Kapat
A+ A-

Hiç “normal bir işim olmadı!

Mehmet Fırıl, müzik alamlerinde ismi “tatu fly?”. Zamansız, sözsüz, akılda kalıcı, bu topraklara ait ve tekinsiz bir müzik yapıyor. Dinlemeden anlamak zor. Müziğinin mazisinde çoçukluğu ve müzik yapmak için verdiği mücadele yatıyor. “Somewhere Around Nowhere” albümü ise oğluna bir miras
Yayınlanma tarihi: 21 Temmuz 2014 Pazartesi, 10:01

[Haber görseli]Mehmet Fırıl yaklaşık 15 yıldır yazdığı parçalarda, batı enstrümanları ile hazırlanan altyapılar üzerine gelen, etnik tınılar, zaman zaman perdesiz gitarlarla kendini gösteren Türk makamları ile tanıdık, bildik gibi tınlayan ancak zamansız, mekansız ve tekin olmayan karanlık hikayelerle oluşturmuş Tatu Fly?'ı. “Tatu fly?”da Türkiye'de ve yurt dışında toplama albümlerde yayınlanmış şarkılar da var. “Nowhere”, Home Sapiens adındaki toplama albümde, "City of Lost Children” “From Constantinople to Istanbul”da, “In This Room” Elec-Trip Records tarafından hazırlanan “İstanbul Calling Ethnic–Electronic Vol.2” karşımıza çıkmıştı. “Somewhere Around Nowhere”de toplam 13 şarkı var. Mehmet Fırıl “tatu fly?” Dışında “Mi Kubbesi” albümü sonrasında Nekropsi’ye, “Atomların Harika Dünyası” ve “Kontrol” albümlerinde “110” grubuna ve “10-9-8-7… Geri Sayım” albümü sonrası Özlem Tekin’e bas gitarı ile sahnede eşlik etmişti.

-Mehmet Fırıl kimdir, nerede başlıyor hikayeniz?

Almanya'da büyüdüm, 10 yaşına kadar oradaydım. Sonrasında da ailem her Türk ailesinin yaptığı gibi beni Türkiye'ye yollandı. Çok travmalar yaşadım, burayı sevemedim, oraya özlemedim. Tuhaf bir şekilde ortada kalmıştı. Kültürel farklar beni büyük çarptı. Ailem de gelgit içindeydi, böyle olunca da kayıp bir çocukluk yaşadım. Tek derdim de müzik oldu, sığınak gibiydi ama ailem müzik yapmamı da istemiyordu çünkü hayata dair kaygıları büyüktü.“Önce paranı kazan, sonra ne yaparsan yap!” diyorlardı. Hakları da vardı belki ama ben öyle yaşamayacağımı anlamıştım. Ne zaman bir melodi duysam kulağım dikilir, nadir izlebildiğimiz müzik kliplerine baka kalırdım. İşte kendimi o zaman keşfettim. En sonunda babama diklenmeye başladım; “ben konservautvar okuyacağım” diye ama konservatuvar yaşım geçti! 20'li yaşlarda müziğe başladım ama terosini hiç bilmedim, öğrenmek de istemedim. Kendim çalıyordum, enstrümanlar topluyordum. Müziği elyordamı ile öğrendim.

- Hayatınızı nasıl kazanıyordunuz, üniversitede neler yaptınız?

Hep barlarda çaldım, onunla hayatı idare ettim. Hala da çok az kazanıyorum ama mutluyum. 41 yaşındayım ve 10 yaşında bir oğlum var. Hiç “normal bir işim olmadı!

Aslında sinema televizyon mezunuyum, üniversite zamanında sektörde çalıştım ama bu sömürü düzenine uyum sağlamayadım, katlanamadım, çok ciddi insan kullanıyorlar, saati yok, gecesi gündüzü yok!

- Müzikal tavrınız nasıl oluştu?

Çocukluğum Barış Manço'nun “2023”ü ile geçti. O albüm çok iyi bir Pink Floyd analizi aslında. Aynı dönemde Erkin Koray da Jimi Hendrix gibi çalıyordu mesela ateşli, yakıcı. Benim elimde üç plak zaten çocukken. Sonuncusu da Moğallar'dan “Dümtek” Saniye saniye ezberimdeydi bu üç ismin şarkıları. Zaten babam birgün “yeter” diyerek “2023”ü kırdı! Hala yok plak bende. Babam ise 35 yaşıma gelip Özlem Tekin ile çalmaya başladığımda müzisyen olduğuma inandı. İşinözü bu isimler bu coğrafyanın makamlarını dünya müziğine iyi yerleştirmişlerdi. Ben de bunu yaptım. Ayrıca bu albüm oğluma bir miras, ona güzel şeyler bırakmak istiyorum. İçinde ona da bir şarkı var. Asıl kırılma Evren Uysal ile tanışmam oldu.

2005 yılında Evren Uysal internette “tatu fly?”a rastlamış, müziğimi çok beğenmiş ve beni Elec-Trip Records Oğuz Kaplangı ile tanıştırmıştı. Sonrasında parçalarımı lisanslamak üzere benimle edisyon sözleşmesi yapmışlardı. Bu sayede “tatu fly?” EMI France ın çıkarttığı “From Constantinople to Istanbul” adlı toplamada “City of Lost Children” isimli parçası ile yer aldı. Hemen ardından “In This Room” Elec-trip Records un çıkarttığı “İstanbul Calling Ethnic–Electronic Vol.2” toplama albümündeydi.

- Albümde söz yok, melodiler ise tekinsiz. Karanlık hikayeler anlatıyor gibi albüm.

Sentetik sesleri ve makamları karıştırmayı seviyorum. Seslerle kendimi anlatıyorum, yontmuyorum, ses trafiğini ticari müzik pazarın ışıklarıyla da yönlendirmedim. Sözlü müzikte tek bir mesaj var, burada sonsuz duygu veriyorum dinleyene. Sabah dinlesen ayrı, akşam ayrı, gece ayrı yere götürür, ayrı şey düşündürür bu müzikler. Bu albümle dünyaya bir iz bırakıyorum, derdim tasam böyle. Karanlığa gelirse, bocalayan bir adamın hikayesi bu. Çok kere kırıldım, çok kere küstüm hayata ama devam etmekten başka şansım yoktu. Bir dönem eve kapanmıştım, çok karışıktım, sonra gerçeklerle yüzleştim ve duruldum. En sonunda harekete geçtim. Bunlar da şarkılara yansıdı, on yıllık bir envanter bu. Mesela “Jellyfish” diye bir şarkı var, bir dönem psikiyatristim nasıl hissettiğimi sormuştu, “ben de karanlıkta yüzen bir denizanası gibi hissediyorum” demiştim. O şarkı buradan geldi mesela. İstediğimi yapabilmek için büyük sıkıntılar çektim, ailemin tercihlerini kabul etmediğin için hep az, hep zor yaşadım. Kimse suçlu değil elbette çünkü ben mutluyum. Eşim bu anlamda beni hep istediğime itti, dibe düştüğümde beni o çıkardı. “My Angel” şarkısı da ona ait.

Cumhuriyet İMECESİ