Korkutuyor ama iz bırakmıyor

İlk filme kıyasla daha başarılı bir film olsa da “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu” korkutmayı beceren ama insanda iz bırakmayan bir yapım.
Yayınlanma tarihi: 22 Ağustos 2017 Salı, 02:37

Ana akım korku sinemasının ciddi bir problemi var; filmler korkutmuyor. haksızlık etmeyeyim, arada bir sizi yerinizden zıplatacak numaralar çekiyorlar ya da beklenmedik bir sürprizle aklınızı alıveriyorlar ama ekserisi ruhunuzda bir iz bırakmıyor, filmi tekrar izleme isteği, ya da daha güzeli, “aman uzak durayım” hissi uyandırmıyor. Oysa örneğin 80’li yıllarda “The Shining”i (Stanley Kubrick) ilk izlediğimde resmen iki gün uyumakta zorlanmış, kapılardan uzak durmaya gayret etmiştim. Öte yandan anaakım korku sineması eski trükleri cilalayıp önümüze sürmekle yetinirken, bağımsız, Uzakdoğu ya da Avrupa çıkışlı korku sinemasında son yıllarda çok sağlam, yenilikçi ve zengin alt okumalarıyla zihinlerde kapılar açan ne filmler izledik. Hepsini saymaya yerimiz yetmez ama ilk akla gelenleri sırlamak gerekirse: “It Follows” (David Robert Mitchell), “Goodnight Mommy” (Veronika Franz, Severin Fiala), “Get Out” (Jordan Peele), “Don’t Breathe” (Fede Alvarez), “The Wailing” (Na Hong-jin), “The Witch” (Robert Eggers), “Der Samurai” (Till Kleinert), “Kill List” (Ben Wheatley)... Liste uzar gider, ama esas mevzu şu: Böylesi filmler izlemek dururken neden hâlâ eskimiş klişeleri kullanan ve iki çiğneyişte tadı kaçıveren sakız gibi sıkıcılaşan filmlere mahkûm olalım?

‘The Conjuring’in izinde

Bu hafta vizyona giren “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu”na gelecek olursak... “The Conjuring” serisinin bir yan başlığı olarak (Annabelle bebeğini ilk “The Conjuring”de görmüştük malum) başlayan ama sonra belli bir gişe ilgisiyle karşılaşınca devamı gelen “Annabelle” serisi (seri diyorum zira yapımcılar devam ettirecekler gibi duruyor) tam da yukarıda bahsettiğim türden bildik klişelerle ilerleyen bir korku filmi. Uzaktan akla “Child’s Play”i ve oradaki katil bebek Chucky’yi getirebilir ama o kadar eğlenceli değil maalesef. 2014 tarihli “Annabelle”in öncesini anlatan ve bu yüzden de “Kötülüğün Doğuşu” alt başlığını alan film, ne yalan söyleyelim, ilkine göre çok daha iyi kotarılmış, oyunculukları daha yüksek, gerilimi de daha sahici bir çalışma. Bu anlamda “The Conjuring” serisinden keyif aslanlar bu filmden de belli bir seyir zevki alacaklardır, kaçırmasınlar deriz. Ama korku sinemasından yeni açılımlar bekleyenler için tam bir hayal kırıklığı olduğunun da altını çizelim. İzleyince insanda “bitmedi bir türlü şu iblisler” hissini uyandırdığı gibi serinin bütünlüklü bir gidiş yönü, alttan alta ilerleyen bir hikâyesi de yok ne yazık ki. “Kötülüğün” karşısında, bugün artık şarlatan oldukları hemen herkesçe kabul edilmiş Warren çiftinin temsil ettiği “iyiler” olduğu müddetçe de, seri, çekirdek çitleyip, korktukça damağınızı kaldırdığınız hafif seyirliklerin ötesine geçmeyecek. Yok ‘Biz buna razıyız sana ne’ derseniz başrollerini Anthony LaPaglia, Miranda Otto, Samara Lee, Talitha Bateman’ın paylaştığı, yönetmenliğini ise David F. Sandberg’in (ilk filmi “Lights Out” çok daha iyidir örneğin) üstlendiği “Annabelle: Kötülüğün Doğuşu” tam size göre olabilir.

A+ A-