Kapat
A+ A-

Gülfem Pamuk'tan 'Kitab-ı Siyah Kalem'

Everest Yayınları’nın 2016 İlk Roman Ödülü’nü kazanan Gülfem Pamuk’un “Kitab-ı Siyah Kalem”i, iki zaman diliminde paralel olarak akıyor.
Yayınlanma tarihi: 23 Aralık 2016 Cuma, 17:00

[Haber görseli]Mehmed Siyah Kalem, sanat tarihçilerinin gizemli bulduğu sanatçıların başında gelir. Hakkında yazılmış kitaplarda, makalelerde ve romanlarda en çok yinelenen şey, sanatçı hakkında ne kadar az bilgi sahibi olduğumuzdur. Neyse ki bu kimseyi durdurmaz! Minyatürlerine bakıp tahminlerde bulunmak da çok zevklidir. Acı içinde kıvranan bir ruh hayal edebileceğimiz gibi, içkinin zihin bulanıklığıyla dans edenler de görebiliriz onun resimlerinde.

Mehmed Siyah Kalem’i çoğu okur gibi ben de ilk kez Mazhar Şevket İpşiroğlu’nun Bozkır Rüzgârı Siyah Kalem adlı kitabında tanımıştım; ardından Kazım Taşkent Sanat galerisinde loş ışık altında resimleri görüp hayran olmuştum. Everest Yayınları’nın 2016 İlk Roman Ödülü’nü kazanan romanın konusunun Siyah Kalem olduğunu görünce vakit kaybetmeden okumak istedim.
 
BUGÜNDEN VE DÜNDEN İKİ KADIN

Gülfem Pamuk’un Kitab-ı Siyah Kalem (Everest Yayınları, 318 s.) romanı, iki zaman diliminde paralel olarak akıyor. Birinci hikâyede sanat tarihinde doktora öğrencisi Elif, Siyah Kalem üzerine tezini yazıyor. Her doktora öğrencisinin başına gelen Cambridge üniversitesinde araştırma yapan Elif’in de başına geliyor, tezin bir noktasında tıkanıyor, iki ay boyunca tek bir cümle yazamadan geçiyor. Cambridge’deki kaynakların tükendiği hissiyle tez danışmanından İstanbul’a dönmek ve Topkapı sarayının kütüphane arşivindeki orijinal resimleri incelemek için üç ay izin istiyor. Amacı yeni bir motivasyon ile tezine dönmek; öte yandan ailesini ve evini de özlediği için bu geçerli bir mola. Tez danışmanı kabul eder ve İstanbul’da birlikte çalışacağı bir akademisyen önerir.

Birinci hikâye Elif’in eşdanışmanı Lam hocayla birlikte araştırmasını anlatırken paralel bir anlatı da 1300’lerde Tebriz’de Hurufilik tarikatının kurucusu Fazlullah’ın tekkesinde geçer. İki zaman arasında, birinden diğerine geçerek anlatılır. Her bölüm birinci tekil şahısta bir karakter tarafından aktarıldığı için zamanla anlatıcıları yakından tanırız. Her iki anlatının merkezinde Mehmed Siyah Kalem olmasına rağmen, roman içinde Siyah Kalem gizemini korur. Ağzından ender olarak çıkan sözler, aynı resimleri gibi gizem doludur: “Hikâyelerimi resmeder, resimlerini pazarlarda sergilerim. Kulağımdaki küpeler boş lafa kulak asmamayı, boynumdaki zincir Allah’a tam boyun eğmeyi, belimdeki kuşak iffetsizlikten, kolumdaki bilezik ise harama el sürmekten kaçınmayı temsil eder” diye açıklar görüntüsünü. İnancı ise “… aşırı dindarlık sergilemek benliğe aşırı düşkünlüğe neden olur, bu da kişiyi Allah’tan uzaklaştırır. Gösterişle yapılan dindarlık yolundaki her çaba sadece günahları ağırlaştırır. Bana göre, iç âlemini insanlardan saklamak en doğrusudur.”

Romandaki en ilginç bölümler Hurufilik ile ilgili satırlar, sonunda gizemin de bu felsefe içinde çözüleceği hissini verdiği için konudan kopuk değil. Nakkaş Mehmed bu tarikatın müritlerinden değil, ağır hasta olduğu günlerde buraya şifa bulmaya geliyor. Onu iyileştiren ise Şeyh Fazlullah’ın karısı Esma. Aslında roman, iki farklı çağda yaşayan iki kadın merkezinde gelişiyor; iki kadının aşkını anlatıyor. Elif “mıknatısın demir tozlarını çektiği gibi” bir tutkuyla bağlı tez konusuna; Fazlullah’ın dünyasında ise onunla on dört yaşında evlendirilen vezirin kızı Esma’nın hikayesi var. Her iki kadın nakkaş Mehmed’e -farklı da olsa- aşkla bağlı.

Mehmed Siyah Kalem’in nerede ve ne zaman yaşadığı bilinmiyor ama burası neresi olursa olsun, kültürlerin buluştuğu bir yer olduğu kesin. Minyatürlerde sadece Müslümanlar değil, Budistler, paganlar da anlatılıyor. Karışık bir etnik yapı görüyoruz onun resimlerinde. Elif, her sanat tarihçisinin yaptığı gibi dönem ve kültürü araştırırken resimlerdeki giysi ve aksesuarlardan yararlanıyor. Resimlerdeki giysileri, şalları, bilezikleri ve küpeleri inceleyerek kültür çevresini bulmaya çalışıyor. Hangi coğrafyada yaşadığını anlamak içinse Siyah Kalem’in hayvan betimlemelerini kullanıyor, örneğin resmettiği bir kuşun gagası, hangi bölgede yaşayan kuşlarda olabilir gibi bir araştırma ile ilerliyor. Sonunda Anadolu’dan Azerbaycan’a, İran’dan Tibet ve Çin’e kadar geniş bir coğrafya çıkıyor ortaya. Dönem olarak da 1300’lerin sonu ile on beşinci yüzyıl başlarına karar kılıyor.

Romanda verilen bu bilgiler dışında gerçekten de Siyah Kalem hakkında hiçbir bilgi yok bugün elimizde. Tek bilinen, Yavuz Sultan Selim’in İran seferi sonrasında, 1514’te, sanatçının eserlerini saraya getirdiği fakat bazı resimlerin üzerinde yazan “Kar-ı Üstad Muhammed Siyah Kalem” notundan anlaşılacağı gibi bu sanatçının imzası değil, çünkü kendisinden “üstat” diye bahsetmeyeceği için bu notun daha sonra eklendiğini düşündürüyor. O çağ için sanatçının anonim olması elbette yadırganacak bir durum değil, ayrıca Siyah Kalem de sonradan verilmiş bir takma ad olabilir.
 
HURUFİLİK

Romana derinlik kazandıran bölümler harflerin metafiziği, Hurufiliğin anlatıldığı satırlar. Müslümanlığın mistik kollarından biri olan Hurufilik, sözün önceliğine inanır. Tanrı “ol” dedi ile yaratılış başlıyorsa, “ol” sözcüğü yaratılıştan öncesinde vardır bu inanca göre. Başka deyişle Tanrı maddeden önce sözü yarattı. Sözlerin içinde yaratılış gizemini, kusursuz evrenin matematiksel formunu yerleştirdi. Fazlullah’ın geliştirdiği felsefesinde gerçekler kendilerini sözlerle ya da imgelerle ifade ediyor; rüyalar bu yüzden çok önemli. İnsanların Tanrı ile bağlantı şekli. Bu inanışta her şey kusursuz bir yaratılışın dışavurumları ve insanlar, Tanrı’nın simgelerle yarattığı evrendeki gerçekleri bu yöntemle öğreniyor. Her sözün, her harfin, her imgenin değerini biçerek.

Elif’inki de rastlantıların dünyası değil, Lam kendisine açıklama yaptığında “olup biten her şeyde bir mananın ve kusursuz bir yasanın yattığını unutma” diyor. İki hikâyenin bu felsefeyle bağlandığını görüyoruz böylece. Her şeyde derin bir anlam ve kusursuz bir bütünlük arayışı yatıyor. Varlığın özünde sözün olduğu düşüncesi aynı zamanda Fazlullah’ın rüya yorumcusu olarak ün kazanmasını da açıklıyor.

Romanda tam yerine oturmayan şeylerden biri Elif’in romanın başında bir doktora dersinden çıkıp tesadüfen Cambridge’deki Fitzwilliam müzesinde Siyah Kalem sergisine gitmesi. Sanat tarihi konusunda, hatta Ortadoğu sanatları konusunda doktora yapan bir öğrencinin Siyah Kalem’in adını duymamış olması inandırıcı gelmiyor. Ayrıca daha sonra araştırmasını beş buçuk yıldır yaptığını öğrendiğimizde, Timur ile bağlantı kurmamış olması, bu bağlantıyı Lam yaptığında şaşırması ve heyecanlanması garip geliyor. Not defterine yapılacaklar listesine “Timur dönemi araştırılacak” yazması, yıllarını bu konu üzerinde araştırma yapmış biri için fazla basit bir açıklama gibi görünüyor. Ama sonuçta akıcılığı sayesinde zevkle okunan bir roman Kitab-ı Siyah Kalem.

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Kazım Taşkent