Balkanlar'dan insan manzaraları

56.Selanik Uluslararası Film Festivali, Romen Yeni Dalga Akımı’nın ustası Mircea Daneliuc’a 9 filmiyle saygıda bulunuyor.

11 Kasım 2015 Çarşamba, 17:17

Mircea Danieliuc, Romanya Yeni Dalga Akımı’nın başlamasında önemli bir rol üstlenen yaratıcı bir yönetmen. Festivalin Balkanlar’a Bakış bölümü bu yıl bu özgün ustaya saygıda bulunuyor. Komünist rejimi eleştiren filmleri kara mizah, sosyal gerçekçilik ve sert taşlamalar içeriyor.

Iasi Üniversitesi’nde Fransız Filoloji bölümünde okuyan Daneliuc ardından Bükreş Film ve Tiyatro Akademisi’nin Film Yönetimi bölümünü bitirdi.

The Ride (1975), hümanist bir yol filmi, dostluğu ve dayanışmayı sosyal bir gerçekçilikle irdeliyor. Microphone Test (1980), bürokratik soyutluğu, çözümsüz sosyal ve ekonomik sorunları, sistemi besleyen toplumu ve ikiyüzlülüğü betimliyor. The Cruise (1981) ideolojik ve politik sorular sorarak sanatsal özgürlüğü kısıtlayan sansürün hüküm sürdüğü dönemi eleştiriyor. Iacob (1988), Iacob’un trajik yazgısına odaklanarak altın çalmaktan suçlanan madencinin öyküsünü ele alıyor. Evrensel bir temayı anlatan film aşağılayıcı koşullar altındaki bireyin onur savaşımını betimliyor.

Çavuşesku rejiminin sona ermesinden sonra Mircea Daneliuc Romanya toplumunu sinik bir anlatımla irdelemeye başladı. Intimate Bed (1993), bu yeni dönemin kara mizahla yansıtıyor, çevresini saran soyut kavramlardan ötürü çıldıran ana karakterin sıradışı öyküsünü irdeliyor. Fed Up (1994), ülkedeki sağlık sistemini eleştirirken devrimden sonra toplumun yeniden kazandığı “özgürlük” kavramının insanlar üzerinde bıraktığı umutsuzluğu yansıtıyor. Snails’ Senator (1995), Romanya Komünist Partisi kurucu üyesi olan bir senatörün İsveçli gazeteciler tarafından geçmişte işlediği suçlardan ötürü sorgulanmasını, ülkedeki yozlaşmayı ele alıyor.

Romanya Yeni Dalga Akımı’nın öncülerinden sayılan Mircea Daneliuc, Selanik’teki basın toplantısında festival izleyicilerine çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ülkesinde hiçbir şeyin değişmediğine değinen usta “Her diktatör rejimde aslında herşey aynıdır, hiçbir şey değişmez. Demokratik yönetimlerden çok bu tür rejimler film yapımları için para verirler, çünkü sinemayı bir propaganda aracı olarak kullanırlar. Günümüz, şimdiki zamanlar film yapanlar için çok zor zamanlar, ağır bir baskı altındayız, riskler almak zorundayız. 1981’de çektiğim The Cruise politik bir taşlamaydı, komünist yönetimi Nikolai ve Elena Çavuşesku üzerinden eleştirdim. Tabii ki onlara takma adlar vererek metaforlarla söylemek istediğimi anlattım. Metaforlar çözüm sağlayan gerekli araçlardır” diyen Daneliuc her filminde değişik anlatım biçemleri kullanan bir sinemacı.

Microphone Test’te cinéma vérité (gerçekçi sinema) biçemini kullandığını belirten yönetmen, sesi kaydetmek için mikrofonları oyuncularının saçlarının içine yerleştirdiklerini söyledi.

Komünist rejimin çöküşüyle birlikte sinema sanatının da etkilendiğini vurgulayan Daneliuc “Çöküşle birlikte yepyeni bir özgürlüğün başlayacağını sandık ama yanıldık. Oysa ki devlet herşeyi ödüyordu, istediğimiz herşeyi yapabiliyorduk. Dört–beş yıldır bu düzen değişti. Romanya, Avrupa Birliği’ne girdi ama Romanya sineması özel bir durumla karşılaşmadı.

Şimdi bazı zorunluluklar ve ayrıcalıklar ortaya çıkıverdi. Avrupa yardım fonlarına ulaşmak çok güç. Bu bağlamda Romanya, Bulgaristan, Polonya, bizler yeni ülkeleriz. Bekleme odasında beklemekteyiz. Bence Avrupa Birliği’ne girmek Romanya sineması için hiçte iyi olmadı. Devrimden sonra filmlerim devlet tarafından ayrıştırıldı. Herhangi bir Avrupa yardım fonundan film çekmek için destek alamadım” diyen yönetmen etkinliğin yöneticisi Dimitri Eipides’e Selanik’te gerçekleştirdiği toplu gösterimi için teşekkür etti.

Parayla desteklenen sanat eleştirel, çatışmacı olabilir mi sorusunu da Mircea Danileuc şöyle yanıtladı: “Finanse edilen, desteklenen sanat, ancak o ülkede kültüre ve sanata değer veriliyorsa çatışmacı ve eleştirel olur. Çavuşesku rejiminde ilginç filmler yapıldı. Ondan sonra özgürlük kavramı özel bir anlam kazandı. Şimdi baskı, sansür ve aynı koşullar yok. Bu açılardan iyi bir noktada gibiyiz ama günümüzdeki yapımlar yalınlar, salt basit öyküler anlatıyorlar”.