Kapat
A+ A-

Vedat Türkali yaşamını yitireli iki yıl oldu

Türkiye solu ve edebiyatının simgelerinden Vedat Türkali, 2 yıl önce bugün 97 yaşında yaşamını yitirdi.
Yayınlanma tarihi: 29 Ağustos 2018 Çarşamba, 15:51

Romancı, senarist, oyun yazarı ve yaşamının son anına kadar komünist Vedat Türkali 97 yaşında yaşama veda edeli iki yıl oldu.

Komünizmle tanışma

Sonradan ailenin asıl kökenini belirten Pirhasan soyadını alacak Vedat Türkali ’nin asıl adı Abdülkadir Demirkan. 13 Mayıs 1919’da Samsun’un şehir merkezine uzak, yoksul mahallesi Kökçüoğlu’nda yaşayan ailesine üç kız çocuğun ardından, ilk erkek çocuk olarak katılır, Türkali. Onda Nâzım Hikmet’ten Necip Fazıl’a pek çok yazarla tanıştırıp ilk edebiyat heyecanını uyandıran, ilerici ortaokul öğretmeni olur. İlk siyasi fikirlerinin oluştuğu bu dönemlerde Kemalizmi savunur, Türkali. Samsun’da okuduğu lisenin ilerleyen yıllarında bir yandan Goethe’den çeviriler yapmaya, bir yandan da siyasi kitaplar okumaya başlar. Deyim yerindeyse müdavimi olduğu Gazi Kitaplığı ve orada tanıştığı arkadaşları aracılığıyla komünizmle tanışacaktır. Yoksulluğu her açıdan görüp yaşadığı, gelecekteki Vedat Türkali’nin formasyonunun tohumlarını attığı yıllardır bunlar.

 

 

Cezaevi yılları

Askeri öğrenci olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirir. Aynı yıl, lisede tanıştığı ve ancak 2013 yılındaki ölümüyle hayatından çıkacak eşi Merih Baykal Pirhasan’la evlenir. Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra, Türk Ceza Kanunu’nun 141. maddesinden 1951’de tutuklanır. 9 yıl ceza alır ve İstanbul’dan Adana’ya dek çeşitli cezaevlerinde yaşar. 7 yıl (1951- 1958) sonunda koşullu olarak serbest kalmasının ardından verilen sürgün cezasını da İstanbul Şişli Karakolu’na aylarca her gün gidip imza vererek tamamlar.

Sinemayla tanışma

Cezaevi sürecinin ardındansa, Rıfat Ilgaz’la Gar Yayınları’nı kurarlar ama Türkali bu işten sıkılır. O dönemde tanıştığı Yılmaz Güney ve Erol İnci aracılığıyla yeni bir dünyaya giriş yapar: Sinema. 1960’ta “Dolandırıcılar Şahı”yla ilk senaryosunu yazar. Eserlerine imza olarak seçtiği Vedat Türkali ismini de bu dönem sahiplenir. 1965’te ise “Sokakta Kan Var” filmiyle yönetmenliği dener. Senaryo yazarlığı, film yönetmenliği ve tiyatroyla uğraşır. 40’ın üzerinde senaryo yazar, üç film yönetir, tiyatro oyunları yazar.

55 yaşında ilk roman

Ancak asıl tanınması, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni hazırlayan aylarda aydınların bunalımını anlatan ilk romanı “ Bir Gün Tek Başına”nın (1975), Milliyet Yayınları 1974 Roman Yarışması’nda birincilik kazanmasıyla olur. Aynı roman 1976 Orhan Kemal Roman Armağanı’na da değer görülür.

“141. Basamak” (1985) adlı tiyatro oyunu 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü’ne değer görülür. Bu oyun 1987’de, “Bu Ölü Kalkacak” ise 1976’da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenir, ancak “Bu Ölü Kalkacak” oyunun sergilenmesi yasaklanınca sahneden kaldırılır. “Dallar Yeşil Olmalı” 1985’te yayımlanır. Yazdığı son tiyatro oyunu olan “Şeytanın Kaşık Oyunları” (2000) ise deprem konusunu işler. Vedat Türkali, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ve Barış Derneği yöneticilik ve üyeliklerinde bulunur. Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılanır. Türkiye Komünist Partisi eski üyelerinden Türkali, 2002 seçimlerinde DEHAP’tan aday olarak aktif siyasete de atılır.

Eserleri ve ödülleri

Türkali’nin kaleme aldığı romanları şunlar: “Mavi Karanlık” (1983), “Yeşilçam Dedikleri Türkiye” (1986), “Tek Kişilik Ölüm” (1980), “Bir Arada” (1998), yazmak için 10 yıl Londra’da yaşadığı “Güven” (1999, iki cilt), “Kayıp Romanlar” (2004), Yalancı Tanıklar Kahvesi (2009), “Bitti Bitti Bitmedi” (2014). “Komünist” (2003) adlı anı kitabında ise Türkali çocukluğundan tutuklanma sürecine kadarki yaşamından kesitler sunar. Senaryoları “Üç Film Birden” (1979), “Eski Filmler” (1984, dört senaryo) adlı kitaplarda derlenmiştir. Ayrıca Türkali “Karanlıkta Uyananlar” ile 1965, “Kara Çarşaflı Gelin” ile 1977’de Antalya Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülleri’ni alır.

  Vedat Türkali’nin şiir kitabı da var: “Eski Şiirler Yeni Türküler” (1979). Bunların dışında Türkali’nin düz yazıları, söyleşileri ve savunmaları “Tüm Yazıları Konuşmaları” (2001) ile “Tüm Yazıları Konuşmaları 2” (2014) adlı kitaplarda toplanır. Ayrıca yazarın Kürt sorunu ile ilgili yazıları “Özgürlük İçin Kürt Yazıları” (2002), “Özgürlük İçin Kürt Yazıları 2” (2014) kitaplarında derlenir. Senaryo olarak kaleme aldığı “Fatmagül’ün Suçu Ne?” 1986’da sinema filmi, 2010’da ise televizyon dizisi olarak çekilir. Ayrıca Türkali için, Emin Karaca’nın yazdığı “ Vedat Türkali Ansiklopedisi” ve asistanı Sebahat Özdemir’in “ Vedat Türkali” çalışmalarıda kitaplıklardaki yerini alır.

Nobel adaylığı

Türkali, 2009 yılında Antalya Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülür. Ayrıca 1 Mayıs 2004’ten 1 Mayıs 2005’e kadarki bir yıl; aydınların, sanatçıların, kültür sanat kurumlarının ve insan hakları savunucularının katılımıyla “ Vedat Türkali Yılı” ilan edilir. Bu bir yıl, yaşayan bir aydına armağan edilmiş ilk yıl olma özelliğini de taşır.

Oyuncu Deniz Türkali ile yönetmen Barış Pirhasan’ın babası, Deniz Türkali’nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini’nin dedesi olan Türkali, bir benzeri asla gelmeyecek bir büyük usta. Bir dönem Türkiye adına Nobel adayı olarak gösterilen Türkali, edebiyat ya da sinemayla ilgilensin, ilgilenmesin, her göze, kulağa değmiş bir kalem. Her ne kadar “iyi bir şair olmadığını” söylese de, İstanbul’dan uzaktayken eşi Merih Hanım’a yazmış olduğu, sonradan Onur Akın’ın besteleyip Edip Akbayram’ın seslendirdiği “İstanbul” şiirini bilmeyen yoktur. O yüzden, salkım salkım tan yelleri estiğinde, mavi patiskaları yırtan gemileriyle, uzaktan “kavgamızın şehri” dediği İstanbul’u düşünürken Vedat Türkali; Türk ve dünya edebiyatı, tüm komünistler ve sinema tarihi de onu özlemle, yazdıklarında arayacak kuşkusuz...

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Edip Akbayram, Zeynep Casalini, Yılmaz Güney, Orhan Kemal