp başköşeye konması gereken Korkut Ata öğütleri gibi:

Behramoğlu ver haberi / Çıkmış düzenin çivisi / Senin taka su alıyor / Yüzer kötünün gemisi”

Eğer birlik olamazsan / Tek bir yumruk olamazsan / Hesabını soramazsan / kötü bu işin gerisi”

Sivil Darbe / Ataol Behramoğlu / Tekin Yayınevi / 368 s./ 2019.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ataol Behramoğlu