A+ A-

‘Bu bir diyalog, provokasyon değil’

13 Kasım’da İstanbul’da verilmesi planlanmışken iptal edilen ‘Aghet’ (Ağıt) konseri tartışmaları sürüyor.
Yayınlanma tarihi: 28 Ekim 2016 Cuma, 06:12

[Haber görseli]

Berlin, Dresden, Belgrad, Erivan, İstanbul. Yüzyıllık acıyı notalara döken müzisyenlerin rotasıydı. Son halkası, Ankara-Berlin işbirliğiyle koparılıp atıldı.

Müzisyenlerse teslim olmamakta kararlı. Dresden Senfoni Orkestrası yönetmeni Markus Rindt ve besteci-gitarist Marc Sinan, 13 Kasım’da Alman Başkonsolosluğu’nda yapacakları Aghet (Ağıt) konserini iptal eden Dışişleri Bakanlığı’nın zirvesini hedef aldı.

Beş ay önce “Yalnızca diğerinin hayallerini ve travmalarını bilen ve tanıyanların kıtamızın aydınlık kesimlerine erişebileceğinden eminim. Aghet de bu yolda bir fenerdir” diye yazan Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, müzisyenlerin kuracağı Türk-Ermeni-Alman dostluk cemiyetinin başkanı olmaya davet edildi.

Bakanın yanıtı henüz bilinmiyor, ama Rindt ve Sinan’ın Cumhuriyet’e anlattıkları, mücadeleyi bırakmayacaklarını gösteriyor.

[Haber görseli]- Aghet’in öyküsünü anlatır mısınız?

Marc Sinan’la 2009’da tanıştım. Annesinin atalarının yaşadığı Doğu Anadolu ve Karadeniz kıyılarına beraber seyahat edip yerel müzikleri keşfetmemizi ve senfonik bir projeye dönüştürmemizi teklif etti. 2010’da İstanbul’a uçarken bana 1915’teki soykırımdan 6 yaşında bir kız olarak kurtulan, Türk bir ailenin yanına alıp Müslüman yaptığı anneannesini anlattı. Yaşlanana dek bundan hiç bahsetmemişti. Bu öykü beni derinden etkiledi. Yaşananların 100. yıldönümü için Ermeni, Türk ve Alman müzisyenleri bir araya getirmeye karar verdik. Ailesi Hrant Dink’le arkadaş olan Zeynep Gedizlioğlu, yaylı orkestra için ‘Notes from the Silent One’ adlı besteyi yaptı. Siyasi eserleriyle ünlü Henry Oehring, Anadolu’da katliamlar yaşanırken Alman meclisine gönderilen bir mektuptan alıntıladığı ‘Massaker, hört ihr Massaker?’ adlı bestesinde Marc’ın anneannesinin sözlerini, Gezi Parkı protestolarından ifadeleri, Türk siyasilerden alıntıları kullandı. Vache Sharafyan da ‘Surgite Gloria’yı besteledi. Müzikal program bu şekilde oluştu.

- Sorunlar nasıl başladı?

Nisanda finansman ortağımız Creative Europe’dan Ankara’nın fonun kesilmesini istediğini öğrendik. AB Komisyonu program bilgilerini siteden indirip bunun kendi değil sanatçıların görüşleri olduğuna dair bir not koydu. Zira soykırım kelimesini metinden çıkarmayı reddetmiştik.

- Seyircilerinizin tepkisi nasıl oldu?

Nisanda Dresden’daki konserimize inanılmaz medya ilgisi vardı. Salon aşırı kalabalıktı. Son notayı çaldığımızda herkes ayağa kalktı ve alkış yarım saat sürdü. Dayanışmayı hissettim. 1915’te Alman ve Osmanlı imparatorları müttefikti. Yıllar boyunca katliamlara dair çok sayıda rapor gelmiş, Almanya gözlerini ve kulaklarını kapamıştı. İlerleyen yıllarda Adolf Hitler’in generallerine ‘Bugün Ermenileri kim hatırlıyor’ demesi biraz da bundandı.

- Şimdiki Alman hükümeti sizi başta desteklemişti...

Bu, bir diyalog ve uzlaşma projesi, provokasyon değil. Türkiye bunu anlar ve Alman hükümetine bu yönde sinyal verirse, sahne almamıza izin vereceklerdir. Aksi takdirde de işleri kolay olmayacak, çünkü sessiz kalmayacağız. Bundan emin olabilirsiniz.

[Haber görseli]Türkiye’de sesini yitiren insanlarla dayanışmak zorundayız

“Bu projeyi planladığımız dönemde Türkiye’deki durum çok farklıydı. İnkâr değil gerçekle yüzleşmeye dayalı anlaşma ve işbirliğini ilerletebileceğimizi ummuştuk. Şimdiyse durum değişti ve Aghet’i niçin İstanbul’da sahnelememiz gerektiğini sorgular hale geldik.

Tüm bunların provokasyon olarak algılanması, toplumda biriken ve insanları Türk hükümetini kızdırabilecek şeyler söylemekten ya da yapmaktan alıkoyan korkuyla alakalı.

Öte yandan, Aslı Erdoğan gibi insanlarla yüzleşip ‘Sizi desteklemedik çünkü korkuyorduk’ diyebileceğimizi düşünmek de bir o kadar naif. Hâlâ açık sözlü olabilecek birileri kaldıysa, bunu yapmakla hiçbir riske girmeyenlerdir. Türkiye’de sesini yitiren insanlarla dayanışmak zorundayız.”

Cumhuriyet İMECESİ

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Hrant Dink