A+ A-

Ahmet Apaydın ve Tunahan Kanıcı'nın derlemesi

"Payitaht İstanbul", bir yandan İstanbul’un tarihsel ve kültürel açıdan eşsiz ve görkemli bir kent olduğu gerçeğini vurgularken diğer yandan şehrin insan eliyle nasıl tahrip edildiğini hatırlatıyor ve temelini bu karşıtlık üzerine kuruyor.
Yayınlanma tarihi: 27 Ekim 2017 Cuma, 21:51

[Haber görseli]Her şeye ve herkese rağmen; İstanbul

2017 Eylül ayı itibariyle 109. sayısına ulaşan aylık tarih ve kültür dergisi Yedikıta’da yayımlanan İstanbul’la ilgili yazılardan bazıları, derginin Yayın Koordinatörü Ahmet Apaydın ve editörlerinden Tunahan Kanıcı tarafından  Payitaht İstanbul başlığı altında kitaplaştırılarak geçenlerde okur karşısına çıktı.

 Kitaptaki yazılar, bazen İstanbul’un genelini, bazen mahalle veya yapıları esas alarak şehri farklı yönleriyle anlatıyor. Bunu yaparken şehri tanıtmaktan ziyade, İstanbul’un içinden geçtiği süreçleri ve yaşadığı değişimi, ona atfedilen değeri veya yeterli değer atfedilemediği için kaybettiği güzellikleri okuyucuya aktarıyor. Makalelerin arasına serpiştirilmiş ve Osmanlı İstanbulu’nu tasvir eden çok sayıda resim, hem kitabı estetik açıdan zenginleştiriyor hem de okuyucuya İstanbul’un nereden nereye geldiğini görsel belgelerle anlatmış oluyor.

 Kitaptaki toplam on yedi makaleyi temel olarak üç kategoriye ayırmak mümkün: İlk kategori, bugün hâlâ varlığını koruyan Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı, İstanbul’un yedi tepesindeki yapılar, Rumeli Hisarüstü’ndeki Robert Koleji gibi eserlerin hikâyelerini anlatan yazılardan oluşuyor. İkinci kategori olarak nitelenebilecek yazılarda, Eminönü Meydanı’nın son dört asırda geçirdiği değişim, artık var olmayan Eyüp’teki oyuncak imalathaneleri, İstanbul’daki imar faaliyetleri nedeniyle kısmen veya tamamen yıkılan yapılar gibi kentin kaybolan veya değişime uğrayan eserleri anlatılıyor. Üçüncü kategorideki yazılar ise İstanbul’u ziyaret etmiş seyyah ve edebiyatçıların İstanbul hakkında yazdıkları eserlerden alıntılara yer veriyor.

 Kitap, bir yandan İstanbul’un tarihsel ve kültürel açıdan eşsiz ve görkemli bir kent olduğu gerçeğini vurgularken diğer yandan şehrin insan eliyle nasıl tahrip edildiğini hatırlatıyor ve temelini bu karşıtlık üzerine kuruyor. Önsözde yer alan “Osmanlı’nın her alanda bizlere bıraktığı zengin mirasa sahip çıkamadığımız gibi, son asırda İstanbul’a da gerekli ehemmiyeti veremedik. Bu kadim şehir, zamanın tahribatına karşı her daim muvaffakken biz hep sınıfta kaldık” ifadeleri, bu karşıtlığı kitabın henüz başında ortaya koyarak okuyucuya içerik hakkında ipucu veriyor.

 Makaleler, ağdalı dilden ve ağır bilimsel metinlerden kaçınılarak hazırlanmış. Yalın dili, makalelerdeki konu çeşitliliği ve şehrin geçmişteki dokusunu, yaşantısını betimleyen, ünlü ressamların kaleminden çıkmış resimler sayesinde kitap, hem İstanbul hakkında halihazırda iyi bilgiye sahip araştırmacılar/meraklılar için, hem de İstanbul hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen genel okur kitlesi için rahat okunabilen keyifli bir kitap olmuş.

 Yazıların hiçbirinde şehrin Roma ve Bizans geçmişine değinilmemesi bir eksiklik olarak değerlendirilebilir ancak önsözdeki ifadelerden, kitabın konusunun sadece Osmanlı’nın bıraktığı İstanbul mirası olduğu anlaşılıyor. Derleyenleri ve makalelerin yazarlarını tanıtıcı bilgilere yer verilmemiş olması da göze çarpan başka bir nokta…

İstanbul’un kaybolmuş veya hak ettiği ilgiyi göremediği için kaybolmaya yüz tutan somut ve soyut mirasını ele alan ve her kesime hitap edebilen “Payitaht İstanbul” gibi kitapların yaygınlaşması, bu büyük şehrin gerçek değerini ve bize bıraktığı eşsiz mirası anlamamız ve gelecek kuşaklara bu tarih bilinciyle bırakmamız açısından önem taşıyor.
 
Payitaht İstanbul / Derleyen: Ahmet Apaydın, Tunahan Kanıcı / Yedikıta  Kitaplığı / 221 s.

Comment disclaimer