A+ A-

Laneth bir gece daha

Laneth dergisinin yaramaz çocukları, o güzel geceden tam bir yıl sonra yeniden aynı yerde, 10 Şubat Cumartesi akşamı Salon’da toplaştı.
Yayınlanma tarihi: 12 Şubat 2018 Pazartesi, 22:42

Binanın arka kapısına ilk demir atan Parkinson Şeref olmuştu, elinde bir şişe köpek öldüren. “Cankuş” diye seslenip benden kapıya adını yazdırmamı isterken, bir 10’luk çarpmayı da ihmal etmedi. İçerideki mesaisi uzun sürmedi mamafih; sahnedeki Razor’ın solistine tişört fırlatınca daha ilk dakikada kırmızı kartı gördü. Tünay Akdeniz’i takdim eder misin demişti Laneth Çağlan. Memnuniyetle! Doksanlarda dolanan gecede, zaman makinesine binerek yetmişlere yolculuk ettik Big Rocker eşliğinde. Baba ilk 45’liklerini yaptığı günlerdeki takılarla sahnedeydi; arkasında davulda Alpay Şalt, basta Çağatay Ateş ve Cem Gürel, gitarda Taylan Dedeoğlu.

Bildiklerimize istinaden bir de albümde olmayan “Deniz Kızı”nı seslendirdi. Sesi yıllanmış şarap gibiydi, bir de heyecan tabii. Nasıl olmasın bu onun ilk konseri, 43 yıl sonra ilk defa bu şarkıların solisti olarak sahnedeydi. Uzun zamandır çalmayan Murder King’den sonra Rashit sahne aldı, ki onlarda bu kadroyla 18 yıl sonra ilk kez bir aradaydı: davulda Gökhan, basta Bülent, gitarlarda Tolga ve Atilla, vokalde Oğuz. “Katilin Adı Yok”, “Paran Yoksa Öl”; aradan geçen zamana karşın memleket gündemi halen değişmemişti, ya da yıllar eskitememişti Rashit’i. Minik sürprizler yaptı Rashit, camianın birkaç azılı herifini sırayla sahneye çağırdı: önce Erdem Çapar, ardından Sattas Orçun, derken Radical Noise Kerem ve son olarak da Bülent “Kötü Kedi Şerafettin” Üstün. Bülent girer girmez ayakkabıları ve pantolonu fora etti; meğer o doksanlı yılların rakçılarına özenirmiş hep, altından bir tayt çıktı.

Böylece punk sahnemizin ilk striptizcisi oldu. Komik bir dans eşliğine söylediği “Dinozor Ta...ı”ndan sonra pantolonu seyirciye fırlatınca eve taytla döndü. Gecenin en kalabalık zamanı; ortalık yıkılıyordu, headbang, pogo ve stagedive yapanlarla. Mekân kolonundan kirişine, zemininden tavanına zangır zangır titriyordu; kulak sağlığı için söz veremem, ama tüm böbrek taşlarımızın kırıldığını garanti edebilirim. Asafated “Tout Va Bien” kısaçalarındaki parçalarla sahne alırken “Burried in Mud”ı yakın zamanda kaybettiğimiz Apaçi Ayhan ve Eloy Hakan için çaldı. “Telefonlarınızı cebinize sokun ve konserin keyfini çıkarın” diye sitem etti basçı solist Tanju. Taraftarı olduğu Efes Pilsen basket takımının 40. yıl formasıyla çalan Tanju’nun sahne hâkimiyeti altında eriyen kalabalık, Fransız devrimine ön saflarda katılan yoksulları andırıyordu.

Topluluk bitirirken “Kaybolmuş Masumiyet” parçalarından medley yaptı. Son topluluk 11 yıl sonrasahneye çıkan The Climb, iki tanesi dışında tamamı birinci albümden seçilmiş bir repertuvarla. Tiyatral bir figür olarak solist Gökalp Ergen’in vücut dili ile şarkının sözleri adeta bütünleşmiş. Kadroda bir tek davulcu Alen Konakoğlu yeni; elemanlar eskisi gibi harika çalıyorlar yine. Sadece eskiden olduğu gibi kafasını mikrofonla vurarak yarmıyordu Gökalp. Geceye son noktayı koyacak olan Nikki Wild’ın DJ kabini sahnede göründüğünde, bizler de yedi saatin üzerindeki bu maratondan hoşaf gibi çıkıp ağır ağır evin yolunu tutmaya hazırlanırken, Parkinson Şeref yeniden içeriye girebilmek için halen güvenliği zorluyordu.

([email protected])

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer