‘Daha çok filozof, daha az başkan’

José Mujica, başkanlık yaptığı dönemde hem Uruguay’da hem de dünyada iz bıraktı. Andrés Danza ve Ernesto Tulbovitz’in kaleme aldığı “Saraysız Başkan: José Mujica”, hemen herkesin ilgi odağı haline gelen Mujica’yı tüm yönleriyle anlatıyor. Kaan Egemen'in değerlendirmesi...
Yayınlanma tarihi: 17 Kasım 2015 Salı, 15:12

[Haber görseli]José Mujica’nın biyografisi

‘Daha çok filozof, daha az başkan’

Eduardo Galeano, hiçbir şeye değişmediği Montevideo sokaklarında gezinirken insan kalabilenleri anıp vicdanı körelmeyenlere ve yalandan kaçınanlara seslenmişti. Geleano, yalınlığıyla hem kendi coğrafyasının hem de dünyanın gidişatını yorumlamıştı. Anlattıkları bazen sıkıntı yaratsa da büyük oranda umut aşılamıştı. O coğrafyadan çıkan José Mujica da benzer bir umutla yetişen bir insan...

Bir siyasetçinin (her ne kadar o kendisini öyle görmese de) tevazu sahibi olabileceğini ve ülkesini, yaşadığı gibi sakin ve huzurlu şekilde yönetebileceğini gösterdi.

OBEZ DEVLETİ ZAYIFLATAN BAŞKAN

Andrés Danza ve Ernesto Tulbovitz’in hazırladığı Saraysız Başkan: José Mujica, zaten adındaki ifadeyle her şeyi anlatıyor. “Başkan olamaz” denen, kendisi de “benden başkan olmaz” diyen, seçildikten sonra “arzu ettiği gibi yaşamayı” sürdüren, oturduğu evi ve bindiği arabayı (vosvos’u) değiştirmeyen bir “başkan” oldu Mujica. Peki, koca bir saray, bir dolu koruma ve son model bir araba yerine hep kaldığı çiftlik evinde üç bacaklı köpeği Manuela ve eşiyle sade bir hayat sürmeyi neden tercih etti? Belki bunda alçakgönüllülüğün, açıksözlülüğün ve yalınlığın payı vardır. Tüm bunları, uzun zaman yan yana mücadele ettiği ve beraber hapis yattığı gerilla arkadaşlarına ve o fikri özümsemesine ya da emekçi ailesine borçludur belki… Maaşının yüzde 70’ini yoksullara bağışlayan, “para peşinde koşup bunu inkâr eden solculara” sinirlenen ve para için siyasete girmeyen biri Mujica. Başkanlığının ilk yıllarından başkanlık sonrasına dek insanların, onu el üstünde tutma nedenlerinin başında geliyor bu durum. Obez devleti zayıflatma ve harcamaları kısma idealini gerçekleştirmesi de cabası.

Mujica, görevde kaldığı süre içinde gereksiz harcama kalemlerinin en büyüğü olan protokollerin de bir numaralı bozguncusuydu. Bu da Mujica’nın “düşündüğün gibi yaşamalısın, aksi takdirde yaşadığın gibi düşünürsün” düsturunun bir yansıması.

Danza ve Tulbovitz’in kitabı, asla bir mit yaratmaya uğraşmıyor. Aksine kitap boyu araya giren Mujica’yı olduğu gibi anlatıyor. Hemen yanı başımızda duran gerçeküstü Mujica, politikacıdan çok sokaktaki bir insan. Çocuksu ama ayakları yere basan bir kahraman. Mucizeler yaratmak için söz vermeyen ve kendisinden mucizeler beklenmeyen bir lider. Anarşistliği ve hoşgörüsünün kaynağında en başta bunlar var. Büyük sözler söylemeyen ve büyük sözlere kapılıp gitmeyen biri aynı zamanda: “Hayat gelecektir, geçmiş değil! Bu, geçmişin yaşanmadığı anlamına gelmez. Geçmiş vardır ama belirleyici olan gelecektir. Sana unutabilme yeteneğini verecek olan da budur. Aslında unutmak doğru sözcük değil. Hiçbir boku unutmuyorsun. Ben tüm yaşadıklarımı nasıl unutacağım ki? Mesele, üstesinden gelmek…”

Sevse de sevmese de sırf başkan seçildiği için kendisine selam çakanları gören, yine kendisini gölgede bırakacak olsa bile en akıllıları işe alan Mujica, hem şaşkınlıkla hem de sempatiyle karşılanıyor. Hatta onu bir deha gibi görenler de var ve Mujica’nın buna yanıtı gayet kesin: “Ben bir deha filan değilim. Söylenenleri ciddiye alsaydım çekilmez biri olurdum. Benim için dehanın yüzde 90’ı döktüğün terdir. Sana asıl bilgeliği, büyük bir hevesle yaşamak ve düşündüğünü söylemek verir. Bunu yapan siyasetçi sayısı oldukça az. Bazen her düşündüğünü söylemek uygun olmayabilir ama inan ki çok olumlu sonuçlar veriyor.”

“HAKİKİ HAYAT” İÇİN

Başkan seçildikten sonra yaşamını olduğu gibi sürdüren, siyaseti felsefeyle harmanlayan Mujica’yı, gösteri yapmakla suçlayan ve “pop yıldızı” olduğunu söyleyen bir kitle de var. Onun bu eleştiriye yanıtı yine çok sakin: “Halkım nasıl yaşıyorsa ben de öyle yaşıyorum.”

Hayatla dolmak istediğinde doğaya açılan (ki zaten oradan hiç ayrılmayan), başta Manuela olmak üzere köpekleriyle gezintiye çıkan, kedileri, horoz ve tavuklarıyla birlikte yaşayan Mujica’nın, Uruguay’da kurduğu politik ortamla hayatının nasıl kesiştiğini anlatıyor bu görüntü; “daha çok filozof, daha az başkan”: “Gereksiz tüketim ve hayatın bayağılaşmasına karşı yenik düşüyoruz. Gelecek kuşaklara bırakmak için tek bir şey seçme hakkım olsaydı, bunu hakiki hayata daha çok zaman ayırabilmeleri için kullanırdım.”

Uruguay ve öbür Latin Amerika ülkeleri, sığ ve çapsız politikacıların elinde yıllarca süründükten sonra halkın desteğini tam anlamıyla alan liderler ve siyasetçiler çıkardı. Bunun son örneklerinden Mujica, sadeliğin sesi olmayı başardı. Aslında zaten olduğu gibi kalıp kendisini, hem ülkesine hem de tüm dünyaya öyle kabul ettirdi.

Mujica, bugün yeryüzünün dört bir yanında koltuğunu sağlama alma derdine düşenlere, savaş oyunlarına soyunanlara ve iktidar hırsına kapılanlara karşı sessiz sakin ve etkili mesajlar göndermişti, göndermeyi de sürdürüyor. Derdini anlatmak için başkanlık kuşağı takmasına gerek olmadığını da düşünüyor.

Hayal kurmaktan hiçbir zaman geri durmayan ve bu anlamda kendini hep diri hisseden bir insan da yer alıyor karşımızda: “Belki yanılmış olabilirim ama hayallerim hep vardı ve var olacak. Stratejim olmadığını söyleyemezler. Boktan olabilir ama bir stratejim var. Ve hayal kurmak için hâlâ yeterli gücüm var.”

Mujica, bir başkan ya da politikacı olarak gündeme geldi, ünlendi; sözleri ve yaşantısı bu nedenle dikkatle izlendi belki ama kendisi de sürekli önce sıradan bir insan olarak anılmayı istedi. Onun başarısının altında yatan esas tavır da bu zaten.

Saraysız Başkan: José Mujica/ Andrés Danza, Ernesto Tulbovitz/ Çeviren: Ali Tuncer/ Tekin Yayınevi/ 262 s.

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ