Kapat
A+ A-

Selçuk Altun'dan 'Ardıç Ağacının Altında'

Selçuk Altun’un ‘olgunluk dönemi yapıtım’ diye nitelediği yeni romanı “Ardıç Ağacının Altında”, kahramanı Erkan Sipahi’nin yaşamına yapılan yolculuğun hikâyesi. Bu yolculukta ise bir estetin gözünden kentler, sanat eserleri, romanlar ve gerçek karakterlerle birlikte Sipahi’nin hesaplaşması karşılıyor okuru. Altun’la yeni romanını ve romanın yol haritasını konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 20 Ekim 2017 Cuma, 17:02

[Haber görseli]‘Hayat, romanlardan daha tuhaf’

- Ardıç Ağacının Altında’yı yazarken kafanızda dönen baskın mesele ya da meseleler neydi? Sizin açınızdan nasıl geçmiş bir sürecin hikâyesini okuyoruz yeni romanda?

- Roman yazmaya başladığımdan beri daha az roman okur oldum. Onun yerine yazar, şair, sanatçı veya aykırı kişilerin, büyük çoğunlukla İngilizce, yaşam veya özyaşamöykülerini yeğlemeye başlamıştım. Şunu gördüm, o kişilerin yaşamöykülerini biri roman diye yazsa, bu kadarı da olmaz diye editörden fırça yerdi. Romanımda renkli olduğunu düşündüğüm gerçek yaşamöyküleriyle kurmaca yaşamöyküleri düello etmektedir. Sonuçta gerçek hayat, romanlardan daha tuhaf diyebiliriz, demeliyiz.

Romana eklediğim Edouard Roditi bölümü için bir açıklama yapmalıyım; o bilgileri Kuzguncuklu Roditi’nin daktilo edilip, henüz kitaplaşmamış notlarından derledim.

- Peki roman yolculuğunuzun neresinde duruyor Ardıç Ağacının Altında? Hangi merhalelerden geçmiş ve nereye varmış görüyorsunuz kendinizi?

- İlk romanımı yazdığımda elli yaşındaydım, edebiyat arenasına inmek için erken sayılmaz. Romana yıl başında başlamayı düşünüyordum, FETÖ’cülerin 15 Temmuz girişimini yaşayınca kendimi tutamayıp temmuzda başladım, böylelikle kendime belki de bir terapi uyguluyordum. Ardıç Ağacının Altında’yı yazarken daha çok eğlendim, o daha çok içime sindi. Bir kategorizasyon yapacaksam olgunluk dönemi yapıtım demek isterim.

- Ardıç Ağacının Altında’ya gelmeden önce iki novella okuduk sizden: Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme ve Buraları Rüzgâr Buraları Yağmur… Fakat yeni roman epey hacimli. Kitap İçin’deki yazılarınızdan konu üzerine düşündüğünüzü biliyoruz. Sorum şu: Zihinde dolaşan bir hikâyeyi hangi formda ele alacağınızı ne belirliyor?

- Roman 270 sayfa, bu kalınlığa “hacimli” dememeliyiz. Paul Auster bir söyleşisinde, “Ben ilhamı beklemem, o gelir beni bulur,” demişti. Sürekli okuyan, sanatla iç içe olan ve fırsat kalırsa yazan bir insanım. İlham geldikten sonra onun alt açılımı zor değildir ama en çok okuduklarımdan beslendiğim doğrudur.

“MEKÂNLAR DA BİRER KARAKTER”

- Roman, kahramanınız Erkan Sipahi’nin yaşamına yapılan bir yolculuk. Daha doğrusu Sipahi’nin, bir ardıç ağacı altında kendiyle hesaplaşmasını okuyoruz anlattığınız hikâye boyunca. Bu hesaplaşmada izini sürdüğünüz, üzerine düşündüğünüz duygular nelerdi?

- Birikimli insanın altmışını aştıktan sonra kendisiyle hesaplaşması kaçınılmazdır. İnsanlar o süreçte kazandıklarından çok kaçırdıklarına hayıflanıyor. Ve eminim büyük çoğunluğu, “ben daha iyi bir insan olabilirdim” demiyordur. Romanın son bölümünü bu duyguyu ön plana çıkarmak için bir masal havasında yazdım.

- Peki, bu hesaplaşmanın durağı olarak bir ardıç ağacını seçmenizin nedeni neydi? Daha doğrusu bu ağacı sizde özel kılan nedir?

- Ardıç ağacı yalnız yaşayan, uzun ömürlü ve aykırı bir bitkidir. Ardıç nam bir gizemli kuş tohumlarını yemedikçe o üreyemez. Tohumlar yiyilip kabukları kuşun dışkısıyla toprağa karışınca döllenme süreci başlar.

Şaman ağacıdır; halk, yapraklarından medet umar. İlaç endüstrisinde ve yemeklere tat vermede de kullanılır. Bulunduğu yerde çevresi bomboştur, sanki diğer ağaçlar korkudan yanına yaklaşamaz. Hüzünlü ama erdemli bir duruşları vardır, insanların onları dert ortağı, sırdaşı bellemesi doğaldır.

- Ardıç Ağacının Altında aynı zamanda bir kent(ler) kitabı… Romanlarınızı yazmadan önce hazırlık dönemlerinde geziler yaptığınızı biliyoruz. Bu roman için böyle bir gezi düzenlediniz mi?

- Bu roman için yeniden Tirebolu’ya, Samsun’a, Eskişehir’e ve Urfa’ya gittim. Avrupa’da Bruges, Colmar ve Cenova’yı arşınladım. Romanlarımda mekânlar da birer karakterdir, onları hakkıyla yansıtmam için görmem veya dostluk tazelemem gerekir. Ayrıca gezilere çıkarsam, onların beni ilham açısından ödüllendireceğini düşünürüm.

“BİR BÜYÜK KİTABIN, DEĞİŞİK BÖLÜMLERİNİ TAMAMLIYORUM”

- Yazdıklarınız, okur romanları oldu her zaman. Ardıç Ağacının Altında’da ise bir estetin duruşunu sezmek mümkün (mü?) Katılır mısınız? Bu bağlamda yeni romanınızı diğer romanlarınızdan farklı yerde tutan unsurları da konuşmak isterim…

- Bir de birikimli okur için yazdığım iddia edilir. Anlatıcılarım varsıl ve birikimlidir ama çevrelerinde her türlü insan vardır. Hadi oturayım da birikimli okur için roman yazayım demem. Ancak birikimli okurlar tarafından benimsendiğim için onur duyarım. Sanırım bu karakter kitlesi nedeniyle Anglo-Amerikan okurlar tarafından tercih edilen bir yabancı yazar oldum. Nihayet, bu tür karakterlere edebiyatımızda gereksinme olduğu görüşündeyim. Diğer romanlarımdaki kahramanlarım estet adayı olabilirler ama Erkan Sipahi gerçek bir estettir. 2014 Nobelisti Patrick Modiano için, en gözde yazarlarımdan olmuştur, hep aynı kitabı yazar derler. Galiba ben de kitaplarımla, bir büyük kitabın, değişik bölümlerini tamamlıyorum.

- Bu roman özelinde açmamız gereken bir parantez var: Yaşamöyküleri okumalarınız romanın gidişatına epey etki etmiş sanki…

- Seçtiğim gerçek yaşamöyküleri hayatın romanlardan daha tuhaf olduğunu kanıtlayabilir. Eşref Şefik’e dair anekdotları oğlu ve bibliyofil Şefik Atabey’den, Adnan Menderes’e dair öyküyü çapkınlık arkadaşı ve hâlâ yaşayan bir büyüğümden dinlemiştim. Erkan Sipahi’nin babasını kurgularken, John le Carre’ye hayatı zindan eden babası Ronald Cornwell’i örnek aldım.

- Erkan Sipahi’ye dönersek; Selçuk Altun’la kesişim noktaları da bulunuyor kahramanınızın…Yaşamınızın izlerini de takip ediyor muyuz romanda? Bu konu bağlamında gerçek ve kurmacanın sınırları hakkında da konuşmalıyız diye düşünüyorum…Gerçeğin bitip kurmacanın başladığı nokta nedir sizce?

- Erkan Sipahi’yi harmanlarken kurgunun yanı sıra Selçuk Altun, dostum Tayfun Bayazıt ve eski patronum Hüsnü Özyeğin’den ödünç aldığım özellikler var. Kadınlara cazip gelen kişiyi ise deşifre edemem. Gerçek ile kurmacanın boz bulanık bir ortamda symbiosis’i edebiyatın gizemidir, koşulları zorlamamalıyız.

- Romanın dili üzerine de konuşmak gerekir. Farklı bir üslup doğrusu…Yer yer bir biyografi yazarı, yer yer bir sanat tarihçisi, yer yer bir edebiyat eleştirmeni, yer yer de bir vakanüvis konuşuyor kitabın sayfaları arasında. Dil mi dünyanızı belirledi yoksa dünyanız mı dili? Dahası; tüm bu dilsel açılımları edebiyat merkezinde birleştiren nedir?

- İlk iki cümleden mürekkep saptaman için teşekkür ederim. Dil ile dünya arasındaki soruya yanıtım, “ikisi de”dir. Okurlarımdan dilsel açılımlarımı şiirsel bulan çıkarsa sevinirim.

- Çalışkan bir yazarsınız. Roman henüz çok taze fakat eminim masada başka çalışmalar vardır. Öğrenebilir miyim?

- Çalışkanlık göreceli bir kavram; Mahir Öztaş’a göre çalışkan, Enis Batur’a göre çok tembel sayılabilirim.

“Kitap İçin” başlıklı yazılarımdaki Küresel Kültürazzi’ler tuttu, sırf onlardan mürekkep bir kitap planlıyoruz 2018 için. (Küresel Kültürazzi’ler de yaşamın romanlardan tuhaf olduğuna dair detaylar.) Çevresel baskı sonucu, 2019’da KİTAP İÇİN-4 çıkacak.

Ardıç Ağacının Altında, “Under The Juniper Tree” başlığıyla İngilizceye çevriliyor, onu takip edeceğim.

Başka bir projem yok, umarım “İlham Efendi” bir emrivaki yapmaz.

 

Ardıç Ağacının Altında / Selçuk Altun / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / 270 s.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Hüsnü Özyeğin