Liseye geçiş sistemi her çocuğun istediği okul türüne gitmesini sağlamıyor; Okul garantisi yok!

En az “fırsat eşitliği” kadar önemli bir kavram “sonuçlarda eşitlik”. Benzer fırsatlar sunulmasına rağmen kurumlar arasındaki başarı farkı çok yüksekse sonuçlarda eşitsizliğe neden olan faktörlere odaklanmak yerinde olur.

02 Mart 2020 Pazartesi, 04:00

Bu yıl 8. sınıfı tamamlayan öğrenci sayısındaki artış, liseye hem sınavlı hem sınavsız yollarla geçişi etkileyecek. 7 Haziran’da Liselere Geçiş Sınavı’na (LGS) girecek öğrenciler, hayallerindeki okullara mı girecek yoksa istemedikleri türde liselerde öğrenim görmeye mi zorlanacak, açıkta mı kalacak bilmiyor ve kaygı duyuyor. Eğitim Reformu Girişimi politika analisti Yeliz Düşkün, liselere geçiş sistemine ilişkin sorularımızı yanıtladı: 

- Bu yıl LGS’ye 600 bin daha fazla öğrenci girecek. Tüm öğrencilerin istediği okula gitmesi mümkün olabilecek mi sizce? 

2018’den bu yana liseye geçişte sınavlı ve sınavsız iki yol var. LGS’ye girmek zorunlu değil, ancak 2019’da 8. sınıfı tamamlayanların yüzde 85’i LGS’ye girdi. Bu yıl 8. sınıfı tamamlayan öğrenci sayısındaki artış liseye hem sınavlı hem sınavsız yıllarla geçişi etkileyecek. Sistem sınavla da olsa sınavsız da olsa, her bir çocuğun istediği okul türüne gitmesini yüzde 100 garanti altına almıyor. Ancak MEB yetkilileri tarafından 2019 yılında öğrencilerin 1. tercihleri olan okul türlerine gitme oranlarının arttığı, bunun da kontenjan artışları ile sağlandığı belirtiliyor. 

- Bunun mümkün olabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’nın ne yapması gerekiyor? Yapılan açıklamaları yeterli görüyor musunuz?

Bakanlık yetkilileri, kontenjan artışı üzerinde durulduğunu, derslik ve okul yapımına ağırlık verildiğini ifade ediyorlar. Çalışmaların il düzeyinde yürütüldüğü de belirtiliyor ki bu oldukça önemli; çünkü okul ve derslik ihtiyacı ilden ile farklılık gösterecektir. Yapılan yatırımlar konusunda kamuoyuyla daha net bilgiler paylaşılırsa öğrenciler, veliler ve eğitimciler bu süreci daha az kaygılı geçirebilirler. Bir yandan yeni derslik inşa edilirken bir yandan da depreme dayanıklı olmadığı için boşaltılan okullar söz konusu, ancak bu okulların sayısı hakkında kamuoyuyla paylaşılan bir bilgi bulunmuyor. Yeni yatırımlara rağmen sınıfların kalabalıklaşması söz konusu olabilir. 

- İstenen okul türlerinde kontenjan kalmazsa ne olacak? Açık liseye giden öğrenci sayısıyla ilgili öngörünüz var mı?

Mayıs 2019’a ait verilere göre, örgün eğitim çağında olduğu halde açık lisede öğrenim gören 14-17 yaş arasındaki çocukların sayısı 254 bin 476. Bu sayı bir önceki yıla göre gerilemiş durumda. 2020-2021 öğretim yılında bu sayı, lise çağındaki toplam çocuk sayısındaki artış nedeniyle yeniden artabilir. Oransal olarak bakarsak Türkiye’de örgün eğitim çağındaki 14-17 yaş aralığındaki çocukların yüzde 4.9’u açıköğretim liselerinde öğrencidir. Önümüzdeki yıl eğer oransal olarak bir artış olursa bunu kontenjan sorununa bağlamak mümkün olabilir, ancak bu konuda öngörüde bulunmak pek mümkün değil. 

SONUÇLARDA EŞİTLİK 

- Var olan liseye geçiş sistemi, sınav kaygısını azaltıyor mu? Fırsat eşitliğini sağlıyor mu?

Var olan sistemde öğrencilerin yüzde 15’lik bir bölümü sınava girmiyor. Bu çocuklar için sınav kaygısının ortadan kalktığı iddia edilebilir. Öğrencilerin büyük bölümü sınava giriyor ama sınavsız girilebilen okulların fazla olması sınav kaygısını azaltan bir etmen olabilir. Fırsat eşitliği ise oldukça derin bir konu. Ortaokul, halihazırda öğrenme açısından en sorunlu kademe. Uluslararası bir değerlendirme sistemi olan TIMSS sonuçları, 4. sınıftaki akademik başarının 8. sınıfta azaldığını gösteriyor. Ortaokul kademesinde okullar arasındaki başarı farkını gidermek, bunun için özellikle öğretmen ve fiziksel koşul bakımından “dezavantajlı” durumdaki kurumlara müdahaleler yapmak önemlidir. Sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif etkinlik olanakları sunmak da fırsat eşitliğinin bir parçasıdır. Öte yandan en az “fırsat eşitliği” kadar önemli bir kavram “sonuçlarda eşitlik”tir. Eğer benzer fırsatlar sunulmasına rağmen kurumlar arasındaki başarı farkı çok yüksekse, sonuçlarda eşitsizliğe neden olan faktörlere odaklanmak yerinde olur. Bunun için çeşitli öğrenci özelliklerini, örneğin çocuk yoksulluğunu dikkate almak gerekir. 

- Dezavantajlı bölgelerdeki öğrencilerin liseye geçiş sisteminde yaşadığı farklı sorunlar var mı?  

Türkiye genelinde ortaöğretim kademesinde derslik başına düşen öğrenci sayısı 20. Bu sayı ilden ile değişiklik gösteriyor. Örneğin Hakkâri’de 25, Van’da, Kahramanmaraş’ta ve Kilis’te 24, İstanbul’da 22. Öte yandan, bölgeden veya ilden bağımsız olarak, çeşitli nedenlerle dezavantajlı durumdaki çocuklara odaklanmak da iyi bir bakış açısı olabilir. Türkiye’de öğrencilerin sosyoekonomik olarak ayrışmış bir biçimde okullara dağıldığı görülüyor. Yani belirli bir okuldaki öğrencilerin sosyoekonomik durumu genel olarak birbirine benziyor. Okullar arasındaki olanaklar bakımından farkları kapatmak bu bakımdan da önem taşıyor.

AYRIŞMA ÖNLENMELİ 

- Her yıl 1 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisinin ortaokuldan mezun olduğu, hemen tüm öğrencilerin az sayıda “iyi” okula girmeyi hedeflediği bir sistemde liseye geçiş nasıl olmalı? 

Burada kilit nokta “iyi okul” diyebiliriz. Elbette tarif daha da genişletilebilir ama kısaca çocuğun gelişimini akademik, sosyal, sanatsal vb. tüm yönleriyle destekleyen, hiçbir çocuğu geride bırakmama hedefi olan, bir kurum kültürü olan, öğretmenlerinin aidiyeti yüksek, yöneticileri niteliğin gelişimine liderlik yapan okullar olarak tarif edebiliriz bu liseleri. Bu kurumlar yaygınlaştıkça liseye geçiş daha az tartışılacaktır diye tahmin ediyorum. Başka bir deyişle liseye yerleştirme, buzdağının görünen kısmıdır. Nitelikli eğitime erişim sınırlı olduğu sürece, rekabetçi olmayan ve öğrencilerin iyi olma halini destekleyen bir geçiş sistemi tasarlamak mümkün görünmüyor.

Kanada’da 2000’lerden itibaren eğitim kurumlarının niteliğini yükseltmek ve kamuoyunun güvenini kazanmak amaçlandı. Almanya’da da öğrencilerin lise çağında sosyoekonomik olarak ayrışarak farklı okul türlerine gitmelerini engellemek için farklı okul türlerini birleştirme yoluna gidildi, daha heterojen okullar amaçlandı. Singapur ise sınav sistemindeki değişikliğin zamana yayılarak yapılması bakımından iyi bir örnek sayılabilir. Türkiye, bir başka ülkedeki modeli bire bir kopyalayamaz ama liseye geçişte yaşanan sorunlar Türkiye’ye özgü olmadığı için farklı ülkelerin stratejilerini incelemekte yarar vardır. İyi örneklere bakıldığı zaman üç konu öne çıkıyor: tüm okulların niteliğini artırmak, sosyoekonomik ayrışmayı önlemek, reformları zamana yaymak.