Kapat
A+ A-

‘Güz Şarkıları’nın solisti Güvenç Dağüstün: Albümü dinleyenler 'umut oldunuz' diyor

‘Güz Şarkıları’nın solisti Güvenç Dağüstün, albümü dinleyenlerin şu sözlerle karşılık verdiğini açıkladı: Umut oldunuz
Yayınlanma tarihi: 19 Ocak 2018 Cuma, 20:48

[Haber görseli]

Nâzım Hikmet, Can Yücel, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Behçet Aysan, Ahmed Arif, Attilâ İlhan gibi şairlerin Fazıl Say tarafından bestelenen şiirleri, opera sanatçısı Güvenç Dağüstün’ün sesi, Ece Dağıstan’ın piyanosuyla “Güz Şarkıları” albümünü oluşturmuştu. Albüm, Ada Müzik etiketiyle 7 Aralık 2017’de raflardaki, 29 Aralık 2017’de de dijital platformlardaki yerini almıştı. Fazıl Say’ın “Türkiye’de ve dünyada en çok beğenilen albümüm olabilir” şeklinde bahsettiği albümü Güvenç Dağüstün’le konuştuk. Dağüstün, ilk bir ayda gelen tepkileri anlatırken şubat itibarıyla gerçekleşmeye başlayacak albüm konserlerinin de müjdesini verdi.

- Nasıl tepkiler aldınız albüm hakkında?

Beklediğimden çabuk güzel tepki aldık. Mesela eğer bu satış rakamıysa, martta nisanda ulaşacağımız satış rakam, birinci ayın sonunda geldi. Ondan sonra, böyle “Hangi şarkı tutar, hangisi sevilir” diye düşünülür ya, hepsinin çok seveni oldu ayrı ayrı. O da sevindirici bir şey oldu. Yani hep olumlu şimdiye kadar tepkiler.

-  Albümün yapım sürecinde Fazıl Say yurtdışındaydı. Nasıl bir süreç oldu bu?

Zor oldu. Çünkü biz bu şarkılar bestelendikten ve bize emanet edildikten sonra Ece’yle bana, önce biz sadece piyanoyla beraber Ece’yle çalışmaya başladık. Bütün yazımız öyle geçti. Sonra Fazıl geldi, bütün ekip Fazıl’la beraber bir tane prova yapabildik. Ama herkes çok iyi müzisyen, hepsi sazının ustası olduğu için o yeterli bir prova oldu. Sonra stüdyoya girdiğimizde Fazıl Say, Çin’deydi.

- Bu sizi rahatlattı mı biraz, yoksa tersi mi?

Biraz rahatlığı da oldu tabii. Hem de dezavantaj yani, çünkü bestecisi yok orada, “Gelince ne diyecek bakalım” düşüncesi vardı. Ama orada İbrahim Yazıcı çok yardımcı oldu bize. O, bizim Nâzım Oratoryosu’nda da beraber çalıştığımız şef arkadaşımız. Kayıtlarda yanımızda oldu, bayağı kolaylaştırdı işimizi. Çok destek oldu.

- Dönüşte Fazıl Say’ın tepkisi nasıldı?

En son gün hepimiz bekliyoruz, “Gelecek bakalım ne diyecek” diye. Bayağı büyük bir gerginlik. Ondan sonra “Ben stüdyoya gelirim, siz gelmeyin, dinleyeyim tek başıma” dedi. Stüdyoya gittikten 1 saat sonra aradı bizi, gittik. Çok beğenmiş. Tebrik etti. “Söyleyeceğim hiçbir şey yok, çok mutluyum sonuçtan” dedi.

- O an ne hissettiniz?

Çok rahatladım. Ben zaten bir gün önce uyuyamadım bütün gece. Ondan sonra bayağı bir rahatladım.

- Bir de kısa bir stüdyo dönemi geçirmişsiniz sanırım?

Ben zaten şunu hiç anlamıyorum. Yani, bir albüm için giriyorlar, “6 aydır stüdyodayız” diyorlar. Herhalde besteleri bile stüdyoda yapıyorlar diye düşünüyorum. Biz güzel güzel provalarımızı yaptık, çalıştık. Stüdyoda kaydetmek kaldı. 6 günde kaydedildi. Pieter Snapper gibi harika bir tonmaysterimiz vardı. Onunla da daha önce beraber çalışmıştık. Nâzım Oratoryosu’nu canlı kaydetmişti. Öyle profesyonel bir ekiple çalışmak işi hızlandırdı.

- Fazıl Say, bu albümden hep “Aile işi” şeklinde bahsediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Evet, öyle. Çok eski arkadaşız. Yirmi yılı aşkın bir sürelik dostluğumuz var. Ben Ece’yle de 99 yılında Viyana’dan tanışıyorum. Ece’yle Fazıl da öyle. O zamandan beri hep beraberiz. Beraber müzik de yaptık. Ben daha önce Fazıl’ın eserlerini de söyledim. Ondan sonra Ece’yle beraber çok konser yaptık. Bu üçlü bir araya gelip müzik yapınca normalde birbirini tanımayan üç kişinin hızından biraz daha hızlı ve kolay çalıştık tabii.

‘Operaya çalışır gibi...’

- Galiba albümden önce kampa girmişsiniz...

E tabii. Sıradan bir pop albümü değil bu. Sekiz tane şarkı var sekizinin de farklı farklı söylenmesi gerekiyordu. Hepsi başka bir şan tekniği kullanarak söylenmeliydi. Onun için de opera temsiline çalışır gibi ciddi çalışmak gerekiyordu. Ben belki uzun zamandır öyle bir çalışma yapmamıştım. Çünkü uzun zamandır opera söylemiyorum. Ben de gereğini yaptım. Sonuç da sürpriz olmadı.

- Ece Dağıstan ile çalışmak nasıldı?

Onunla yakın dostuz zaten. Birlikte Viyana’da da Türkiye’de de çok konser yaptık. Hiç yadırgamadım ben. Fazıl Say’ın şarkılarını yıllarca Fazıl Say’la söyledim. Ece, hiç Fazıl Say’ı aratmadı diyebilirim bu projede.

- Fazıl Say, albümünden “En sevilen albümüm bu olabilir” şeklinde bahsediyordu.

Gerçekten de yakaladı insanları diye düşünüyorum. Böyle bir albümün böyle bir Türkiye’de başarıya ulaşması umut verici. Dinleyenlerin de söylediği bir şey bu: “Umut oldunuz.” Böyle bir karşılık alınca biz de böyle iyi yapılan, kaliteli yapılan şeylerin de değer gördüğünü anlamış oluyoruz. O da gerçekten umut verici.

- Bunun nedeni halka yakın olması mı sizce?

Bence yakın. Şairler de zaten çok yakın ve o şairleri çok iyi anlayıp bestelemiş bir besteci var. Yani, şiir kötü bestelendiği zaman çok kötü duyulabilir. Zarar da verebilir. Ama burada şiiri, şairi çok iyi anlamış bir besteci var.

[Haber görseli]

‘Babamın okuduğu şiiri seslendirdim’

- Sizin için de albümdeki Nâzım Hikmet şarkılarının özel bir anlamı var sanırım.

Babamın 1977 yılında yaptığı bir “longplay (uzunçalar)” var. Onda bir yüzünde türküler, bir yüzünde besteler var. İki yüzünde de birer şiir var. Birinde “Bugün Pazar” şiiri. Sonra Nâzım Oratoryosu’nu bestelediğinde Fazıl, benim sololarımdan biri, “Bugün Pazar”dı. Bu albümde de “Akrep Gibisin” var. O da yine babamın plakta ikinci yüzde okuduğu bir şiirdi. O da bu albümde geldi. Tesadüf oldu.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Güvenç Dağüstün, İbrahim Yazıcı, Ahmed Arif