Oyuncu Füsun Demirel: Pazar benim kaçış yerim

Oyuncu Füsun Demirel, Bomonti’deki ikinci el pazarında tezgâh açtı. Her cuma günü evindeki ikinci el eşyaları satıyor.
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2017 Pazar, 02:08

[Haber görseli]

Oyuncu Füsun Demirel, Bomonti’de bulunan ikinci el pazarında tezgâh açarak pazarcılığa başladı. Her cuma günü açtığı tezgâhta evindeki ikici el aksesuvarlarını, kitaplarını, takılarını ve şu an dokuz yaşında olan ikizlerinin bebeklik kıyafetlerini satmaya çalışıyor. Hayatının belirli dönemlerinde bitpazarlarında çalıştığını, söyleyen Demirel, “Ülkede her gün bir kötü olay oluyor. Burası benim için bir kaçış yerim” dedi. Açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumuna da değerlendiren Demirel, “İki insanın ölüme gittiği süreç gözümüzün önünde... Böyle bir şey olursa bir daha nasıl mutlu olacağız? Vicdanlarımız nasıl rahat olacak? Çok acı çekiyorum” diye konuştu. Tezgâhının başında yakaladığımız Demirel gazetemize konuştu....

-Pazarcılık yapmaya nasıl karar verdiniz?

Anneler, çocukları hayatı öğrensin diye çocuklarının eski eşyalarını getirip onlarla beraber pazarda satıyordu... Bu fikir hoşuma gitti. Benim jenerasyonum buradaydı. Birçoğu eğitimli insanlar. Ama kendi işlerini bazı nedenlerden dolayı yapamıyorlar. Aralarında İngilizce öğretmeni olan da var. İki dil bilip tur rehberi olan da... Ben de burada yer alabilirim diye düşündüm. Pazarcılık yapma fikrini çocuklarımla konuştum. Daha sonra evdeki bütün fazlalıkları toplayarak, pazarın yolunu tuttum.

Bitpazarında çalıştım

-Tezgâhınızın başına geçince neler hissediyorsunuz?

Bu pazarda daha çok kadınlar yer alıyor. Kadınların muhabbetleri, dayanışmaları, dostlukları bana keyif veriyor. Zaten bu dayanışma ve dostluktu beni cezbeden. Böylelikle her hafta pazara gelmeye başladım... Burada kafa olarak dinleniyorum. Sıkıntılarımdan, sorunlarımdan günlük sosyal medyadan takip ettiğim ve üzerime yıkılan şeylerden sıyrılıyorum. Burası bir kaçış yeri.

-İlk pazarcılık deneyiminiz mi?

Öğrencilik yıllarımda Avrupa’da bitpazarında çalıştım. İşportacılık yaptım. Türkiye’de 80’lerin başında, yazları takı yapardım. Tatil bölgelerinde eşimle satardık. Yoksul oyunculardık. Tatil paramızı çıkarırdık. Burada geçirdiğim 12 saatte fiziksel olarak yorulsam da ruhsal olarak dinleniyorum.

-Nerden temin ediyorsunuz ikinci el eşyaları?

Şu an için evden getiriyorum. Henüz evdekileri tüketemedim. Evdeki eşyalar azalınca, sağdan soldan toplamaya başlayacağım. Arkadaşlarımın kullanmadıklarını alacağım. Zaten sabahları pazardaki arkadaşlar arasında takaslar oluyor. Arkadaşlar başka bir tezgâhtan 1 TL’ye ürün alıp, kendi tezgâhlarında 3 TL civarında bir fiyata satıyorlar.

Tezgâhta fotoğraf

-Hayranlarınız nasıl karşılıyor tezgâhın başında olmanızı?

Aslında ben hep çarşıda pazardayım. İnsanlarla hep iç içeyim. Görenler önce şaşırıyorlar. Ardından seviniyorlar. Fotoğraf çektiriyorlar. 10 yıl boyunca TÜYAP Kitap Fuarı’nda stand açmıştık. Bu ilgiliyi orada da yaşamıştım. Şu an o günlere benzer günler yaşıyorum. Bundan keyif alıyorum.

Sezonda tiyatro

-Önümüzdeki sezon için yeni bir projeniz var mı? Tezgâhınız ne olacak?

Beni yaşatan şey tiyatro. “Aşk Dersleri” oyunu devam edecek. İstanbul içinde ve tüm Türkiye’de turneye çıkacağız. Biz bir yerde durup seyircinin gelmesini beklemeyip seyircinin olduğu her yere gitme yolunu seçiyoruz. Bir tane Dario Fo uyarlaması üzerinde çalışıyorum. Onda bir sürpriz olacak. Bir iki sinema filmi var. Birini bitirdim. Eylül ve ekim ayına kadar üç sinema filmi bitmiş olacak. Asıl işimi yaparken pazara çıkamayacağım.

‘Sembolik bir kazanç’

-Çalışma saatleri, kazanç nasıl?

06.30’da tezgâhımı açıyorum. Akşam ise 19.30 gibi topluyorum. Tezgâhımda en pahalı ürün 10 TL. Zaten daha pahalı olması mümkün değil çünkü ikinci el eşyalar. Bugünkü kazancımı henüz saymadım. Ne kazandıysam torbama atıverdim. Çocuklarım yardım ediyor. Bugün kızım kitap sattı. Onların hayatı öğrenmesini istiyorum çünkü çocuklara ne isterlerse veriyoruz. Hayatı öğrensinler, paranın kolay kazanılmadığını bilsinler istiyorum. Zaten kazanılan para sembolik. Hayatımızda dönüşümler yapacak bir para değil. Kazandığım parayı da yine kendi çocuklarımın ufak tefek ihtiyaçlarına harcıyorum.

[Haber görseli]

Ey vicdan neredesin?

-Açlık grevindeki akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça açlık grevinde 137’inci gündeler...

Elimizden gelen desteği vermeye çalışıyoruz. Üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız. Semih’in eşi Esra ile görüşme, annesi Sultan Anneyi kucaklama fırsatım oldu. Gözlerindeki ışığı görünce insan olarak sorguladım kendimi. ‘Bu insanlar karıncayı bile incitemez. Ey vicdan neredesin? Sözün bittiği noktadayız sadece üzülüyoruz o kadar. Bazen çaresiz hissediyorum kendimi. Nuriye ve Semih’in ölüme gittiği süreç gözümüzün önünde... Böyle bir şey olursa bir daha nasıl mutlu olacağız. Vicdanlarımız nasıl rahat olacak! Çok acı çekiyorum. Sayın hükümet yetkilileri, sayın bakanlar... Bu halkı yönetmek için sizlere bir irade verilmiş. Öyle ya da böyle diye ayrım yapmadan halkın taleplerine bir bakmak, iyi niyetli çözümler aramak varken zıtlaşmak çözüm oluyor mu?

A+ A-