Rodrigo Rey Rosa’dan “Sağırlar”

“Sağırlar”, kültürel derinliği olan bir kitap. Ortadan kaybolan, birbirinden farklı iki insanın hangi ortak noktada buluşabileceğini ince ayrıntılarla anlatan Rosa, aynı zamanda Guatemala’nın şiddetle örülü, ayrımlarla dolu sınıfsal yapısını ve kendi coğrafyasının tarihini bir potada eritiyor romanda.
Yayınlanma tarihi: 17 Mart 2014 Pazartesi, 13:27

[Haber görseli]Büyük volkanların gölgesinde

Hangi coğrafyaya giderseniz gidin, acılı ve karanlık bir dönemi rahatlıkla bulursunuz. Zaten tarih biraz da bu: Acı ve kanla yazılan, üzerinden vakit geçtiğinde bazen anılan bazen hiç hatırlanmak istenmeyen anların toplamı.

Bir de ısrarla yok edilmeye, itinayla kazınmaya çalışılan tarih(ler) var ki onların durumu biraz farklı. Rodrigo Rey Rosa’nın memleketi Guatemala böyle bir coğrafyada. Oyunun sonu veya gidişi zaten başından belli. Orta Amerika’nın asıl sahipleri Mayaların yerinden yurdundan koparılmasından yakın zamandaki peşi sıra darbelerle gelen hukuksuzluklara kadar uzanan karanlık sayfalarla örülü bir tarihi var bu ülkenin. 1990’ların başından beri kitapları yayımlanan Rosa da bu tarihe bir yerinden dokunmadan geçmiyor elbette. Olaylara, hem doğduğu coğrafya nedeniyle içeriden hem de bulunduğu pek çok farklı yer yüzünden dışarıdan bakabilen Rosa, gizli veya açıktan yürütülen yasa dışı operasyonlarla beraber bölgenin zengin kültürel altyapısını da romanlarına konu etmiş bir yazar.

1980’lerin ilk yarısında ülkesinin başına tebelleş olan hukuksuzluğu, işkence ve darbeleri yürüten gizli örgütler ve onların Guatemala’daki uzantısı kimi yapılanmalar, yeni romanı Sağırlar’da karşımıza çıkıyor. Guatemala ordusunun özel harekatlar için eğitilen birimi Kaibil’in artıklarının suç dosyası oldukça kabarık. Rosa buradan hareketle hem o suçları hem Guatemala’daki kültürel ve siyasal değişimi hem de iki farklı insanın hangi nedenle ortadan kaybolduğunu anlatan bir kurgu yaratmış. Ama Sağırlar salt kurmaca değil; gerçeğe yakın, hatta bazı bazı gerçeğin ta kendisi: İsimler, yerler ve tarihler başka fakat tüm bunlar yaşanmışlıklarla dolu.

“BABAM BİR TİRAN”

Rosa, romana başlamadan önce anlatacağı olayın kavranması adına ufak notlar paylaşıyor. Özellikle kayıp çocuk Andrés’in sağırlığını, onun (ve pek çok sağırın) nasıl özel sayıldığını ve başka dünyaları tanıdığına dair inancı aktarıyor. Hayatı, gözleri ve işaret diliyle yaşayan Andrés’in bir kazanın ardından sırra kadem basması anlamsız bulunurken olaylar da akmaya başlıyor.

Rosa’nın romanının ikinci ayağı ise Guatemala’nın ileri gelenlerinden, banker Claudio ve onun kızı Clara. Babasının yanında yaşayan ve adeta onun çevresiyle beraber bir esaret hayatı süren Clara, bu yüzden kendi yolunu bir türlü çizemediğini düşünüyor. Babasının verdiği bir davette kullanılan bir benzetme sanki onun hayatını anlatıyor: “Biliyorsunuz, bu ülkedeki her şey volkanlarla yaşananlar gibi, suçsa onların suçu. Bizi kontrol ediyorlar ya da birileri bizi oradan kontrol ediyor.” Clara’nın, sonradan kendisinin koruması olan Cayetano’ya “babam bir tiran” demesi, o volkan benzetmesini anlamlı kılıyor.

Rosa, Clara’nın içinde bulunduğu zenginlikle dolu (o verimli volkanik arazilerdeki gibi) yaşamla beraber, korumasının geldiği ve kendi yağında kavrulan köy hayatını anlatarak iki ayrı Guatemala tablosu çiziyor.
Rosa’nın romanda tasvir ettiği Guatemala, satır aralarından bizi selamlayan “buhar olup uçan ülke” tanımlamasıyla daha net anlaşılabiliyor. Kirlenen bürokrasi, çıkar ilişkileri, fink atan çeteler, kaçırılıp öldürülen insanlar… Tüm bunlar mektuplara, anlara ve soluk alıp verişe bile işliyor. Bir anlamda hayatın olağan akışı bu!
“Fiziksel ve psikolojik olarak buharlaşan ülkede”, Clara ve âşığı Javier, koruması Cayetano, babası Claudio ile Rosa’nın öbür kahramanları ve ülkede kirli işlere bulaşmış Kaibiller bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Derken Clara’nın ortadan kayboluşu, yaşlı kurt Claudio’nun evindeki ve hayatındaki tüm düzeni değiştiriyor. Bu kayboluş, Claudio ile oğlunu yakınlaştırmaya başlıyor, eski yaraların bir bakıma üstü örtülüyor. Evdeki herkes dikkat kesilmiş biçimde telefonun çalmasını bekliyor. Ancak bunun bir kaçırılma mı yoksa terk ediş mi olduğuna bir türlü karar veremiyorlar. Claudio’ya ulaştırılan zarf, kızının kaçırıldığını gösteriyor. Oysa durumun Guatemala’nın gerçeğinden kaynaklanan bir paranoya olduğu kısa süre sonra Clara’nın telefonuyla anlaşılıyor: “Beni kim kaçırır ki? Hepiniz delisiniz! Hepiniz paranoyaksınız. Sorun bu ülke! Bu yüzden kaçtım işte! (…) Hepiniz sağırsınız!” Claudio için son darbedir bu cümleler, kızının sözleri ölümü olur.

MAYA ADALETİ

Rosa’nın anlatımına bakıp her şeyin bir sonuca bağlandığını düşünenler çıkabilir. Üstelik bu “erken son” yüzünden yazara sitem edenler bile olabilir. Fakat bu, sadece bir aşama. Rosa, Guatemala gerçeğini, ülkedeki paranoya ortamıyla ilginç ve bir o kadar da başarılı biçimde yan yana getirmiş. Olayı bir yönüyle polisiyeye dönüştürürken kültürel, siyasi ve sosyal bir açmaz olarak da resmetmiş.

Öte yandan “esaret” olarak algıladığı hayattan ve “tiran” diye nitelediği babasından uzaklaşmasının Clara’yı özgür kılıp kılmadığı, zaman zaman kendine sorduğu bir soru olarak karşımıza çıkıyor: “Clara resim yapmaya koyuldu. Ama yaptıkları saplantılı bir hal almaya başlayınca (özellikle otoportre yapıyordu ve kafesin içindeki kuş, hayal gücünü tekeli altına almıştı sanki) doktor reçeteyi değiştirdi ve Clara resmi bıraktı.”
Rosa, Guatemala havasının fon olarak belirdiği Sağırlar’ın belli anlarında belli karakterleri öne çıkarıyor. Bunların hemen hepsi, kendinden parçalarla hikâyenin gidişine katkıda bulunuyor. Örneğin Clara’nın durumu, yavaş yavaş sildiği geçmişiyle ayakta kalabilmek için inandığı yalanlar arasındaki hali, bilinçle bilinçsizlik arasındaki ince bir çizgiyi andırıyor.

Bu noktadan sonra olayların bir uçurumdan aşağı yuvarlanırcasına hızla ilerlediğini söylemek mümkün. Çünkü San Francisco’ya Clara’yı aramaya gelen Cayetano, oradaki hastane ve hastanede insanların ruhunun çalındığına inanan köylüler ve onlar tarafından alıkonulan Javier, linçler ve Maya Adaleti, Rosa’nın büyük bir incelik ve titizlikle oluşturduğu kurgunun başat unsurları. Zaten Rosa, olayları buralara dek getirmekle bir anlamda çemberi tamamlıyor; bütün sır perdesini kaldırıyor ve bu anda, romanın başından beri neredeyse okura unutturduğu Andrés’i sahneye alıyor.

Roman, sürekli yaşanan gelişmeler nedeniyle bir an olsun okuru rahat bırakmıyor. Anlatımdaki gücün sırrı, geleneklerle beslenmesinden ve Rosa’nın kendi coğrafyasında gününün ortamını son derece iyi gözlemlemesinden geliyor. Yazar, sessizliğin sesini, parlayan isyanı, Guatemala’nın sarsıntılarını ve bunların ortasında sürüp giden bir aşkla birlikte yeni bir mecraya kayan macerayı ustalıkla kaynaştırmış. Özellikle yerli halk ile geleneklerinden kopmuş Guatemalalılar arasındaki gerilimin okura yansıtılışı hayli dikkat çekici.

Bu anlamda roman, bir sağırlar diyaloğuna doğru yol alıyor. Dolayısıyla hem bir yabancılaşma hem de (Maya Adaleti anlatımıyla) geriye dönüş beraberce aktarılıyor.

Şunu da söylemeli: Rosa’nın Sağırlar’daki akıcı hatta kuşatıcı dilinin okura tam anlamıyla geçmesini sağlayan, kitabı Türkçeleştiren Seda Ersavcı’ya, aynı oranda akıcı ve temiz çevirisi için teşekkür etmek gerek.

[email protected]

Sağırlar/ Rodrigo Rey Rosa/ Çeviren: Seda Ersavcı/ Sel Yayıncılık/ 224 s.

A+ A-